İçten Kozmoza – XXVI I Ayşe ÜNÜVAR: “Yazmak Bir Düştü Benim İçin Ve Bu Düşün İçindeyim Hâlâ.”

Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.

 

İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?

Çocuk içimde bitmek tükenmek bilmeyen bir merak, doğaya, insana ve şeylere dair bir merak. Öyle ki yetişkinlerin, filozof nitelemesi ile karşılaştığım günler olurdu da vazgeçmezdim iç sesimin yolculuğundan. Filozof nedir ne değildir bilmediğim çocuk günler yaş ilerledikçe derinleşerek evrildi…

Ağzı açık kuyulara eğilip kendimi aradığım, gölgelerin içinden geçmeye çabaladığım, bulduğum her tohumu toprağa gömüp ne çıkacak diye beklediğim zamanlardı… Sonra büyüdüm. Büyümek neyse ve içimdeki soruların hiç değişmediğini fark ettim. Başka bakıyordum. Bambaşka algılıyordum ve iç sesim durmadan benimle at koşturuyordu… Ve belki de hiç fark etmeden başladı yazarlık, ders anında kitabın kenarını yazmakla, defterlerin kapaklarını yer kalmayacak kadar doldurmakla ve bu küçük kenar yazılarına eşlik eden okuma aşkı.

Ortaokulda Türkçe Öğretmenimin okulun küçük kütüphanesindeki kitapların neredeyse tamamını okumam için teşvikiyle (Bu ay kaç kitap okudunuz? Diye sorardı, bir, iki, belki üç diyen çıkardı. Ayşe sen kaç kitap okudun diye sormasını heyecanla bekler bütün arkadaşlarımdan fazla okuduğumu söylemeyi gururla dile getirirdim ama “Yeterli değil” diye kesip atışına her seferinde gözlerim dolarak şahit olurdum…

Bir gün dayanamayıp derse gelmeden önce öğretmenler odasının kapısını saran yeşil sarmaşığın arkasına saklanarak bekledim, Şerafettin Öğretmenim çıktı ve beni gördü. Anlamıştı sanki. Geleceğimi biliyordu ve bana yaklaştı; Söyle bakalım dedi, Ağlamaktan konuşamıyordum ve Ne kadar çok okusam da sizden aferin alamıyorum, bir tek kitap okuyan arkadaşımı bile tebrik ettiniz ama ben beş kitap okuduğum halde yeterli değil demekle yetindiniz. Deyince, içten bir gülümseme ile bana baktı ve: “Evet yeterli değil” diyerek sınıfa yürüdü. Yıkılmıştım ve bir daha bu soruyu sormaya cesaret edemedim ama okumayı da bırakmadım. Kütüphaneden daha çok kitap alıyor dikkatle okuyup geri veriyordum ve bir gün kütüphanede görevli abla “Şerafettin Hoca’nın dediği bütün kitapları okudun sanki” deyince, Öğretmenimin ne yapmak istediğini anladım ve koşarak yanına gittim; bana uzun uzun bakıp: “Bazılarına bir tek kitap yeter bazılarına ise hiçbir kitap yetmez kızım, okumaya devam et lütfen dedi”

Okumaya devam ettim. Ediyorum. Yazmak bir yolculuk, okumak da öyle. Aslında her şey bir yolculuk çünkü anlam yolda ve insan sanki anlamak, anlamlandırmak için dünyaya geldi. Evrendeki her şey kendince anlamlı kendince derin kendince çok özel ve bu sebeple yaratıldı… Yazmak bir düştü ve bu düşün içindeyim, gerçek oldu mu bilemem ama hem düşün içindeyim hem hala düşlüyorum. Bu durum bana çok büyülü geliyor, bir baykuşun dalda bekleyişine rast gelmişsem, buna bin mana çiziyor içim ve kalem kâğıda düşüyor, sonra yazmak, sonra bakmak sonra anlamak yeniden yoğrulmaya başlıyor kader defterimde…

Ve

Yazmak düşü düşleyen herkese yazılsın duası ile yazı yolunda adımlamaya devam ediyorum…

Yazdığınız onca hikâye karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hala da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?

Aslında bu soruya cevap verebilmek oldukça güç. Zira sorular zamanla değişebiliyor, hayatın karşınıza çıkardığı renkler değişebiliyor, şeylere verdiğiniz anlamlar değişebiliyor, hatıraların kalbinizde kalan yeri bile değişebiliyor. Bunca değişen de değişmeyen nedir peki? Sanırım sizin de benim de anlamaya çalıştığımız şey bu? Temel soru ne? O halde yola düşelim ve beraber arayalım. Felsefesi olmayan kavgaları bile anlamlandırmakta güçlük çeken zihnim, “NEDİR” diye sorar? Anlamak nedir? Sevmek nedir? Yaşamak nedir? İnanmak nedir? Aşk nedir? Hakikat nedir? Ahlak nedir? …vb. Nasıl diye sormak benim için düş değil, düşleri düşleyen kalbim DÜŞ NEDİR? Diye sorar ve düşler! Nasıl düşlenileceğini bilmek büyüyü yok eder çünkü… Ya da nasıl yaşanır? Nasıl sevilir? Nasıl ahlaklı olunur? Nasıl âşık olunur? Sorularının cevabı büyülü değildir. Oysa kalbim hep büyülü olanı arar ve AŞK NEDİR? diye sorar…

Teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Ayşe ÜNÜVAR

    • Felsefe Öğretmeni, Uzman Psikolojik Danışman, Yazar.
    • 1974’te Seydişehir’de doğdu.
    • Çukurova Üniversitesi Felsefe Grubu Öğretmenliğini bitirdikten sonra, Selçuk Üniversitesi Rehberlik Psikolojik Danışmanlık Bölümü Psikolojik Hizmetler Alanında Yüksek Lisans yaptı.  
    • Halen Felsefe Öğretmeni olarak görev yapmaktadır.
    • Edebi alanda yayımlanmış; 4 Romanı ve 3 Öykü kitabı bulunmaktadır. (1-YÜREĞİME CEMRE DÜŞTÜ (roman) 2- KÖR KALBE AŞK DOKUNMAZ (roman) 3-BEKLEYİŞ (roman) 4-CEBİMDEKİ FESLEĞEN (öykü) 5- KUŞLAR DA DÜŞ GÖRÜR (roman) 6- HİKAYEMİN İNCİNDİĞİ YERDEYİM (öykü) 7- YARALI BADEM AĞACI (öykü))
    • “Hem Kadınım Hem Elif” Adlı Öyküsü ile Kayseri Belediyesi Emir Kalkan ödüllerinde Mansiyon almış olup, “Hikayemin İncindiği Yerdeyim” Adlı öykü kitabıyla 67. Sait Faik Abasıyanık, Hikâye Armağanı kısa listesinde yer almıştır.  
    • Ayrıca “Hikayemin İncindiği Yerdeyim” Adlı aynı öykü kitabıyla 32. Haldun Taner Öykü ödülleri kısa listesinde de yer almıştır.
    • Türk Dili, Türk Edebiyatı, Notos, Söğüt, Türkay, Hece Öykü, Karabatak, Kümbet, Diyanet Aile, Geçerken…vb dergilerde öykü ve makaleleri yayımlanmıştır. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir