Her ikisinin de babası siyasi baskıların, rejimin acımasız çarklarının, yani revizyonist terörün kurbanı…
Her ikisi de totaliter Sovyetler Birliği’nin en parlak, en saygın isimleri…
Ve Sovyet devletinin sarsılmasında, nihayetinde çökmesinde her ikisinin de benzersiz, unutulmaz hizmetleri oldu.
Cengiz Aytmatov, “Gün Olur Asra Bedel” romanında “mankurt” kavramını edebiyata kazandırdı. Aslında bu mankurt efsanesiyle, Sovyet devlet ideolojisinin sömürgeci politikalarını açıkça ifşa ediyordu. “Gün Olur Asra Bedel”, Sovyet ittifakı çatısı altında yaşayan halkların milli hafızasının uyanışında hayati bir dönüm noktası oldu. Aytmatov, evrensel bir yazardı; evrensel düşünürdü. Kozmik bir tefekküre sahip olan bu büyük usta, dünya dışı bir medeniyetin var olduğu “Ormanlık-Döş” gezegeninin simgesinde, aslında kendi doğup büyüdüğümüz yeryüzünde de ideal bir dünyanın kurulabileceğine tüm varlığıyla inanırdı. En önemlisi de okuru bu kendi hakikatine inandırmayı başarırdı…
Oljas Süleymanov ise dünyanın en eski medeniyet ocaklarının küllerinde, Türk bahadırlarının atlarının nal izlerini arıyor ve aradığını buluyordu da. Henüz gencecik bir şairken, Rusların XII. yüzyıla ait en eski yazılı abidesi sayılan “İgor Destanı”nda çok sayıda Türkçe kelime barındığını kanıtlamıştı. Bu da demekti ki, en eski Rus yazılı anıtı aslında Ruslar ve Türkler tarafından ortaklaşa ortaya konmuş bir kültür mirasıydı.
Kazak halkının bu yiğit evladı, Rusya’nın en ünlü siyasetçileri, dilbilimcileri, edebiyatçıları ve tarihçileriyle giriştiği tartışmalarda, Türklerin Rus kültürünün harcındaki o belirleyici rolünü sarsılmaz kanıtlarla ortaya koyuyordu. Bu ilmi cesareti, hayatını defalarca tehlikeye atsa da (hapsedilme tehdidinden suikast girişimlerine kadar), bu korkusuz insan kendi hakikatinden tek bir adım bile geri atmadı. Kıymetli araştırmalarında, Türk kültürünün Avrupa medeniyetine sunduğu katkılardan da her zaman büyük bir gönül zenginliği ve gururla bahsetti.
Oljas Süleymanov; büyük bir şair, yazar, tarihçi, dilbilimci ve edebiyat tarihçisi olmanın yanı sıra, aynı zamanda seçkin bir kitle önderi, güçlü bir siyasi figürdür. Mıknatıs gibi çektiği kitlelerle 1989 yılında “Nevada-Semipalatinsk Nükleer Karşıtı Halk Hareketi”nin temelini attı. Aynı yıl, liderliğini yürüttüğü bu uluslararası nükleer karşıtı hareketin yarattığı büyük kamuoyu baskısıyla, Semipalatinsk’teki nükleer deneme sahası nihayet kapatıldı ve nükleer silah denemelerine son verildi. Süleymanov, bu başarıyı anlatırken gururla, Semipalatinsk nükleer poligonunun varlığına doğrudan halkın iradesiyle son verildiğini itiraf eder. Yani kendi devasa dehasından önce, arkasında duran halkının eğilmez azmini selamlar. Tam da bu vesileyle, Amerikalılar kendisini Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermek istediklerinde Süleymanov: “Dünyada onlarca nükleer deneme alanı hala aktifken ve biz barışsever halkımızla sadece Semipalatinsk’teki faciayı durdurabilmişken, diğer bölgelerde bu silahlar patlamaya devam ediyorsa, benim Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmem söz konusu bile olamaz,” diyerek asil bir duruş sergilemişti.
Cengiz Aytmatov, 10 Haziran 2008’de aramızdan ayrıldı. Aytmatov’un toprağa verildiği 14 Haziran gününü Kırgızistan hükümeti tüm ülkede “milli yas” ilan etti. Büyük bir yazara gösterilecek kadirşinaslık, ancak bu kadar yüce olabilirdi.
Oljas Süleymanov ise bu ayın 18’inde 90. yaşına ayak bastı… Bu ayın 26’sında Almatı’da ulu çınarımız için “Kendi Toprağının Elçisi” adıyla VII. Uluslararası Forum düzenleniyor. Bu uluslararası foruma dünyanın dört bir yanından davet edilen seçkin bilim insanları, edebiyatçılar ve siyasetçiler katılarak bildiriler sunuyor (Halk Yazarı Anar Bey de bu etkinliklerin değerli konukları arasında). Oljas Bey, sağlık sorunları sebebiyle kendi adına düzenlenen bu forumda bizzat yer alamıyor. Ancak bu mecburi durum, etkinliklerin görkemine ve başarısına zerre kadar gölge düşürmüyor. Çünkü dünyanın dört bir yanından gelen delegeler, Kazakistan’a, o çok sevilen mütefekkir Oljas Süleymanov adının yaydığı o büyük ışığın etrafında kenetlenmek için toplandılar.
Bu gürül gürül yanan fikir ışığının sıcaklığını, uzaklardan da olsa bizler de yüreğimizde derinlemesine hissediyoruz.
Etibar EBİLOV
Türkiye Türkçesine Aktaran: Afaq ARAS

Son Yorumlar