İsmail Güleç: “Anonim Halk Edebiyatı Toplumun Bilinçaltını İhtiva Eder”

İsmail Bey, halk edebiyatı ile anonim halk edebiyatı birbirinden ayrı türler mi? Neler söylersiniz bu hususta?

Halk edebiyatı üst kavram… Günümüzde ders kitaplarında Halk edebiyatı kendi içinde üç bölümde tasnif edilir: Anonim Halk Edebiyatı, Âşık Edebiyatı ve Tekke-Tasavvuf Edebiyatı. Ancak zaman içinde yapılan araştırmalar, hazırlanan tezler, yayınlanan metinler bize bu tasnifi yeniden ele almamız gerektiğini düşündürüyor. Âşık ve Tekke-Tasavvuf Edebiyatı ürünlerine baktığımızda bunların kendine has tür ve biçimlerinin bulunduğunu, müstakil edebiyat olarak kabul edebileceğimiz kadar zengin bir muhtevaya sahip olduklarını görürüz.

En basit örnek vereyim. Yunus Emre kitaplarda tekke şairi olarak geçer ve halk edebiyatında incelenir. Şiirlerine bakarak Yunus Emre’yi halk şairi olarak değerlendirebilir miyiz? Bence kesinlikle değerlendiremeyiz. Veya Âşık Ömer. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Dolayısıyla edebiyatımız klasik ve halk olarak ikiye değil klasik, halk, âşık ve tekke-tasavvuf olarak dört bölümde tasnif edilerek incelenmelidir. Halk edebiyatı başlığı altına sadece bugün Anonim Halk Edebiyatı dediğimiz edebiyat girmelidir. Mani, ninni, ağıt, türkü, atasözü, masal vs. gibi halkın müşterek zihninde yaşayan metinler.

Sizi bu şekilde düşündüren nedir?

Metinler… Ortaya çıkan ürünler… Mesela Tokatlı Nuri’nin, Gevheri’nin, Âşık Ömer’in aruzla yazdığı şiirleri nereye koyacağız? Aziz Mahmut Hüdayi, Niyazî Mısrî, Pir Sultan Abdal, Hatâî’nin ilahilerini ve nefeslerini ne yapacağız? Bunlara baktığımda sanatçı olmak bakımından klasik şairlerden farklı bir şair görmüyorum.

Anonim halk edebiyatı denince ne kastedilmektedir? Nedir anonim halk edebiyatı?

Burada iki temel özelliği öne çıkıyor. İlki yazanının, söyleyeninin belli olmaması. İkincisi de halkın ihtiyaçlarına cevap vermesi. Söylediklerimi daha somut ifade edeyim. Mesela, ninniler… “Dandini dandini dastana” ninnisini bilmeyenimiz yoktur. Herkes bilir. Kimin söylediği belli değil ve bebeği olan anneler, babalar; onları uyutmak veya eğlendirmek için söylerler. Bu da işlevi oluyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ağıtlar, kına türküleri, tekerlemeler ve daha birçok metin… Bu metinlerin özellikleri yazarlarının belli olmaması, asırlar içinde millet içinde gelişerek kulaktan kulağa aktarılmaları, edebî özellikler taşımaları ve bir işlevinin olmasıdır.

Anonim halk edebiyatının temel özellikleri hakkında neler söylersiniz?

Temel özelliği işlevinin olması. Anonim halk edebiyatı ürünlerinin her birinin insan ve toplum yaşamında mutlaka bir yeri vardır. Doğumdan ölüme kadar insanın her anına eşlik eder. Dolayısıyla dilimiz kadar hayatın içindedir. Bir insan roman okumadan hayatını sürdürebilir ama anonim halk edebiyatına maruz kalmadan yaşayamaz.

Hocam, anonim halk edebiyatının dil ve toplum açısından önemi nedir? Bu edebiyat okuyucuya neler kazandırır?

Anonim halk edebiyatı toplumun bilinçaltını ihtiva eder. Dolayısıyla bir toplumu tanımak istiyorsanız onun ürünlerini de tanıyacaksınız. İkincisi dilin taşıyıcısı olan kelimeleri ve anlamlarını zenginleştirir, dilin ifade kabiliyetini güçlendirir. Okur olarak ise yazılı metinlerin anlaşılmasını sağlar. Mesela G. Marquez’in romanlarını Güney Amerika toplum ve inançlarını bilmeden anlamak mümkün değildir. Bizde de sıradan bir roman veya şiire baktığınızda anonim halk edebiyatından izler görürsünüz. Anonim halk edebiyatı denilince aklınıza sadece türkü ve mani gelmesin. Atasözleri, deyimler, beddualar, tekerlemeler ve daha birçok şey var. Onları da düşünün.

İsmail Bey sizin anonim halk edebiyatını tasnif hususundaki düşünceleriniz nelerdir? Nasıl bir tasnif yapılmalı? Bu tasnif esnasında dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir?

Tasnif yapılmadan önce ölçütleri belirlersiniz. Neye göre tasnif yapacağınızı bilmelisiniz. Halk edebiyatı tasnifi, bir dönemin siyasi ve baskın inanç ve düşüncelerini beslemek için kullanıldı. Tasnif ölçüleri edebî değildi. Ben metinler üzerinden yola çıkarak tasnif edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Anonim demek, yazarı belli olmayan demek olduğuna göre ilk söyleyenini bilmediğimiz metinleri kast ediyor. Buna bir de işlevi ekleyelim. Hayatın bir parçasına eşlik ettiğini düşündüğümüzde ölçütler ortaya çıktı. Şimdi size ben bir soru sorayım. Hatâî’nin bir “nefes”ini, bu ölçütlere göre nereye koyacaksınız? Söyleyeni de belli, amacı da… Veya Karacaoğlan’ın bir güzellemesinin Nedim’in bir gazelinden, vezni ve kelime kadrosundaki birkaç kelimeden başka ne farkı var? Neden Nedim’in şiirlerini halk edebiyatı kabul etmezken Karacaoğlan’ı halk edebiyatı kabul ediyoruz? Şiiri bilmeyen ve aşkı tatmayan kimse ne Nedim’i ne de Karacaoğlan’ı bilir, anlar…

Bir diğer yanlış bulduğum yaygın kanaat hece vezniyle yazılan şiirlerin halk edebiyatına dâhil edilmesi. Şiir şiirdir, ister aruzla yazılsın ister hece ile. Anlamak ve zevk almak ise birikim ister. Dolayısıyla ferdî bir zihinsel faaliyet sonucu üretilmiş ise halk edebiyatı olarak değerlendirilmemeli. Konu başlı başına bir yazı konusu olduğu için bu kadarla iktifa edeyim.

Anonim halk edebiyatını besleyen kaynaklar hakkında neler söylersiniz? Sözlü kültürün, anlatımın, anonim halk edebiyatındaki yeri hususunda ne düşünüyorsunuz?

Anonim halk edebiyatını toplumsal yaşam besler. Toplumun örfü, âdetleri, inançları, eğlencesi, hüznü kısaca her şeyi anonim halk edebiyatının kaynağıdır. Dolayısıyla toplumu ne kadar yakından tanırsak edebiyatını, yani söylediklerini daha iyi idrak ederiz.

Son olarak neler söylersiniz?

Sözlü kültür, “Anonim Halk Edebiyatı”dır. Yazı araçları yaygınlaşıp okuryazar oranı artınca yazıya geçirildi. Bu da halk edebiyatını dondurdu. Oysa halk edebiyatı her söylenişinde, söyleyen tarafından yeniden yazılan edebiyattır. Geleneksel toplum ortadan kalktı, aileler parçalanıyor. Teknoloji bireyselliği destekliyor ve sanal toplumların parçası olduk. Bu durum anonim halk edebiyatını ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Bundan elli yıl sonra çocuklarımız halk edebiyatını arkeolojik nesne olarak inceleyecek olurlarsa şaşırmam.

Bu arada şunu da ifade edeyim. Ben sorularınıza kısaca cevap vermeye çalıştım. Çok tartışılması gereken konular. Eksik ifade etmiş olabilirim. Bunu da röportaja kısa cevap vermeme bağlayın ve hoş görün lütfen. 

Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ


Prof. Dr. İsmail GÜLEÇ

    • 20.10.1970’de Kadıköy’de doğdu.
    • İlk, orta ve lise öğrenimini Kadıköy’de tamamladı.
    • 1993’te lisans eğitimini, 1997’de yüksek lisans ve 2002’de doktorasını tamamladı.
    • 1996-2005 arasında İstanbul Üniversitesi’nde araştırma görevlisi, 2005-2015 arasında Sakarya Üniversite’sinde öğretim üyesi olarak çalıştı.
    • 2015’ten beri İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
    • Klasik Türk Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı ve Halk Edebiyatı alanlarında yayınlanmış makale ve kitapları bulunmaktadır.
    • Güleç evli ve iki çocuk babasıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir