Kalbi Avcunda… Dalağı Dışarda…

Sosyoloji alanında kendini çok iyi yetiştirmiş, toplumunu iyi çözümlemiş ve arkasında birbirinden kıymetli eserler bırakmış bir akademisyendi, Prof. Dr. Nur Vergin. Maalesef, 18 Ocak 2021 tarihinde kaybettik, bu değerli bilim insanını; Allah rahmet eylesin.

Bir başka önemli sosyoloğumuz olan Pof. Dr. Nilgün Çelebi, onun için ‘Kültürel sermayesinin hakkını vermiş.’ bir aydın diyor. Bu vurguyu önemsiyorum zira her aydının içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluğu vardır ve gerçek bir aydın için ‘fildişi kulelerine çekilmek’ uygun bir davranış değildir. Ölümünden sonra sanal ortamda hakkında yapılmış birkaç bilimsel toplantıyı izleme imkânım oldu. Bu konuşmalarda geçen bir ifade dikkatimi çekti: Kalbi avucunda konuşmak.

‘İçi dışı bir olmak, açık yürekli olmak.’ anlamına gelen bu deyim, aslında Fransızcaymış; uzun yıllar Fransa’da yaşayan dolayısıyla Fransızcayı çok iyi bilen Nur Vergin hoca, dilimize aktardığı bu deyimi kendini tanımlamak için çok sık kullanırmış.

Sağlıklı bir iletişimin oluşması için, önce ‘yüreği avucunda konuşabilen’ bir dile sonra her duyduğu şeyde gizli kapaklı ya da olmadık sebepler aramayan iyi niyetli bir kulağa ihtiyaç vardır. Ne var ki bunun ikisini bir arada bulmak çok da kolay olmuyor…

İsmet Özel ‘Mazot’ başlıklı şiirinde, bu deyimin vurguladığı hakikati, başka biçimde dile getirir. Üzerinden elli yıl geçmesine rağmen bu çarpıcı dizelerin Türkçede kalıp bir ifadeye dönüşememiş olması kayıp bence:

‘Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.’

Bazı meslektaşlarım, dilimizi yozlaştıran yabancı sözcükler kadar olmasa da, bu tür aktarmaları da doğru bulmamaktadır. Kuşkusuz insanın kendi diline karşı duyarlı davranması, olmadık yerde araya sokuşturulmuş yabancı sözcüklere yüz vermemesi takdir edilecek bir tavırdır. Ancak dilin de kendine özgü bir doğası vardır ve teker teker bireylerin müdahalesine çok da açık değildir.

Küreselleşmiş bir dünyada her dil, neredeyse her gün farklı bir kavram ve tabi farklı bir sözcükle tanışmakta; bu yeni sözcükler ya olduğu gibi ödünçlenerek ya da tercüme edilerek bir dilden diğerine aktarılmaktadır. Nur Vergin’in örneğinden gidersek uluslararası öğrenci ya da akademisyen hareketliliği, diller arasında bu tür aktarmaların dolaşımını hızlandırmaktadır. Dahası bugün, dünyanın öteki ucundaki yeni bir kavram ve sözcüğün, mesafeleri sıfırlayan bir bilgisayar tuşuyla hayatımıza kolayca girebilmesi, bu hareketliliği daha da hızlandırmaktadır. Böylesi bir ortam bireyler, gruplar hatta bazen resmi kurumlardan bile daha güçlü bir etkiye sahiptir, diller üzerinde.

‘Kalbi avuçlarında konuşmak’ deyimi, toplumda kabul görürü mü yoksa Nur Vergin hocadan tatlı bir hatıra olarak mı kalır, bilemem. Ama bu aktarmayı başarılı bulduğumu söylemeliyim. Kalbinizi avucunuza aldıysanız içinizi saklamaya gerek duymuyorsunuz demektir. Kaşgarlı Mahmut’un bin yıl önce ‘iç söz’ diye kaydettiği ‘yürekte gizli olan şey’i açıklamaktan çekinmediğinizi gösterir, bu ifade. ‘Gizlim saklım yok; neysem oyum ben.’ diye haykıran bu deyim, sadece iyi niyete değil cesarete de vurgu yapar.  ‘Doğru bildiğimi açık açık söylerim, ben; kimse de bu söylediklerimde art niyet aramasın.’ demektir, bu aynı zamanda.

Mecazlı bir ifadenin başka dillerde nasıl karşılık bulduğunu hep merak etmişimdir. Metaforlar ya da benzetmeler neye göre yapılır? Milletlerin yaşam ya da düşünme biçimleri mecazların oluşumu üzerinde ne kadar etkilidir? Mecazlar nereye kadar milli nereye kadar evrenseldir? Bu sorulara toptan bir cevap vermek zor zira her sözcüğün ya da aktarmanın ayrı bir hikâyesi vardır. Mesela bizim şekline bakarak ad verdiğimiz dağ eteği, İngilizcede dağın ayağı (mountain foot ya da foot of the maountain) biçimindedir. İngilizler, ‘bir şeyin dik durmasına sağlayan organ’la ilişkilendirmişler, sözcüğü. Bizimki görsel, İngilizlerinki işlevsel bir adlandırma.

‘Kalbi avuçlarında konuşmak’ deyimini duyunca ‘Bu durumu ifade etmek için Türkçede biz ne diyoruz, acaba?’ diye düşündüm. Açık sözlü, içi dışı aynı, özü sözü bir, dili ile kalbi aynı, gizlisi saklısı yok… Bütün bu ifadeler, tam değilse de üç aşağı beş yukarı söz konusu deyimi karşılamaktadır.

Fransızcadan aktarma bu ifade için çoğumuzun hiç bilmediği, kullanım sıklığı oldukça düşük bir deyim daha var dilimizde: Dalağı dışarda. ‘Dürüst, içi dışı bir, gizlisi saklısı olmayan iyi niyetli insanlar’ı tanımlamak için kullanılır, ‘dalağı dışarda’ deyimi. Maalesef baktığım onlarca sözlükte ya da yüzlerce eserden oluşan veri tabanlarında bu deyime ilişkin herhangi bir kayıt bulamadım. Kayıt bulunamadığından deyimin coğrafyasını tespit etmek de mümkün değil, doğal olarak. Ama Konya’da kullanıldığını biliyorum, ben.

Oldukça romantik çağrışımları bulunan ‘kalbi avuçlarında konuşmak’ ifadesi karşısında bizim ‘dalağı dışarda’ deyiminin çok da kibar durmadığının farkındayım. Ama bizimki de bu… Hem her seferinde lafı süslemek zorunda mıyız?

Mustafa SARI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir