Kalender: “Kayıp Gergedanlar Edebiyattan Anladığım Şeyi Tam Olarak Veren Romanım.”

İlk romanınız Klan’dan itibaren Zamanın Unutkan Koynunda, Kayıp Gergedanlar, Kasımpaşalı Oedipus, Mazarin Mavisi ve Çürüme’ye kadar toplumda ötekileştirilenlerin, ötelenenlerin, ana akım siyaset ve kültürün dışında kalanların, dışlananların aynı zamanda da bireysel ve toplumsal çürümenin, bozulmanın hikâyesini yazdınız. Çok sarsıcı, ürpertici bir üslupla kaleme alıyorsunuz romanlarınızı. Neden romanlarınızın konuları yukarıda bahsettiklerimizden oluşuyor? Roman konularınız neden bu denli yakıcı, sarsıcı hikâyelerden ve üsluptan müteşekkil?

Kartacalı şair Terentius’un bir sözü var: “İnsanım ve insana ait olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” Yukarıda sıraladıkların hep insana ait şeyler. Yakıcı, sarsıcı olarak adlandırdığımız hikâyeler insanın gerçek hikâyeleridir. Benim yaptığım bu gerçek hikâyeleri kurmaca halinde anlatmak. Anna Karenina’nın giriş cümlesi vardır ya; “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine has bir mutsuzluğu vardır.” Romancı birbirine benzeyen o mutlu ailelere, insanlara yüz vermez; onun asıl ilgilendiği mutsuzluklar, dramlar, trajedilerdir.

Cem Bey bir muhabbet esnasında “Kayıp Gergedanlar”ın sizin edebiyat serüveninizde çok üstte durduğunu, edebiyata daha çok yaklaştığınızı söylemiştiniz. Neden? Kayıp Gergedanlar sizin için neden önemli, değerli?

Kayıp Gergedanlar alt metinler üzerinde inşa edilmiş bir kitap. Hikâyesi de oldukça güçlü. Benim edebiyattan anladığım şeyi tam olarak veren bir kitap olduğu için Kayıp Gergedanlar’ı diğer kitaplardan ayrı tutarım.

Kayıp Gergedanlar çok katmanlı bir roman. Birbirinden farklı üç koldan ilerliyor. Gerçeğin masalla, masalın mitolojiyle, mitolojinin teolojik anlatılarla harmanlandığı bir kurgu dünyası var romanın. Romanda geçmişimizin çok acı, kanlı, vicdanları yaralayıcı olaylarından Maraş Katliamı’nı da anlatıyorsunuz. Ama romanda direkt Maraş adı geçmiyor. Neden direkt Maraş Katliamını anlatan bir roman değil de çok katmanlı, isimlerin ve yerlerin faklı olduğu bir anlatı? Romanı yazmaya nasıl hazırlandınız? Sizi bu romanı yazmaya motive eden etkenler nelerdi? Bir bildirisi var mı Kayıp Gergedanlar’ın?

Kitap çok katmanlı olduğu için baktığın yere göre gördüğün şey de farklılaşıyor. Bazı okurlar için bir katliam kitabı, bazı okurlar için Kafkaesk bir anlatı, bazı okurlar için Lacan’ın Dil’ini ve Baba’nın Adı kavramını kurmaca haline getirilmesi, bazı okurlar için de dört kardeş intiharını alegorikleştiren bir kitap. Benim için bunların hepsi. Yukarıda da dediğim gibi Kayıp Gergedanlar benim edebiyat anlayışımın metinleştirilmesi diyebiliriz.

Romanın ilk başlangıcından sonuna kadar karanlık, kasvetli bir ortam söz konusu. Sümer Bey’in Binyayla’ya gergedanları aramak için giderken geçmek zorunda kaldığı köprülerdeki turneler, gergedanların olduğu düşünülen sazlık, Sümer Bey’in eşi Suna’nın taşındıkları evin bahçe duvarını yükselttirmesi, çocuklarıyla diyaloğu… Ve aynı zamanda Sümer Bey’le Suna Hanım arasındaki mesafeli durum ve Sümer Bey’in işkolikliği… Sümer Bey evle fazla ilgili değil. Sürekli işiyle meşgul. Bu durumları nasıl açıklarsınız?

İronik bir cevap vereyim. Metinde, bunu açıklanması gerektiği kadar açıkladım. Gerisini okura bıraktım. Alegorisi bol bir metin olduğu için kitapta herkesin anladığı şey farklı oluyor. Misal Suna Hanım’ın çocuklarıyla ilişkisi, iletişimi tamamen Lacancı bakış açısını yansıtıyor. Yine Suna Hanım’ın bahçe duvarlarını yükseltmesi çocuklarını kültürün kötülüklerinden korunma alegorisidir. Sümer Bey’in dolaşıp durduğu Binyayla ise onun ve ailesinin bilinçdışıdır.

Kayıp Gergedanlar bence psikanalitik temalı bir roman olarak da okunabilir. Freud’dan sonra en önemli psikalanist kabul edilen Lacan ve onun kuramları romanda yer alıyor. Suna’nın çocuklarını toplumdan soyutlaması, onların dil ve kültür yoluyla topluma sokmaması, romanda bazı yerlerde yer alan ayna metaforu, aynaya bakan bebeğin kendini parçalaması, Suna Hanım’ın bahçesinde açtırdığı kuyu ve salıkta açılan kuy metaforu Lacancı bakışın göstergeleri. Bu hususla ilgili neler söylersiniz? Bununla bağlantılı olarak Suna Hanım’ın çocuklarını insanların içine sokmamasının çocukken yaşadığı katliamla ilgisi olabilir mi? Ayrıca Suna Hanım Şehrazad, Adem ile Havva hikâyelerini bilinenin dışında anlatıyor. Tahrif ediyor bu metinleri. Neler söylersiniz?

Bu soruyu bir parça bir önceki soruda cevaplamış oldum. Aslında kitabın alt metni çocuk yaşlarda ailesi katliama uğrayan Suna Hanım’ın çocuklarının biyolojik bir varlıktan kültürel bir özneye dönüşmemesi için verdiği savaş diyebilirim. Bu söylediğim merkeze alındığında kitap kendini daha iyi ifade edecektir diye düşünüyorum.

Romanda yer alan Suna Hanım’ın taşındıkları evde uzun yıllardır varolan kavak ağaçlarını kestirmesi ve onların yerine söğüt ağaçları dikmesi ne anlam ifade ediyor? Bir de bütün itirazlara rağmen Suna Hanım evin bahçesine kuyu açtırıyor. Zaman zaman kaşıntı rahatsızlığı ortaya çıkıyor ve bu kuyuya sığınıyor. Bunun ne gibi anlamları var?

Bu kavramların hepsi birer metafor; kavak ağaçları, kuyu, istinat duvar kağıdı vs.

Kayıp Gergedanlar’da ve diğer romanlarınızda dinî literatürü ve din dilini bildiğinizi görüyoruz. Kanaat önderi, tahsil, galebe çalma, müspet bu literatürden… Salman Hoca’yla Ali Rıza’yı tartıştırırken sol literatür ve psikolojiye hâkim olduğunuz gözleniyor. Neler söylersiniz bu tespitimizle ilgili? Bir de yıllardır bir arada yaşayan evini, ekmeğini paylaşan insanlar bir anda nasıl birbirlerine düşman olabiliyorlar? Nasıl birbirlerini acımadan boğazlayabiliyorlar? Sizce nedir bunun sebepleri?

Girişte de dediğim gibi: “İnsanım ve insana ait olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” İnsanı biliyoruz çünkü tarih okuduk, felsefe okuduk, mitoloji okuduk. Hegel’in tarihselciliğine ikna olan birini kimse aldatamaz; ne bir insan, ne bir kurum, ne bir devlet.

İnsan insandır. Davranış çeşitleri bellidir. Aslında insan on bin yıl önce hangi davranışı gösteriyorsa şimdi de yapısal olarak aynı davranışı gösteriyordur. Evet Marx’ın dediği gibi tarihin tekerleği iyiye ve ileriye doğru gider ama aynı zamanda tarih tekerrürden ibarettir.

Gergedan’ın farklı kültürlerde farklı sembolik anlamları var. Çeşitli zamanlarda simgelediği fikir ve nitelikler dolayısıyla dinî, mitolojik, sembolik alanlarda önem arzetmiştir. “Geleneksel İslam mimarisinde ve sanatında gergedan çabuk kızan ve en kuvvetli hayvan olarak betimlenir. Boynuzu zehirlidir. Aslan gibi hayvanların kralı olarak da kabul edilir. Aynı zamanda rüyada görülmesi kuvvetli, zalim bir hükümdara dalalet eder. Savaş ve entrika sembolüdür. Şeytanî bir kuvveti imler.” Gergedan adını seçerken onun sembolik anlamlarını dikkate aldınız mı?

Mitolojilerde pek yer bulamasalar da gergedanlar benim için derin mitolojik ve tarihi bir anlama sahiptir. Çok sofistike ve felsefesi olan hayvanlardır gergedanlar. Çok severim.

Son olarak neler söylersiniz? 

Bir aksilik olmazsa 2026’nın ilk aylarında çıkacak yeni kitabımı konuşmak için Tarsus’ta bir araya gelmeyi umuyorum. Bol tarih, bol felsefe, bol edebiyat, bol sohbet. Gerisi hayat…

Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir