Kara Kitap

Çok sevilen birisini seven o çok kişiden birisi olmayacak kadar çok nefret ediyorum senden. Kibrin tevazusuyla seni seven herkesi aşağılıyorum. Beni senden uzaklaştıracak emrine itaatim yok. Böyle sapkınca yaşamayı ben seçiyorum, sevgimin herkesinkinden daha üstün olduğunu görmen gerekirken, görmesen de seviyorum seni. Mesela gece olunca soyunup yatağıma uzandığımda, durup kendini usulca salan bedenimi izlediğimde, aslında onun sardığı bendeki yabancılığı çözüp, onsuz sürecek sonsuz yolculuğum boyunca, senin de yanımda olmayacağını idrak ettiğim o flaş gibi parlak yalnızlığımın tam ortasında, yani sen yokken, ben de yokken, bizi bir kenara bırak; patates cipsi reklamları, savaş haberleri, ölü çocuk yüzleri, deniz, kum ve güneş, bikinili kızlar,  mastürbasyon, kanser ve sırtı eğen üreme sorumluluğu, bir üçgenin iç açılarının toplamı, yaşamın matematiksel formüllerden ibaret olması ve kimsenin matematiği çakmaması, Finlandiya’nın eğitim sistemi, Afrika’da açlıktan ölen siyahiler, ataerkil düzen, naylon bebekler, orospular, namus kanunları, isyan ve itaat yokken, gözlerini kendi gözlerimde henüz yaratmadan önce, yani sana ol demeden önce, yani sen bana henüz olayım dememişken de. Sen dönüp çoğulcu bir sevgiye kucak açacak kadar aç olduğunda ve aynı çoğulcu sevgiye sırtını dönecek kadar tok olduğunda da. Yazdığın hikâyelerin arkasına saklanıp kendini esirgediğinde, buna rağmen her hikâyenin altına adını yazıp, bunu ben yazdım dediğinde de. Paradoksunda. Çelişkinde. Belirsizliğinin belirliliğinde. Sevgine ve sevgime kuşkuyla yaklaşırken. İyi olduğu-nu-mu bildiğimde. Kendim olabilmek için verdiğim savaşlarda en zor düşmanın iyiler olduğunu bildiğimde. Kötü olduğu-nu-mu gördüğümde. Sevgime sahip çıkmak için verdiğim savaşlarda en zor düşmanın kötüler olduğunu gördüğümde. İyi ve kötü olduğu-nu-mu bildiğimde. Gördüğümde. Nefreti doğuran sevginin şiddetinden ürktüğümde.

Bunları düşünerek yürüyorum. Arşınladığım sokaktaki evlere bakarak. O evlerdeki anlaşılmamış sevgilerin tonlarını dinleyerek. Çiğ buğday yemekten kaskatı kesilmiş bir yığın insan. Balkonlara bırakılmış renkli saksılar. Numarası her geçen yıl büyüyen kalın camlı gözlükler. İç sıkıntısına benzeyen ikindi çayları. Garantisi verilmemiş kışa hazırlıklar. Gün kurusu. Pekmez. Konserve şişeleri. Bekleyişler. Usanışlar. Yanılgılar. Kendini ikna etmeye çalışan inanışlar. Hepsini sana anlatarak yürüyorum. Sessizce dinliyorsun. Sessizliğin, sesin olmadığı bir yerde, sesin olmadığını söyleyen bilimi çürütürcesine konuşuyor. Mesela şimdi, tam şu anda Amazon Ormanları’nda yaşayan yerlileri düşün. Çekik gözlü, kavruk tenli, kemikli yüzleriyle. Mesela bunlardan beş kişinin evinden çıktığını düşün. Üçünün timsah dolu bir dereden balık avladığını. Avlarından el aldıklarını. Kollarının birer balığa dönüştüğünü düşün. Bütün bunları görmüyorsun diye yok mu sayacaksın? Ya da diğer iki kişinin ormanın derinliklerine yürüdüğünü düşün. Ellerinde elektrikli bir testere olduğunu düşün. Üstlerine giydikleri ucuz kumaştan donun aksine elektrikli testereyi oraya götüren medeniyeti düşün. Geniş yaprakları aşarak yürüdüklerini düşün. Ağır bir yağmurun başladığını düşün. Yağmurun yapraklara, ağaç gövdelerine, toprağa değdiğini düşün. Yağmura sevinen bir ağacı düşün. Gövdesine çarpan testere sesinin yağmurun sesini bastırdığını düşün. Ağacın yere yığıldığını düşün. Üstünde yağmurun ıslaklığıyla yere yığılan ağaçtan çıkan sesi düşün. Bütün bu sesleri burada duymuyorsun diye yok mu sayacaksın? Yanımda yoksun diye yok mu sayacaksın kendini?

Sokağın bitimindeki evin önünde duruyorum. Bu ev sana benziyor. Bu ev bana benziyor. İkimize benzeyen her şeyde aradığım aynı şeyi, yani bir anlamı gözetliyorum eve bakarken. Bahçesinde hiçbir şey yok. Bakışımızla istediğimiz gibi dolduracağımız bu bakir boşluk beni baştan çıkarıyor. El değmemişliğine uçkurunu çözüyorum hayallerimin. Biliyorsun hayal etmek boşluğa tecavüz etmektir. Savunmasız boşluğu kendi düş gücünle tıka basa, sarsa sarsa doldurmaktır hayal etmek. İşte o anda boşlukta bir tavus kuşu beliriyor. Bembeyaz, asil bir kraliçeyi andırıyor yürüyüşü. Tam boşluğun ortasına gelip duruyor. Kuyruğunu ihtişamlı bir sallanmayla açıyor. Nasıl alacalı! Nasıl da parlak! Sen gidip karşısında duruyorsun. Renkleri sana bürünüyor. Sen renklere bürünüyorsun. Sonra bana dönüp pembe bir gülümsemeyle bakıyorsun. Biraz mahcup. Her anlatıcı gibi utanarak anlatıyorsun bir şeyler:

“Biliyor musun?” diyorsun. Bu soruya karşılık tüm bildiklerimi reddediyorum. Şaşkın bir merakla yüzüne bakıyorum. Parmakların tavus kuşunun tüylerinde dolaşıyor. Ilık bir Pazar günü lanetlenmiş bir melek iniyor yere. Tanrının nefretine şükrediyor. Nefretin içindeki sevginin gücüyle açıyor kanatlarını. O boşluğa koyarken düşlerimi, sana benzeyen evin önünde, bana benzeyen evin önünde. Bütün nefretimle herkesten çok seviyorum seni.

Bunları sana anlatarak yürürken, gökyüzü yüzüme ıslak parmaklarıyla su sıçratıyor, güneşin içinde yüzdüğü mavilik şakalaşıyor benimle sanki. Başımı kaldırıp bakıyorum, sen de bakıyorsun, sonra dönüp birbirimize bakıyoruz. Gülümsüyoruz. Yağacak, diyorum, yağdı bile, diyorsun. Bunu sessizliğinde duyuyorum, eminim. Sokağın sıkıntısı içine çekiliyor. Balkonlar bomboş. Garantisi olmayan kış hazırlıkları ıslanıyor. Yağmur git gide şiddetleniyor. Saçlarımıza, göğsümüze, toprağa kızgınlıkla değiyor. Bir anda etrafımızı çekik gözlü, kavruk tenli yerliler sarıyor. Ellerinde elektrikli testere var. Üçü seni tutup çekiyorlar. Kolları sana dönüşüyor, gövdemde bir acı duyuyorum, yere yığılıyorum. Kimse görmüyor, sokak boş, kimseye inandıramıyorum olanları. Bilimi çürütemeyen inançsızlıkları içerisinde kâfirce yaşıyorlar. Yanımdaki elektrikli testereyi alıp dalıyorum bahçelerine. Hepsini tecavüz edecek kadar boşluğa çeviriyorum. Talan ettin, diyorlar. Talan yalandan iyidir, diyorum. Üstelik sadece bir harfini değiştireceksiniz. Anlamıyorlar. Kalkıp acıyla yoluma devam ediyorum, boynumda bir Amazon yerlisinin kolu, boynum bir Amazon yerlisinin koluna dönüşüyor. Dönüşerek, bana sessizliğin içinde ‘ol’ diyen sesinle…

Hicret BİRİK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir