Kara Kitap-II

Senin eskiye hayranlığın ve benim yeniye muhtaçlığım bizi çağın çirkin bir sokağında birleştirdi. Antimedya dergisi ile misket oynamaktan kanayan parmaklar arasındaki uçurumun maddi tarafını hesaplayacak kadar kötü bir matematiğim var. Bununla gurur duyabilirim. Sıradışılıktır bu. Sıradan olmamak için hep en arka sırada oturmak gibi saçma. İçinde utanç barındıran tutumum bir tek bana mı ayrıksı geliyor? Kendimi dünyanın merkezinde zannediyorum. Kırk yıldır bitmeyen ergenliğim ruhumda irin dolu sivilceler çıkardı. Çopur ruhluyum. Herkes bana bakarken sakarlık ediyorum. Durmadan rezil olduğum bu rezil dünyaya uyum sağlayamadığımı düşünüyorum. Öyleyse var mıyım sence? İçim ürperiyor, peki ya yoksam? Ya, aslında olan biten her şey gerçekten sadece zihnimin sınırlarında gerçekleşiyorsa? Kendimi geçtim, ya sen de yoksan?

Bütün bunları düşünmek istiyorum. Bu yüzden yağmur yaş demeden yollara düştüm. Biraz geriye gitmeliyim. Sana ‘ol’ demeden çok öncesine. Hatta sana ‘ol’ diyeceğim aklımın köşesinden bile geçmeyeceği bir zamana. Sene 1997. Nisan ayının herhangi bir cuması. Saat öğleden sonra üçü çeyrek geçiyor. Bir yığın ergen, aptal espriler yaparak gülüşüyoruz. Birol Hoca çıkıyor balkona. Komutlar, kollar, nizam, post modern cunta. Değişen ben değilim, dönüşen zaman. Akordu bozuk bir koroya dönüşüyoruz: Korkma sönmez bu şafaaaaak, larda yüzen al sancaaaak. Prozodi hatası. Has milliyetçiliğin nişanesi. Hatasını sahiplenmeyen vatanını nasıl sahiplensin? Neyse, şimdi yanlış anlaşılmayı göze alamayacak kadar yorgunum. Marş bittikten sonra dağılıyoruz. Okulun bahçesinde park edilmiş arabaların camları kızlara aynalık ediyor. Başını kapatmak isteyen kızlara. Başı kapalı olsun istenen kızlara. Başı kapalı olsun istenmeyen kızlara. Hep kızlara. Allah’ın belası kızlara! Cevat beni bekliyor. Karşıdaki büfeye gideceğiz. Öğlen arası aç kaldık. Bugün Antimedya günü. Metin Göktepe’ye yazılan mektuplarla ilgileniyoruz. İhtiyaçlar hiyerarşisi bizi bağlamıyor henüz. Nasılsa eve gittiğimizde en kötü ihtimalle ayrana ekmek doğrar karnımızı doyururuz.

Şimdi aynı zaman içinde yönümü değiştiriyorum. Bilmediğim bir şehrin sokaklarında dolaşıyorum. Korkuyorum burada olmaktan. Korkum o kadar dirençli ki kendi korkumdan korkuyorum. Eski bir mahalleye giriyorum. İnsanları fakir değil, sığ. Hayal fakiri yani. Sokakta çocuklar misket oynuyor. Senin burnun akmış. Cebindeki elliğe duyduğun güvene tezat bir görüntü. Burnu akan bir çocuğun kendine güvenini sorgulamak daha tezat. Burnu aktığı halde elindeki koza güvenen bir çocuk dünyanın en güçlü kahramanı olabilir. Toprak yolda artarda dizilmiş misketlere doğru eğiliyorsun. Başparmağın ile işaret parmağın arasına sıkıştırdığın siyah misketi öpüp fırlatıyorsun. İlk sıradaki miskete çarpıyor. Sonra o ilk sıradaki ikinciye. İkinci üçüncüye. Kazanıyorsun. Olgun bir kahramansın artık. Aklıma bilardo topları geliyor. Yazgını hiç kimsenin ıstakalarının insafına bırakmıyorsun. Aferin çocuk, diyorum. Burnunu çekerek bakıyorsun yüzüme.

Geri dönüyorum. Cevat’la aldığımız Antimedya dergisini okuyoruz. Kapaktaki karikatür gibi politik bir okuma bu. Cevat kalın camlı gözlüğünün arkasından gökyüzüne bakıyor. Bu şiirsel bakışı beni baştan çıkartıyor. Onunla sevişmek istiyorum. Oysa çirkin. Fazla iri. Sesi de fazla tok. Haber spikerlerine benzediğini fark ediyorum. Sevişme isteğim artıyor. Ayrıksı bir insanla sevişmenin ayrıcalığını hissetmek salakça. Ve ben bir ergenim. Bütün salaklıklara müsaitim. Müsait bir yerde salaklık yapabilir miyim Kaptan? Dükkân benim. Elbette yapabilirim. Yapıyorum. Seneler sonra buna kahkahalarla güleceğiz. Cevat hatasını kabullenecek kadar vatan sevdalısı. Ben de öyleyim.

İkimizi birleştiren kaderi anlamak için o bilmediğim şehre geri dönmeliyim. Cevat bekleyebilir. Cevat beklemeye alışkın. Yıllar sonra karısı ölecek. Dört çocuğunun büyümesini bekleyecek. Yapayalnız bekleyecek. Gökyüzüne bakmayacak artık. Antimedya okumayacak. Ben de okumayacağım. Metin Göktepe’yi kimse tanımayacak. Muhalif bir şarkıda adına yakılan ağıt unutulacak. Genç bir adam bir zamanlar pisipisine öldürülmüş olacak. Nedenini hatırlamayacağım. Cevat’ta hatırlamayacak. Annesiz kalan çocuklarıyla uğraşacak o. Aşksız kalan evimle uğraşacağım ben. İhtiyaçlar hiyerarşisi devreye girecek. Ağzımda bir dolu küfür. Siyasetine de! Bana ne! Bize ne! İşte böyle bir zamanda cebindeki ellik kadar güvendiğin gençliğinle karşıma çıkacaksın. Genç adamların kahraman olabilmesi için bir şey yapmalarına gerek yoktur. Gençliğin kendisi yaşamın kahraman çağıdır. Ben o çağı geçtim. Metin Göktepe gibiyim. Adıma yakılan herhangi bir ağıt yok çünkü yaşıyorum. Öyleyse var mıyım? Bunu sorgulamayacak kadar âşık olmak istiyorum. Yaşamın tuhaf durakları var. Salaklık yapmak için çok müsait olan bir durakta iniyorum gerçeğimden. Seneler sonra buna gülebilecek miyiz? Zaman gösterecek bunu. Şimdi sırası değil. Gelecek sefere sana Pisagor’dan bahsedeceğim. Yazdığım hiçbir şeyi okumadığını biliyorum. Seni zihnimin sınırlarında okurken hayal ediyorum ama. Pisagor’a yeni rakamlar bulduracağım. Şimdi merak ettiğini düşünüyorum. Öyleyse var mısın gerçekten?

Hicret BİRİK

2 Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir