Kılıç: “Çekmece Metaforunu İnsanın İç Dünyasını Ve Çeşitli Deneyimlerini Göstermek İçin Kullandım.”

Çekmece kitabınızın adı. Aynı zamanda kitabınızdaki ilk öykü “Paradoks”un içinde de yer alıyor. Çekmece metaforu neyi anlatıyor? Hangi anlamları içeriyor çekmece?

Çekmece metaforu, insanın iç dünyasını ve yaşamındaki çeşitli deneyimleri temsil ediyor. Bir çekmece, içinde farklı eşyaların bulunduğu, bazen karmaşık, bazen düzenli bir yapıya sahiptir. Benzer şekilde, her insanın iç dünyası da bir çekmece gibidir; içinde farklı duygular, düşünceler, anılar ve deneyimler bulunur.

“Paradoks” öyküsündeki çekmece ise, zamanın ve mekânın ötesinde bir boyutta, farklı gerçekliklerin iç içe geçtiği bir sembol olarak kullanılmıştır. Bu metafor, insanın iç dünyasının derinliklerindeki karmaşıklığı ve çelişkileri yansıtırken, aynı zamanda yaşamın anlamını arayışını ve içsel dönüşümü de temsil eder.

Öykülerinizi yazarken nelerden ilham alıyorsunuz? Sizi harekete geçiren etkenler neler? Ya da öyküleriniz nerelerde kökleniyor?

Öykülerimi yazarken genellikle günlük yaşamdan, gözlemlediğim olaylardan, insan ilişkilerinden ve kişisel deneyimlerimden ilham alırım. Ayrıca, edebiyat, sanat, doğa, tarih ve felsefe gibi çeşitli alanlardan da ilham alabilirim.

Öykülerimin kökleri, insanın iç dünyasına, ilişkilerine, hayata ve insan doğasına dair derinlikli gözlemlerimden gelir.

Öyküleriniz genelde kısa cümlelerden oluşuyor. Kısa ve derin… Minimalist bir anlatım tarzınız var. Neden kısa cümleler, neden minimalist bir anlatım? Neler söylersiniz?

Kısa ve minimalist bir anlatım tarzı, öykülerimin derinlikli ve etkileyici olmasını sağlamak için tercih ettiğim bir yöntemdir. Kısa cümleler, okuyucunun hikâyeye odaklanmasını ve duygusal bağ kurmasını kolaylaştırır. Ayrıca, minimalist bir anlatım, öykülerimin daha etkileyici ve etkili olmasını sağlar, okuyucunun kendi yorumlarını yapmasına ve düşünmesine olanak tanır.

Kitabınız on bir farklı öyküden oluşuyor. Birbirinden farklı karakterler, mekânlar… Çok zengin bir kurgu dünyası… Paradoksta anlatıcı anne karnındaki bir bebek, Yedide mekân bir satranç tahtası, kahraman bir satranç taşı… Bütün öykülerde anlatılan ise insanın hayatın olağan akışında yaşadıkları, düşündükleri… Neler söylersiniz kitabınızın bu yönleriyle ilgili?

Kitabımın zengin kurgu dünyası, insanın iç dünyasının ve yaşamın karmaşıklığını ve çeşitliliğini yansıtmak için tasarlanmıştır. Farklı karakterler ve mekânlar, insan deneyimlerinin çeşitliliğini ve derinliğini vurgular. Öykülerde anlatılanlar, insanın hayatının olağan akışında karşılaştığı zorluklar, sevinçler, umutlar ve kırılganlıklarla ilgilidir. Her bir öykü, insanın iç dünyasına ve yaşamın anlamına dair farklı bir perspektif sunar.

Yedi adlı öykünüz modern dünyada insanların tek hedefi haline gelen başarı, kariyer gibi putlaştırılmış kavramların eleştirisi mi? Çünkü öykü karakteri yedi hamleden sonra yalnız kalıyor.

Evet, “Yedi” adlı öykümde modern dünyada başarı ve kariyer gibi maddi hedeflerin insanların yaşamlarında aşırı derecede önemsendiği ve putlaştırıldığı bir gerçeği eleştiriyorum.

Öyküdeki karakterin yedi hamleden sonra yalnız kalması, bu hedeflere ulaşmanın aslında içsel tatmin ve mutluluğu sağlamadığını ve insanı yalnızlaştırabileceğini göstermektedir.

Ses adlı öykünüz farklı bir ülkede, Afganistan’da yaşayan bir kadını anlatıyor. Neden böyle bir öykü yazmak istediniz? Bahseder misiniz Ses’ten?

“Ses” adlı öykümde farklı bir kültürde ve coğrafyada yaşayan bir kadının hikâyesini anlatarak, insanın evrensel duygularını ve deneyimlerini vurgulamak istedim. Afganistan gibi bir ülkenin karmaşık ve zorlu sosyal ve siyasi koşullarında yaşayan bir kadının içsel gücü ve direnci beni derinden etkiledi.

Sesten bahsederken, kadının yaşadığı sessizlik ve bastırılmışlık duygusunu ifade etmek istedim. Ayrıca, kadının iç sesiyle olan diyaloğu, içsel mücadelelerini ve direnişini yansıtmak için kullanılmıştır.

Türk ve dünya edebiyatından kimleri okursunuz? Sizi etkileyen isimler var mı? Neler söylersiniz?

Türk edebiyatında, Vüs’at O. Bener‘in eserlerini büyük bir hayranlıkla okudum. Bener’in edebi tarzı ve derinlikli karakterleriyle dokuduğu hikâyeler beni her zaman etkilemiştir. Onun eserlerindeki toplumsal eleştiriler ve insan psikolojisi üzerine derinlemesine analizler, okuru düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiriyor. Bener’in öykülerindeki duygusal derinlik ve insanın iç dünyasına yaptığı yolculuklar, Türk edebiyatının önemli bir parçasını oluşturuyor.

Ayrıca, Yaşar Kemal‘in epik ve evrensel anlatımıyla yazdığı eserleri de çok seviyorum. Dünya edebiyatında ise Gabriel Garcia Marquez‘in büyüleyici gerçeküstücü tarzıyla kaleme aldığı eserlerine hayranım. Ayrıca, Haruki Murakami‘nin sıra dışı hikâyeleri ve atmosferik anlatımı da beni derinden etkilemiştir.

Son olarak neler söylersiniz?

Yazma süreci her yazar için kişisel bir yolculuktur ve her eser bir öncekinden farklı bir deneyim sunar. Kendi kitabımı yazarken ve okuyucularla buluştururken, en büyük arzum, insanların iç dünyalarına dokunarak onları düşündürmek ve duygulandırmaktır. Umarım okuyucularımın kitabımı keyifle okuyacağını ve benimle birlikte bu yolculuğa çıkacaklarını umuyorum. Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir