KÖSADİL CUMHURİYETİ: Distopyayla Mizahın Kurduğu Bir Dünya…

Geçtiğimiz günlerde genç edebiyatçılarımızdan Ebuzer Kalender’in KÖSADİL CUMHURİYETİ adlı romanı yayımlandı. Roman ilk elinize aldığınızda adından tutun da kapak görseli ve arka kapak yazısına kadar dikkat çekici bir yapıya sahip. Romanı okumaya başladığınızda klasik, geleneksel anlatı kalıplarının dışına çıkmış bir metinle karşı karşıya kaldığınızı anlıyorsunuz. Alışılmış gerçeklik algısının dışına çıkan atmosferiyle mizah ve distopyayı başarılı bir şekilde terkip ediyor. Ütopyanın ideal toplum tasarımının karşısında yer alan distopya; adaletsizlik, baskı ve yabancılaşmanın egemen olduğu toplumsal düzenleri konu edinir. Erken örneklerinden biri Jack London’ın Demir Ökçe romanı kabul edilen bu tür, günümüz edebiyatında giderek daha fazla karşılık bulmaktadır.

Distopya ya da distopik metinler edebiyatımızda uzun süre sınırlı örneklerle temsil edilmiştir. Son yıllarda hem dünyanın gidişatı hem de ülkemizde yaşanan belirsizlikler, toplumsal kırılmalar ve ideallerin aşınması bu türün yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır. Gün içinde karşılaştığımız birçok olayın izahı yapılamayınca, “İzahı olmayanın mizahı olur.” sözü de adeta çağın özeti hâline gelmiştir. Bu noktada çağdaş öykü ve roman, toplumsal eleştiriyi alegorik anlatım ve mizahla buluşturarak distopyayı yalnızca karanlık bir gelecek tasarımı olmaktan çıkarıp bugünü sorgulayan estetik bir zemine dönüştürmektedir.

Ebuzer Kalender de KÖSADİL CUMHURİYETİ‘nde alegoriyi ve mizahı kullanarak distopyayı bugünün toplumsal ve bireysel gerçekliğini görünür kılan bir anlatıya dönüştürüyor. Ütopya ve distopya çoğunlukla geleceğe ilişkin tasarımlar olarak düşünülürken Kalender, yaşadığımız siyasal, kültürel ve ekonomik yapıyı alegorik bir kurgu içinde teşhir ediyor. Alternatif dünyanın kuruluşunda gündelik hayatı ihmal etmiyor; kahramanlarını hem yaşadıkları hayata yabancılaştırıyor hem de gerçekle yüzleştiriyor. Böylece çok katmanlı bir anlatı ortaya çıkıyor.

Romanın adı da bu alegorik yapının önemli bir parçası. KÖSADİL, “Kör, Sağır, Dilsiz” sözcüklerinin ilk hecelerinden oluşuyor. “Sağırlar Şehri”, “Körler” ve “Dilsizler” gibi sembolik mekânlarda özgürlük, adalet ve toplumsal düzen ince göndermelerle sorgulanıyor. Hikâye, yazar Sami Duymaz’ın kardeşinin ruhunun kendisine teslim edilmesiyle başlıyor. İlk bakışta fantastik görünen bu olay kısa sürede bürokrasiyi, siyasal düzeni ve insan ilişkilerini sorgulayan güçlü bir alegoriye dönüşüyor. Ruhun teslim edilmesi, kiralanması ve ticarete konu edilmesi yalnızca fantastik bir kurgu unsuru değildir; insanın metalaşmasını, ruhsuzlaşan modern bireyi ve bürokrasinin insanın en mahrem alanına kadar nüfuz edişini görünür kılan güçlü bir metafor hâline gelir. Romanın en güçlü metaforlarından biri olan ruh, yalnızca bireyin vicdanını değil; hafızasını, kimliğini ve ahlaki sorumluluğunu da simgeleyen çok katmanlı bir göstergeye dönüşüyor.

Romanı okurken Yaşar Kurt’un “Ruhum” şarkısını hatırlamamak mümkün değil. Şarkının dile getirdiği yabancılaşma duygusu, romanın ruh metaforuyla kurduğu atmosferi tamamlayan bir çağrışım oluşturuyor.

Kalender kara mizahı toplumsal ve siyasal eleştirinin temel araçlarından biri hâline getiriyor. Sağlık sistemi, bürokrasi, medya ve gündelik yaşam ironik bir dille yeniden kurulurken okur hem gülümsüyor hem de bu kurumların işleyişini sorgulamaya başlıyor. Romanın dili akıcı, diyalogları canlı. İlk sayfalardan itibaren merak duygusunu sürekli diri tutmayı başarıyor.

Dikkat çekici ayrıntılardan biri de bürokratik baskının olmadığı yerlerde körlerin görmesi, sağırların duyması ve dilsizlerin konuşabilmesidir. Böylece bozulmanın yalnızca kurumlarda değil, bireyin kendisinde de gerçekleştiği sezdirilir. Ruh gibi soyut bir kavramın teslim tutanağıyla kayıt altına alınması ise modern bürokrasinin insanı nasıl nesneleştirdiğini gösteren çarpıcı bir ayrıntı.

Roman kahramanlarının isimleri de bilinçli bir tercihin ürünüdür. Ana karakterin adı Sami, soyadı ise Duymaz’dır. Bu karşıtlık, romanın kurduğu alegorik dünyanın dil düzeyindeki devamı niteliğindedir.

Ebuzer Kalender, KÖSADİL CUMHURİYETİ ile yalnızca başarılı bir distopya yazmıyor; klasik distopyayı yeniden yorumluyor. Orwell ve Huxley’nin romanlarında açık ve görünür olan iktidar modeli burada daha sinsi ve görünmez bir biçimde kuruluyor. İktidar bireyi yasaklarla değil, onun algılarını dönüştürerek yönetiyor. Romanın adında simgeleşen körlük, sağırlık ve dilsizlik de bu görünmez tahakkümün göstergelerine dönüşüyor.

Metin, alegori, grotesk ve biyopolitika ekseninde farklı okumalara açık bir kurgu kurması bakımından eleştirel çözümlemeye elverişli bir yapı sergiliyor. Siyaset gibi ciddi bir alan didaktikleştirilmeden eleştiriliyor. Kalender grotesk estetiğin imkânlarını başarıyla kullanıyor. Doktorlara siyah önlük giydirilmesi, KBB servisinin “BB Servisi”ne dönüşmesi gibi ayrıntılar yalnızca komik değil; kurumların rasyonellik iddiasını bozan ve eleştirel anlam üreten grotesk sahnelerdir.

KÖSADİL CUMHURİYETİ, Türk edebiyatında distopik anlatının başarılı örneklerinden biri olmaya adaydır. Gündelik dil ile düşünsel yoğunluk arasında kurduğu denge, diyalogların canlılığı ve mizahın ardında sürekli hissedilen yabancılaşma duygusu romana felsefi bir derinlik kazandırmaktadır. Romanda dikkat çeken tek zayıf nokta ise bazı bölümlerde politik göndermelerin fazlasıyla görünür hâle gelmesidir. Oysa alegorinin gücü, anlamı bütünüyle açıklamasından değil, okurun yorumuna alan açmasından gelir. Bazı bölümlerde simgesel yapı doğrudan siyasal karşılıklara yaklaşınca metnin çok katmanlılığı kısmen daralmakta ve okurun yorum özgürlüğü sınırlanmaktadır.

Sonuç olarak, hacimce küçük olmasına rağmen katmanlı yapısı, sembolik dili, kara mizahı ve güçlü alegorik kurgusuyla KÖSADİL CUMHURİYETİ, tek okumayla tüketilebilecek bir roman değil. Her yeni okumada farklı anlam katmanları açığa çıkaran eser, okurunu yalnızca hikâyesiyle değil, kurduğu düşünce evreniyle de meşgul etmeyi başarıyor.

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir