Dalgasız deniz bizde ölü de olur dingin de. Rüzgar, sarsıntı, onu etkileyen bir şey yoksa deniz dingindir, huzurludur. İnsanın gözünün önüne koyulmuş bir su ayeti olarak denizler insanın engin ruhunun durumlarını da yansıtır. Dalgalı, soğuk, sıcak…
Yalnızlık ve dinginlik arasındaki fark buradan anlaşılır. İnsan yalnızım diyorsa yanına birini arar. Huzursuzdur.
Tekin değildir. Korkuyordur belki de. Dingin insanın başka birine ihtiyacı yoktur. Etrafında kimse yoksa da hayalinde bir sevgili, dost, ideal, dava vardır. Elinde kitabı, zihninde hayali, rüyasında sevdiği şey ne ise onunla hoş haldir.
Kişi kendisiyle yalnız değildir. Kavgalıdır, barışıktır, mutludur, didikleyicidir fakat tekil değildir. Tekil olmadığını kavrayan ve içerisinde saklanan kişileri bulup onunla anlaşabilen insan da hiçbir zaman yalnız kalmaz. Konuşur, anlaşır, tatlıya bağlar.
Yalnız insan kendi içine hiç kıvrılmamış, zihninin kıvrımlarında, yüreğinin kilometrelerce derinliklerindeki uçurumların kenarında dolaşmamıştır.
Yalnızlıktan değil insan kendisinden korkuyordur evvela. Kendini ne ile tanımlıyorsa aksini düşünmekten korkar bazıları. Kabul edip kenara çekildiyse hele, her şey birer tehlike çanıdır.
Müslümanım dedi sonra da başka bir şeye ihtiyaç duymadı diyelim ki. Eğer bir beyin taşıyorsa o mutlaka o bilgiyi doğrulamak isteyecektir. “Allah var mı gerçekten nereden biliyorsun?” Korkunç bir sestir bu bir Müslüman için. Ama hangi Müslüman? Şeytanla karşılaşmamış, hep korkup kaçmış Müslüman için.
İnsan şeytanıyla da konuşabilmeli. Konuşamıyorsa vesveseye yenik düşer.
Dingin insan, savaşa girmiş, savaşı görmüş, ölümle yüzleşmiş insandır. Yalnız insan ise daha fazla yaşamak için her şeyi tehlikeli görendir.
Yalnızlık korkunç bir hastalık, dinginlik muhteşem bir zaferdir.
Ahmet BAYRAKTAR

Son Yorumlar