1927 yılında yayımlanan ve İlk İşçi Romanı olarak kabul gören Çulluk’u kaleme almadan önce Mahmut Yesari, eserine fon olarak düşündüğü Cibali Tütün Fabrikası’nda çalışanları gözlemlediği için gün yüzüne gerçekçi bir eser çıkarmıştır.
Çulluk’tan sonraki ikinci işçi romanını, Sarı İt’i kaleme alan Reşat Enis Aygen de Yesari’nin yöntemini uyguladığı için okur, cümleleri üzerinde göz gezdirirken, hayal pilavına kaşık sallamayı aklının ucuna getirmedikleri için gerçeğin merkezinden seslenen karakterlerle tanışmıştır.
Onlar canlı, capcanlı; diri, dipdiri karakter olmalarının yanında, kişi olarak kalma değil, birey olma mücadeleleriyle de kendilerini okura tanıttıkları için, okur onları unutmamıştır.
Türkçeye Şikago Mezbahaları adıyla, Zeyyat San tarafından kazandırılan, The Jungle’ı yazmadan önce Chicago’daki mezbahaları, Tanınmış bir roman yazarı olarak değil de, sıradan bir gözlemci gibi gezerken notlar almayı ihmal etmeyen Upton Sinclair, notlarını gerçekle beslediği için, okur, kitabını okurken mezbahada soluk alıp vermekle kalmayıp, eserdeki karakterler gibi davranmaktan kendini alamamıştır.
Sözü edilen üç eser, etkileyici olmalarını, yazarlarının memur zihniyetinden uzak durmalarına borçludur.
Böyle bir zihniyet, onların, sadece memur değil, aynı zamanda Toplum Mühendisi gibi davranmalarını ve birey olma savaşımı veren karakterler değil, kişi olmakla yetinen figürler çoğaltmalarını sağlayacaktı.
Memur zihniyetinden ve doğal olarak Toplum Mühendisliği’nden uzak duruşu, ilk 1 Mayıs şiirini kaleme alan Yaşar Nezihe Bükülmez’in hayatında ve adı geçen eseri dâhil, diğer çalışmalarında da görmek mümkün.
İstanbul’da, Tophane Fabrikaları’ndaki çalışmalarını 1894’ten 1895’e kadar sürdüren, 1908’den sonra, Osmanlı Terakki-i Sanayi Cemiyeti ve ardından Osmanlı Sanatkâran Cemiyeti adlarını alan Amele-i Osmani Cemiyeti’nin hareketliliğinden beslenen Bükülmez’in dizelerini özümseyen okur, portresi memur hissiyatıyla çizilmediği için işçinin dünyasına adım atarken iki arada bir derede kalmamıştır.
İşçilerin hayatlarına doğrudan odaklanmasa da, emek kavramı üzerinden meseleyi programına alan, bu özelliğiyle Sevgi Soysal’ın arka planını hazırlayan, Fosforlu Cevriye karakterinin yaratıcısı Suad Derviş de memur zihniyetiyle alışverişe girişmediği için okuru, ondan Toplum Mühendisi refleksi beklememiştir.
Melodramatik kurgunun ete kemiğe büründürücüsü Yeşilçam, Derviş’in karakterindeki emek mücadelesini hiçe saymışsa da, bilinç düzeyi yüksek okur, onu melodramatik kurgunun pasifize edemediği, mücadeleci bir karakter olarak hatırlamıştır.
Abdülkadir Kemali Öğütçü gibi muhalif bir siyasetçinin oğlu olan Orhan Kemal de, Yeşilçam’a senaryolarıyla katkı sunan bir yazar olsa da, işçi karakterlerini melodramatik kurguya esir etme yolunda ilerlememiştir.
Orhan Veli Kanık’ın şiirlerini, klişenin izini takip eden edebiyat tarihçilerinin ve onların refakatçisi olmaktan öteye gidemeyen edebiyat eleştirmenlerinin kendisine armağan ettiği önyargıları tozlu rafta unutarak okuyan okur, onun, sadece güzel değil, güzel işçi kadınları ön plana çıkarmasında da emek mücadelesine saygı yanında, memur zihniyetine ve dolayısıyla Toplum Mühendisliği’ne itirazı bulmakta gecikmemiştir.
Nâzım Hikmet’in işçisi, milliyetçi-mutaassıp fasit dairesinden çıkamamasının ürünü olduğu için, özelliği vurgulanan okur, onda emek mücadelesi yerine zaaf bulacaktır. Can Yücel ise işçisiyle birlikte okurunu da heyecanlandırmıştır çünkü fasit daire onu sınırlandırmamıştır.
İşçiyi ve emek mücadelesini, artık, Resmî Tatiller arasında yer alan 1 Mayıs’ta hatırlayıp, 2 Mayıs ve sonrasında aklına gelmedikçe unutan yığın, memur zihniyeti ve Toplum Mühendisliği ile cedelleşmediği müddetçe, ondan farklı bir yerde durmayan yazar çizer takımı, onun hayatına, emek mücadelesinden bile isteye uzak duran deforme, konformize figürler katmak için kolları sıvayacak, bilinç düzeyi yüksek, soran, sorgulayan, hesaplaşan, birey olarak kalma mücadelesi veren okur da, bu yazıda adları geçen isimlerin mihmandarlığıyla yetindiği bir hayata imza atmaya, kaldığı yerden devam edecektir.
Mehmet Akif ERTAŞ

Son Yorumlar