Mikro Tarihçiliğin İnşacısı: Carlo Ginzburg

İlber Ortaylı’nın 13 Mart 2026 tarihinde vefatının ardından; tarih, tarihçilik, tarihçinin objektif ya da sübjektif olması ya da olamaması, varolagelen söyleme tâbiyeti ya da o söylemle cedelleşmesi, Antonio Gramsci’nin Organik Aydın vurgusunun Ortaylı ile özdeşleşmesi ya da özdeşleşmemesi üzerine diskur çeken kahir ekseriyet, Ortaylı’dan sonra vefat eden  Carlo Ginsburg için ne dilini dillendirdi, ne de kalemini çalıştırdı.

Sözü edilen bağlamda farklı bir manzaranın yaşanması beklenemezdi çünkü Ginzburg, Ortaylı kadar ön planda olan bir isim değildi hatta mikro tarihçiliğin inşacısı olarak, her daim, sözü ilk alan büyük adam olmak gibi bir dertle yanıp tutuşmamıştı çünkü dirsek çürüttüğü alanın ona, böyle bir yolda ilerlemeye izin vermeyeceğinin bilincindeydi.

Ginzburg’un tarihçiliğinin üzerinde daha az durulmasının arkasında, nitelik düzeyi yüksek birçok çalışmanın gün yüzüne çıkmasına rağmen tarihin hâlâ siyasî ve askerî olaylar dizisinin dışına çıktığına, gündelik pratiğin önemsenmeyen enstantanelerinin tarihi beslediğine vâkıf olmama, daha doğrusu olmak istememe fiili vardır ve bu fiilin yerinin sağlamlaşmasında, Ortaylı ve izini sürdüğü isimlerin katkısı büyüktür.

İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı gibi, diğerlerine nazaran, sosyokültürel bağlamda  önemli parantezler açan bir kitabını okurlarıyla buluşturmasına rağmen, tarihin sosyal bilim olarak kabul edilmesine itiraz etme talihsizliğini sergileyen Ortaylı’yı Ginzburg’la bir araya getirmek imkân haricindedir çünkü Ginzburg, inşa ettiği alan gereği, üzerine, kendisinden önce mim konulmamış ayrıntıları önemseyerek ve tarihin oralardan uç verdiğinde kendisini bulabileceğine inanarak ilerlemiştir.  

Ginzburg’un nazarında mikro tarihçilik, öznellik kadar nesnellikle de mesafeli olmalıdır çünkü hem öznel olduğu düşünülen metinlerin de perspektif genişletmek gibi bir işlevi olabilir, hem de, yoğunlaşılan döneme ait nesnel kaynaklara tesadüf edilemiyorsa, öznel kaynaklara direksiyon kırmak, onların da sadece doğru değil, realitenin haddesinden geçen cümleleri barındırdığını hesaba katmak, tarihe hakikaten gönül düşürenin vazgeçilmezi olmalıdır.

Sözü edilen bağlamda Ginzburg’dan hareket edilerek, Türkçeye, Tarih Nasıl Yazılır? adı verilerek Nihan Özyıldırım tarafından kazandırılan kitabı kaleme alan Paul Veyne’e ulaşılabilir çünkü Veyne de tarihi, öznel ile nesnel arasında sıkıştırmanın beyhude bir çaba olduğunu hatırlatmıştır.

Veyne’i Ginzburg’a yaklaştıran başka bir saik de tarihe resmî ya da sivil etiketi vuranların uzağında durmaktır çünkü resmî olan sivil bir boyut taşıyabileceği gibi, sivil olduğu sanılanın da resmîlikten icazet alabileceği unutulmamalıdır.

An Intimate History of Humanity adını verdiği, Elif Özsayar’ın İnsanlığın Mahrem Tarihi başlığını yakıştırarak Türkçeleştirdiği kitabıyla Theodore Zeldin’in de Ginzburg’un hazırladığı kümede yerini aldığı söylenebilir çünkü Zeldin, mahrem kavramını, modern hatta postmodern söylemlerden istifade ederek tanımlayanlarla hesaplaşırken, mikro tarihi önemseyen bir sosyal bilimci olduğunun altını, cümlelerinin arka planını görebilen okurları için çizmiştir.

Greil Marcus’un Lipstick Traces üst A Secret History of the Twentieth Century alt başlıklı, Gürol Koca’nın gayretiyle, ilgili okurlarla Türkçe hâlleşen Ruj Lekesi üst, Yirminci Yüzyılın Gizli Tarihi alt başlıklı çalışması da mikro tarihçilik için verilebilecek nadir örnekler arasındadır.

İnterdisipliner perspektifin önem hatta kıymetini tozlu rafta unutmayan Carlo Ginzburg’un mikro tarihçiliğine Türkiye’den, çalışmalarına devam eden isimlerden önce;  Faruk Sümer, Ömer Lütfi Barkan, Bahaeddin Ögel gibi bilim insanlarının metinleri de, öznellik ve nesnellik, resmîlik ve sivillik saplantılarıyla yüzgöz olunmadan dâhil edilebilir.

Sıralanan isimlerin Barkan dışarıda bırakılarak tek eksikleri tarih ekolleriyle bağ kurmamalarıdr ancak tarihi, ısrar ve inatla, Celal Şengör’ü Halil İnalcık’tan daha çok kayıran İlber Ortaylı ve onun çoğu bilimsellikle bağdaşmayacak sorunlu cümlelerini sorgusuz sualsiz kabullenenler, kabullenmekle kalmayıp cem’i cümleye tarihçilik dersi verenler  hesaba katıldığında sözü edilen eksikliği abartmanın gereği yoktur.

Mehmet Akif ERTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir