Nilgün ÇELEBİ: “İçgüdülerimizi Akıl-Duygu Bileşkesiyle Eğitemiyoruz.”

Her yıl, her ay, hatta neredeyse her gün ve her saat bir değişim, dönüşümle ve düzenlemeyle karşı karşıyayız. Mesleki ve bürokratik alandaki değişimlerin, düzenlemelerin hızına ayak uydurmakta zorlanırken, eğitim-öğretim alanında gerçekleştirilen değişiklikler de bu hızlı dönüşümün önemli bir parçasını haline geliyor. Oysa eğitim-öğretim planlarının, politikalarının ve stratejilerinin sık sık değiştirilmesi, eğitim sisteminde istikrara zarar verebilir ve belirsizlikleri artırabilir. Eğitim, uzun vadeli hedefler ve sürdürülebilir politikalar gerektiren bir alan olduğu için, en az değişikliğe ve düzenlemeye uğraması gereken alanların başında eğitim-öğretim politikaları ve stratejileri gelmektedir. Buna rağmen her yıl, hatta zaman zaman aynı eğitim-öğretim dönemi içerisinde bile yeni eğitim modelleri ve uygulamalarıyla karşılaşıyoruz. Bir önceki modeli yeterince anlayıp sonuçlarını değerlendiremeden yeni bir modelle tanışıyoruz. Bu durum, eğitimin hemen her kademesinde kendisini gösteriyor. Son olarak akademisyenlerin emeklilik yaşına ilişkin yeni bir düzenleme gündeme geldi ve öğretim görevlilerinin 72 yaşına  kadar görev yapabilmesinin önü açıldı. Bu düzenleme tek başına çok büyük bir değişiklik yaratmayabilir; ancak eğitim alanındaki hızlı ve sürekli değişimi bir kez daha gündeme taşıdı. Biz de hem eğitim-öğretimin genelini bu konuyu, emekli akademisyen, sosyolog Prof. Dr. Nilgün ÇELEBİ Hocamıza sorduk:

Hocam yukarıda da bahsettiğimiz gibi ülkemizde her an her şey hızla değişiyor. Her gün yeni bir olaya, düzenlemeye gözlerimizi açıyoruz. Tuhaf, ilginç zamanlar… Çinliler birine sinirlendiklerinde “ilginç zamanlarda yaşayasın” diye beddua ederlermiş. Acaba bizde birilerinin bedduasını almış olabilir miyiz? Siz ne düşünüyorsunuz bu genel ortamla ilgili?

Muaz Bey, Çinliler akıllıdır. Sakince düşünür, az konuşur, az eylerler. Sözleri, eylemleri ve planları çoğu zaman isabetlidir. Çünkü içgüdülerini akıl ve duygu bileşkesiyle dürmüş, bükmüş ve bir düzene koymuşlardır. Her ne kadar Mongol ilinde yüzyıllarca güneyimizdeki Çinlilerle komşuluk etmişsek de sonunda onlara karşı kaybetmişiz ve batıya doğru at sürmüşüz. Neden? İçgüdülerimizi akıl duygu bileşkesiyle eğitemediğimiz için.

Son durağımız Anadolu.

Anadolu halkının genlerinde yüzyılların birikimi ve deneyimi yatıyor. Anadolu halkı artık sakin. Ama bu sakinlik akıl ve duygu bileşkesini kurmayı başarabilmiş, kültürel zemin edinmiş olmaktan kaynaklanmıyor. Savunma mekanizmamız, içgüdülerimizi eğitmekten değil; yani içsel bir dönüşümden değil, onları dışsal bir otorite aracılığıyla ile bastırmayı öğrenmiş olmamızdan kaynaklanıyor.

Anadolu halkı sakin görünmek mecburiyetinde. Aksi halde kırılacağını biliyor. Belki yüzde 80 böyle. Diğer yüzde 20 ise hâlâ içgüdülerinin esiri. Yani akıl duygu bileşkesini kurmuş değil. Üstelik içgüdülerini saklamalarını gerektiren korku kaynakları da yok.

Bu fotoğrafta kadın öldürenlerle, kara para işlerine bulaşanlar ve tüketmeye doyamayanlar arasında fark görmüyorum. İki kategori de içgüdülerini fora etmiş durumdalar. Yüzde 80 ise hâlâ akıl duygu bileşkesiyle değil, bastırılmış içgüdüyle davranıyor, karar veriyor ve yaşıyor.

Sizin de ilgi alanınıza giriyordur mutlaka. Yükseköğretim alanı ve  öğretim görevlilerinin, akademisyenlerin yetmiş iki yaşına kadar çalışabilmeleri, görev alabilmeleri hususunda neler düşünüyorsunuz? 

Farkındayım, benim üniversiteye ilişkin görüşümü dikkate alan pek kimse olmayabilir. Yetkisiz biriyim. Ama deyimlerime göre bu yaş uzatma konusu rasyonel gelmiyor bana.

Şu soru sorulmalı:

“67 yaşına kadar ne yaptın ki bundan sonra yapacaksın?”

“Efendim birikimim var. Birikim önemli.” Varsa birikimin otur kitap yaz, makale yaz. İlla kadro tutmanın gereği ne?

Katkı demek bölümdeki otoriteyi sürdürmek, gençlerin önünü tıkamak torununu, gelinini akademisyen yapmak, yıllardır kullandığın odayı kimselere bırakmamak, jürilerde sürekli başkan olmak demek.

Öte yandan kadroların gençleştirilmesi de ayrı bir sorun yumağı.

Gençler ne kadar kendi bilim dalının temel kaynaklarını özümsemiş durumda? Bilim dallarındaki yenilikle ne kadar hâkimler? Bilgilerini geliştirirken kişiliklerini de geliştirebiliyorlar mı? Kavramlarla düşünebilen yurt dışı bilim ortamlarında sözleri dinleniliyor mu?

Ben yurt dışına kendi imkânlarımla, cebimden binlerce dolar ödeyerek ve yıllık izinlerimi giderdim. Oraları da oralardaki yurttaşlarımı da gördüm, dinledim.

Kendimizi kandırmayalım.

Teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir