Önderoğlu: “Ne Yazdığınız Değil, Nasıl Yazdığınız Önemli.”

Birkaç ay önce “Cüret” adını verdiğiniz romanınız yayımlandı. Dileriz okuru bol olur. Daha çok öykülerinizle tanınıyorsunuz desek yanılmış olmayız sanırım. Öykü yazmak mı roman yazmak mı daha kolay ya da zor, öykü mü roman mı türü sorulara çokça rastlıyoruz. Hem öykü hem de roman yazan biri olarak bu hususta neler söylersiniz? Öykü mü roman mı?

İlk üç kitabım öyküydü ama daha sonra roman ve öykü karışık gitti. Bu hem yetişkin hem gençlik kitaplarımda böyle.

Öykü mü roman mı sorusunu saçma buluyorum. Bu elma mı armut mu diye sormak gibi bir şey. Öykü ve roman birbiriyle hiç alakası olmayan iki tür.

Dolayısıyla hem yazma hem okuma süreci birbirinden ayrılır. Zor ya da kolay diye bir ayrım da olamaz çünkü dediğim gibi çok farklı süreçler.

Yazmak zor ve sancılı bir süreç. Yazmayı neden tercih ettiniz? Nelerdi sizi yazmaya götüren saikler?

Yazmaya sizi bir şey götürmez, siz o yolu bulur ve seçersiniz. Ben de çocukluğumdan beri çok iyi bir okurum.

Çok uzun yıllar hayatım hakkını verecek kadar uzun zaman ayırmama izin vermedi. Koşullarım daha elverişli hale geldiğinde yazmaya başladım diyebilirim.

Görebildiğimiz kadarıyla yaşamı, yaşamın içindekileri yazan birisiniz. İlginç, fantastik, olağanüstü olayları kurgulama, anlatma peşinde değilsiniz. Bu bağlamda yazma rezerviniz, biriktirdikleriniz hakkında neler söylersiniz?

Kurmaca dediğimiz şey bence hayatın içinden çıkmalı. Günlük yaşantımız ve insani meselelerimiz, ruh hallerimiz yeterince ilginç zaten. O nedenle ille de büyük meseleler, ilginç olaylar peşinde koşmaya gerek yok.

Güneşin altında yazılmamış bir şey yok, kuramına inananlardanım. Ne yazdığınız değil, nasıl yazdığınız önemli.

Roman “tik tak. Duvardaki saatte üst üste titreşen iki siyah kol.” diye başlıyor. Buradan hareketle zaman üzerine düşünen biri olduğunuzu söyleyebilir miyiz? Geçmiş, bugün, gelecek adı verilen zaman dilimleri ne ifade ediyor sizin için?

Geçmişle daha çok ilgili biriyim çünkü insanın geçmişini kendince tekrar tasarlayabileceğine inanırım. Hafıza ve unutma üzerine çok kafa yormuştum bir dönem. O dönemde Filler ve Balıklar adlı öykü kitabım çıkmıştı.

“Cüret” Resul, Gül ve Oğuz ana karakterleri üzerinden toplumca dışlanan, ötekileştirilen mültecilerin, engellilerin, transların, azınlıkların hikâyelerini anlatıyor. Romanın her bölümü bu ana karakterlerin adını taşıyor. Bir antikacı bir yurdundan yuvasından koparılmış bakıcı bir de ağır engelli, yatalak bir genç. Bu üç karakteri bir araya getirme amacınız neydi?

Ben öteki kavramı, ötekileştirmek üzerine bir roman yazmak istedim. Bu üç karakter de öyle insanlar. Her biri farklı bir nedenle ötekileştirilmiş. Ancak bu üçünün dışında, sokağa çıktıkları andan itibaren toplumsal bir hezeyan da mevcut ötekileştirmeye dair. Mülteciler var.

Roman karakterlerinin isimlerinin başlık olduğu her bölümde bölüme başlık olan karakter konuşuyor. Burada konuşamayan, bir iki ses çıkaran Oğuz’u da konuşturmuşsunuz. Bu bölümde noktalama, dil kurallarına uygun davranma yok. Cümle başı yok. Burada neyi Muradettiniz? Oğuz’u bu şekilde konuşturmanın gayesi neydi?

Oğuz’un engelli ve doğru dürüst konuşamayan biri olduğunu düşünürsek düşünceleri de böyle biraz bilinç akışı düzeyinde ifade edilmeli diye düşündüm.  

Romanda din ve felsefe tarihi boyunca da tartışılan “kötülük” problemi işleniyor. Bakıcı olarak gittiği evin sahibi Aliye tarafından sürekli zulme uğrayan Gül çocukluğunda kümeslerindeki tavukları yiyen tilkinin babası tarafından öldürülmesine üzülüyor. Kendilerinin kümesine dalan ve orda ne bulsa öldüren yiyen tilki ölünce acı duyuyor. Evinde kaldığı Aliye’den ise nefret ediyor. Neler söylersiniz bu hususlarda?

Kötülük ancak insan için bir seçimdir.

Tilki örneği aç kalmamak, karnının doyurabilmek için kümesten tavuk çalan bir canlıyı anlatır. Burada kötülük yok.

Biz ve öteki, ötekileştirme, zalim ya da mazlum olma güçle, iktidarla ilişkili. Güç zalimi ve mazlumu değiştirebiliyor. Dün mazlum olan bugün zalim, bugün zalim olan yarın mazluma dönüşebiliyor. “Cüret” romanında bu meselelere kafa yoran bir yazar görüyoruz. O yazarın durduğu yerden neler söylersiniz?

Güç ve iktidar kimin elindeyse onun bir seçim yapma şansı vardır. İyilik ve kötülüğün sınanması bu şekilde gerçekleşir. Bu kişisel düzlemde de toplumsal düzlemde de böyledir.

Ben Cüret’te hem bir evin içinde yaşanan hem de dışarıda, sokaklarda yaşanan bir güç dengesi ilişkisinin nasıl değişebileceğini anlatmaya çalıştım.

Kimleri okursunuz? Hangi yazın türleri ilginizi çeker?

Edebiyatın her türüne meraklıyım. Şiir, öykü, roman. Hem günceli hem de klasikleri takip ederim.

Yazar ismi vermekten kaçınacağım çünkü çok isim var ama bir bütün olarak Latin Amerika ve İskandinav edebiyatlarının müzmin okuru olduğumu söyleyebilirim.

Muaz ERGÜ

Neslihan ÖNDEROĞLU

  • İstanbul’da doğdu.
  • Kadıköy Kız Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu.
  • 2012’de yayımlanan ilk öykü kitabı İçeri Girmez miydiniz ? ile 2013 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı.
  • 2013’te Mevsim Normalleri adlı öykü kitabı,
  • 2014’te, editörlüğünü yaptığı Karla Karışık adlı kış öyküleri seçkisi yayımlandı. 
  • 2015’te Burada Öyle Biri Yok ve Geri Dön Hayat adlı seçkileri de hazırlayan Önderoğlu, Murathan Mungan’ın Merhaba Asker ve Kadınlar Arasında adlı seçkilerine ve çocuklar için derlenen Bir Masal Anlat adlı seçkiye de öyküleriyle katıldı.
  • Notos, Sarnıç Öykü, Sözcükler, Kitap-lık, Özgür Edebiyat, İzafi, Dünyanın Öyküsü, Sıcak Nal, Türk Dili, Öykü Teknesi, Patika gibi çok sayıda dergi ve fanzinde öyküleriyle yer alan yazar, Sarnıç Öykü dergisinin editörlüğünü yaptı.
  • İlk romanı, Günışığı Kitaplığı’nın Köprü Kitaplar koleksiyonu için yazdığı Bana Sesini Bırak (2015) oldu. Filler ve Balıklar’ın (2015) ardından, gençler için yazdığı Mutsuz Palyaçolar Örgütü (2016) adlı öykü kitabıyla da dikkati çekti.
  • Önderoğlu’nun Ay Dolandı (2017, ON8), 2019 Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülü’nü kazanan Yeryüzü Yorgunları (2018) ve Tuhaf Şeyler Oluyor Bay Tarantino (2018, ON8) adlı romanlarını bir öykü kitabı izledi: Yakınlık Korkusu (2020).
  • Yazarın Küçük Bir Mesele’de (2022, ON8) yeni öyküleriyle birlikte, ON8 Blog’daki “Cin Atı” adlı köşesinde biriktirdiği öykülerinden bir seçki de yer alıyor.
  • Eylül 2023’te Everest Yayınlarından Cüret Kitabı yayımlandı.
  • Milliyet Sanat dergisindeki köşesinde bir süre yazılarını sürdürdü.
  • İstanbul’da yaşamaktadır.
  • Uğur ve Berfin Ada’nın annesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir