Öykümüzün Yerelden Evrensele Uzanan Kalemi: Ethem Baran

“Dersini almış da ediyor ezber/Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler” türküsünü dinleyenlerin aklına mutlaka Yozgat şehri gelecektir. Bu ve bir kaç türküye Yozgat Sürmelisi denir. Eski adı Bozok olan Yozgat Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden. Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar… bu bölgenin yataklık ettiği kültür ve medeniyetlerden. Yozgat yataklık ettiği medeniyetlerin çokluğu yanında sözlü kültürün de yüksek olduğu yerlerden. Halk şiiri, türküler… hâlâ ilk ortaya çıktığı gün kadar canlı ve etkileyicidir. Bölge ikliminin sertliği, yaşam koşullarının zorluğu sert görünümlü ama yüreği sımsıcacık insanları meydana getirmiş. Ağır başlı, duygusal insanlar… Derin bir lirizm barındıran kültür…

Yozgat Sürmelisi anlatıldığına göre Bozok Yaylasında sürülerini otlatan Sürmeli Beyin bir Bozok güzeline âşık olması ve sevdiğine kavuşamaması üzerine söylediği türküdür. Upuzun ovalarda, sırrını koynuna taşıyan ormanlarda yârini alamayan Sürmeli Beyin sesi yankılanır. “Sabahınan esen seher yeli mi/Benim gönlüm divane mi deli mi/Durup durup yar göğsünü geçirir/Yoksa bugün ayrılığın günü mü aman/Aman aman sürmelim aman” Evet, sözlü kültür ve o kültürü yaratan yaşam ne yazık ki gerilerde kaldı. Bu kültürün üzerinden yükselen, kalemini modern anlatı biçimlerinde koşturan bir Yozgatlıdan bahsetmek isterim. Ethem Baran‘dan… Yozgat türküleri iliklerine işlemiş bir kalem erbabından… Yozgat türküleri ne kadar rafine ve filtresizse Baran’ın kalemi de yazdıkları da o kadar rafinedir, doğaldır… 

Bir bozkır çocuğu Ethem Baran. Bozkırın uzak bahçelerine doğru dönüşsüz yolculuklara çıkarır okuyucusunu kitaplarında. Hep poyraza bakan evlerin hikâyelerini okuruz uzun yolculuklar boyunca. Emanet gölgeler eşlik eder yolculara bozkırın bitmez tükenmez yollarında. Doğduğu yörenin diliyle selamlar okuyucuyu Onun cümleleri. Yoğun, yaşamış, yaşayan imgeler, metaforlar… Yerelin diliyle evrenseli anlatır. Bütün insanların masalını, menkıbesini… Kendi iç dünyasında usul usul devinen, gâh yatağında coşkun akan gâh yatağına kırgın ırmaklar gibi kırgın insanları anlatır. Hayatın kıyısında unutulmuş taşra insanını… Issız köy sokaklarını, kentlerin kalabalık ama birbirine değmeyen insanlarını, kuşları, güvercinleri, Murat 124 vurgunu delikanlıları… 

1962 Yozgat doğumlu Baran. İlk/ortaöğrenimi Yozgat’ta tamamlıyor. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Planlaması Bölümü 1983 mezunu. İlk öykü kitabı Sonrası Ayrılık 1991’de yayımlanır. 1994’te Kurutulmuş Gül Mevsimi kitabı gelir. Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı (2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü), Unuttuğum Bütün Akşamlar (2005), Bozkırın Uzak Bahçeleri (2006), Evlerimiz Poyraza Bakar (2009), Bulut Bulut Üstüne (2011), Zira (2015), Döngel Dünya (2020 Sait Faik Hikâye Armağanı), Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor (2021) adlı öykü kitapları ile Yarım (2008), Emanet Gölgeler Defteri (2013) ve Köhne (2024) adlı öykü kitapları ve romanları var. “Doğup büyüdüğüm ve içinde yaşadığım coğrafyayı yazmayı çalışıyorum.” diyor Baran kendisiyle yaptığımız bir söyleşide ve devam ediyor: “Doğayı, deniziyle ormanıyla, dağlarıyla ovalarıyla seven biri olarak bozkıra olan sevgim bir başkadır. Çıplak, düz, hiçbir şey yokmuş gibi görünür ama öyle değildir. Beni çeken de bu galiba. Gözün gördüğü o sakinlik içten içe, alttan alta kaynar. Görünenden çok görünmeyeni vardır. Keşfedilmeyi bekler, anlatılmayı bekler.”

Sakin bir kişiliğe sahip Ethem Bey. Hem yaradılışı hem de eğitimci olması dolayısıyla insanlarla iyi ilişkiler kuruyor. Muhatabını dinleyen, muhatabına değer veren ve hepsinden önemlisi girdiği ortamlara değer katan birisi. Sanatçı kişiliğini alçakgönüllülükle birleştiren nahif insan Baran. Modern zamanlarda bir derviş mütevazılığıyla temayüz ediyor. Gönle hitap eden bir dili var. Gürültüye kaçmayan, alt perdeden, kadifemsi, yumuşacık bir ses tonuyla konuşur. Konuşması bitse bile sesi hâlâ kulaklarımızda… Filtresiz, abartısız, içten gelen bir samimiyeti var. Sıcak, içten, gerçek… Bu şahsi özellikleri ve zarafeti eserlerine de yansır. Onun yazdıklarında nobran, kulakları tırmalayan, zihni yoran söylemlere rastlanmaz. Yazar, eleştirmen Samle Çağla‘nın da dediği gibi: “O, yaptığı işle dünyayı güzelleştirme uğraşında. En önemlisi de hızla değişen, hızla tekleşen, hızla betonlaşan, aynı hızla doğayla ve geçmişiyle bağını koparan günümüz insanına geçmişte kalan güzellikleri anımsatmak. Kaybettiklerimize ah vah etmeden onları yeni kuşaklara edebiyat aracılığıyla yeniden iletmek.”

Öykülerinde terziler, sinemalar, trenler, eski model arabalar, kuşlar ve taklacı güvercinler çokça göze çarpar. Aynı zamanda bomboş kasaba sokakları, çile çekmiş taşralılar, ıssız akşamlar… Modern zamanlarda çok ta rastlanmayan ögeler, imgeler. Bütün bu öykü, yazın dilini açıklarken yukarıda saydıklarımıza neden yer verdiğini açıklarken şunları söylüyor: “Kurmaya çalıştığım öykü evreninin içini dolduran şeyler bunlar. Anlattığım insanlar gibi kıyıda köşede kalmış, görmezden gelinmiş, unutulmuş unsurlar. Günümüz anlatılarında tercih edilmiyor olması belki de beni ayıran hususların başında geliyordur, bilmiyorum. Ben bunları görüyor ve anlatıyorum.

Bir ilçeden geçerken dikkat etmişsinizdir mutlaka, sokaklar, caddeler bomboştur, insansızdır. Çünkü herkes elindeki cep telefonunun ya da karşısındaki ekranın içinde, başka başka dünyalarda, başka başka hayatlarda kaybolmuştur.”

Ethem Baran güçlü kalemiyle, dikkatli gözlemciliğiyle geçmişin ve geleceğin arasına sıkışmış bugünün insanını anlatıyor. Her ne kadar doğduğu bozkır, öykülerine mekân olsa da günümüz sıkıntılarını, açmazlarını iyi tahlil edebiliyor. Yerelden evrensele uzanan bir üslubu var. Geçmişe, şimdiye takılıp kalmıyor. Onu okurken aslında bütün insanlığı da okuyoruz. Farkında olsak da olmasak da…

Onlarca öyküsünü, öykü kitabını ve romanlarını bizlerle buluşturduğu için, bizlere edebiyat zevkini tattırdığı için Ethem Baran’a teşekkürler. Eserleriyle sağ olsun, var olsun…

Muaz ERGÜ 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir