Samle ÇAĞLA: “Üslup Yazarın İmzasıdır.”

Geçtiğimiz aylarda “Yazınsal Yansımalar” adlı kitabınız yayımlandı. Hayırlı olsun, okuru bol olsun. Eleştiri ve eleştiriye ilişkin kitaplar hakettiği değere sahip değil ülkemizde. Eleştiri yöntemleri de pek tartışılmıyor. Sizin inceleme ve eleştiri yaparken özellikle kullandığınız bir yöntem var mı?

Öncelikle bu söyleşi için teşekkür ederim sizlere. Bu site benim için kıymetli. Zira zaman zaman yazılarımı burada yayımlıyorsunuz. Sorunuza gelince, bilirsiniz ki eleştiride aslolan metindir, doğal olarak çalışmalarımda metinde bulamadığım konulara ve tekniklere girmiyorum. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, esasen yaptığım şey, o metinlerin bende bıraktığı yansımalardır.

Sizin eleştirilerinizde dikkat çeken bir unsur da yıkıcı değil, yapıcı eleştiri yönteminin olması. Hatta bir metinde bir kusurdan söz ederken bile yazarını kırmamaya dikkat ediyorsunuz ve ilgili yazara nefes alması için bir pencere açıp, “Belki de yazar bunu bilerek yapmıştır.” diyerek ona kendini savunma hakkı tanıyorsunuz. Bu yaklaşımla klasik eleştiri normlarından uzaklaşmıyor musunuz?

Evet, ne yazık ki bizde eleştiri sözcüğünün anlamı yeterince anlaşılmıyor. Oysa sözcüğün kökü “elemektir” ve düşünceleri eleyip ayrıştırmak anlamına gelir. Dolayısıyla metnin zayıf yönleri eleğin altına düşerken, güçlü yönleri üzerinde kalır. Eğitimde, kötü davranışı cezalandırmaktan ziyade iyi davranışı ödüllendirmek esastır. Ben de bir eğitimci olarak elbette ki metnin zayıf yönlerini de vurguluyorum ama güçlü yönlerini öne çıkarmaya dikkat ediyorum.

Kitap; şiir, öykü ve roman incelemeleri olarak üç bölüme ayrılmış. Bunu böyle yapmak yerine her tür için ayrı bir çalışma yapmak daha işlevsel olmaz mıydı?

Bu soru için özellikle teşekkür ederim. Evet, benim aklımdaki de oydu fakat bu tür kitapların okurlarının sadece bir edebî türle sınırlı kalmak istemeyeceğini düşündüm. En azından benim için bu böyle. Sadece roman incelemesi yapılan bir kitapta şiir, öykü hatta diğer türlere ilişkin eleştirilerin de bulunmasını istiyorum. Her şeye rağmen, bu benim ilk kitabımdı ve şimdilik böyle olmasını uygun gördük. İleride, dediğiniz gibi, sadece bir türe ilişkin örnekleri kapsayan kitaplar yayımlayabiliriz.

Sizi belki de diğer eleştirmenlerden ayıran en önemli fark, incelemede içeriği hakkıyla değerlendirdikten sonra, metnin üslubu üzerinde çok yoğunlaştığınızı görüyoruz. Yazılarınızda üsluba bu denli yer vermenizin sebebi nedir?

Doğru, benim incelemelerimde, en az içerik kadar üslup da ağırlıklıdır. Bana göre sanat, ürünün anlattığı şeyden ziyade, nasıl anlattığıyla kendini ortaya koyar. Aynı köy hikâyesini Yaşar Kemal farklı, Fakir Baykurt farklı bir şekilde işler. Üslup, yazarın imzasıdır. Sanatçılar arasındaki en belirgin fark da budur. Her ne kadar o güne değin işlenmemiş bir konudan söz eden kitaplar da yazarın üslubu kadar farklılık arz etse de  metin incelemelerinde doğal olan, üslubu da yeterince yer vermektir. Benim yaptığım da budur.

İncelediğiniz eserleri seçme kriterleriniz nelerdir?

Öncelikle belli başlı birkaç yayınevinden son dönemde çıkan kitapları takip etmeye çalışıyorum. Bunların bazıları, ben onlar hakkında yazı yazdıktan ya da yazmadan önce ciddi ödüller almış yapıtlardır. Ayrıca, aralarında kuşak farkı olan yazarların eserlerini de dikkate aldım. Örnek metinlerin çoğunu, gerek içerik gerekse üslup bakımından başka kitapları çağrıştırmayan öykü ve romanlardan seçtim.

Eleştiride olmazsa olmaz yönteminiz nedir? Tarzınızın en belirgin metodunu söyler misiniz?

Benim kullandığım yöntem bilinen bir yöntemdir ve birçok eleştirmen tarafından da kullanılır.  Ben de iddia ettiğim görüşleri ispat için, mutlaka metinden hareket ederim. Eleştiride izlediğim yolun en belirgin yönü de budur. Yani  ileri sürdüğüm bir  düşünceyi tutarlı argümanlarla, örneklerle gerekçelendiririm. Ayrıca, bazen metin dışına da çıkıp o yazarın yetişme tarzına, bulunduğu ortama da dikkat çekerim. Böylece metinde karanlık kalan kimi noktaları yazarın penceresiyle aydınlatmaya çalışırım.

Kitapta önemli bir başka unsur da eleştirilerinizi akademik terimlere boğmadan, açık, anlaşılır, akıcı bir dille anlatmanız. Bu tavır bilinçli bir seçim midir yoksa sizin doğal yazma biçiminiz midir?

Her iki sorunuzun cevabına da “evet” demek istiyorum. Çünkü bizim eleştiri dünyamız ağır terminoloji ve akademik söyleme dayanıyor. Böyle olunca da o eleştiri metnini ancak edebiyat bölümü öğrencileri, meraklı üst düzey okurlar ve kimi yazarlar anlıyor. Dolayısıyla ben eleştirilerimin daha çok okunup anlaşılması için akademik dilden ziyade, kendime örnek aldığım Fethi Naci Üstad’ın yaptığı gibi, deneme tadında eleştiriler yazmaya çalışıyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Edebiyat bir nehirdir akıp giden, bu nehrin içinde her çeşit yazınsal tür var. Bizler de dikkat çeken kitapları incelemeye devam edeceğiz.

Güzel sorular sordunuz. Bu verimli söyleşi için çok teşekkür ederim. 

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir