Elimde hikâyelerle anlatılmış çok ilginç belgesel bir kitap vardı: “İstanbul – Bir Dünya Kentinin Biyografisi”. Tarihçi Prof. Bettany Hughes, 732 sayfada 8 bin yıllık İstanbul tarihini araştırmış ve yazmış. 208 sayfada da dipnotlar ile kaynakça eklemiş. Laf kalabalığı yok, dolu dolu bir kitap. Kitabı bitirmeden başka iş yapmayacağım diye kendime söz verdim.
Derken bir paket geldi, açtım: Metin Ağaçgözgü’nün “Rastlantının Böylesi” adlı romanı. Sonra okumak üzere kapağı bir açtım, Ağaçgözgü sanki ayakkabımın içine çakıl koydu. Nasıl ki çakılı çıkarmadan yürüyemezsiniz, ben de kitabı bitirmeden kapatamadım. Sabah oldu.
Çocukların ev ödevine yardım eden, onları lunaparka, tiyatroya götüren pedofili bir alçak “Sabri amca” önce mahallelinin güvenini kazanıyor. Sonrası malum.
Dokuz yaşındaki Serpil’e annesi, “Hasta olmuş adamcağız, hadi ona da çorba götürüverin Seval’le!” diyerek eline küçük bir tencereyi tutuşturuyor. Seval daima birlikte oynadığı aynı binadan sevdiği bir arkadaşıdır. Birlikte çıkıyorlar. Fakat Seval’in annesi balkondan “Seval çabuk gel, bakkala gitmen lazım,” diye geri çağırıyor. Seval dönmek zorunda kalıyor, Serpil ise tek başına “Sabri amcaya” çorba götürüyor ve beklenmedik bir biçimde tacize uğruyor. Çocuk akıllı, çalışkan, cıvıl cıvıl… O an içine kapanıyor. Annesi babası olayı fark ediyor, bağırlarına basıp “çocuğum suç sende değil” diyecek yerde sanki suçlu Serpil’miş gibi ondan uzaklaşıyor, onu yalnız bırakıyorlar. Çocuğun hayatı artık bir cehenneme dönüşüyor. Sadece ders çalışıyor. Seval ile annesi de bu değişimin farkına varıyorlar. Serpil’in babası öç almak için harekete geçiyor, ancak pedofili Sabri tehlikenin yaklaştığını görüp mahalleden kaçmıştır bile.
Hani Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanında Raskolnikov, 104. sayfada tefeci kadını öldürür, ama siz 730 sayfalık romanı yine de soluk soluğa okursunuz.
“Rastlantının Böylesi” de akıcılık ve insan psikolojisine nüfuz etme bakımından benzer bir romandır. Serpil büyür, ODTÜ’yi bitirir, başarılıdır, diller öğrenir, mesleğinde zirveye ulaşır ama içindeki travmayı yenemez, evlenir, mutlu olamaz, ayrılır. Zihninde hep öç almak vardır, intikam peşindedir.
Acaba 34 yıl peşinden koştuğu adamı bulacak mı Serpil? Ne yapacak? Zihnindeki düşünce kırılmalarını, zihnindeki derinleşmeyi, bunalımı, hesaplaşma güdüsünü, çözümsüzlüğü ne kadar samimi, sohbet eder gibi anlatır Metin Ağaçgözgü. Seval ile annesi de Serpil’in başına gelen olayda kendilerini suçlu sayarak mutsuz olmuşlardır. Seval de önüne çıkan kısmetleri değerlendirip evlenememiştir. Serpil yıllar sonra Seval ile acı içinde buluşur, gözyaşlarıyla kucaklaşırlar. Öyle kucaklaşırlar ki, siz gözyaşınızı tutamazsınız.
Arkadaşlığın bu derinliği bir nebze okur için teselli olur. Bir cümlede toplumun profilini de ne kadar güzel betimler Metin Ağaçgözü.
Rastlantı sonucu bir yolculukta tanır kahramanı Serpil’i. İçine bir kurt düşer yazarın. Bu kadın bir intikam peşinde mi diye şüphelenir. Ama konuyu açacak durumda değildir. Yolculuk biter, ayrılırlar. Acaba Serpil o ayrılıktan sonra düşmanına ulaşır mı, ne yapar? Bu gerçek karşılaşma nefis bir romana dönüşür: “Rastlantının Böylesi”, Gri yayınları okumanızı salık veririm. Kitap okuma alışkanlığı olmayanları bile sürükleyecektir.

Teşekkürler sevgili Metin Ağaçgözgü.
Yücel FEYZİOĞLU

Son Yorumlar