İslam’ın beş şartı vardır inancından bağımsız bir durum olarak şehadetten bahsetmemiz gerekir. İlkokulda din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde ya da camide biri vaaz verirken “Hadi şehadet getirelim” deyince hep bir ağızdan “Eşhedu en lâ…” Diye başlayan seremoni ile İslam’ın şartı olan şehadet bambaşka şeylerdir.
Şehadetin en güzel halini bize Rabbimiz yine İbrahim peygamberin dilinden vermektedir.
- Hani İbrahim, babası Âzer’e “Birtakım putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum.” demişti.
- Böylece biz kesin iman edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin egemenliğini gösteriyorduk.
- Gece(nin karanlığı) onu kaplayınca bir gezegen (gök cismi) görmüş, “Bu benim rabbim!” demişti. (Gezegen) batınca da “Batanları sevmem.” demişti.
- Ayı doğarken görünce “Bu benim rabbim!” demişti. O da batınca, “Rabbim bana doğru yolu göstermemiş olsaydı elbette sapkın topluluktan olur(d)um.” demişti.
- Güneşi doğarken görünce de “Bu daha büyük. Bu benim rabbim!” demişti. O da batınca, “Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım!” demişti.
- (İbrahim, kavmine şöyle demişti): “Ben [hanîf] (Allah’ı birleyen) olarak yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan (Allah)a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”4
İbrahim peygamber hakkında en fazla dedikodusu yapılan kıssalardan biri bu. Dedikodu tabirini bilerek yazdım. İlimde usul olmaksızın başkasının cümlesini, yazısını alıp eleştirmek, bu yanlıştır, doğrudur demek dedikodu olarak nitelenmelidir. Bu ayetlerde yapılan dedikodunun sebebi ayetleri tercüme edenlerin inançlarıyla bilgilerinin uyuşmaması ve bu uyuşmazlıkta hakemliği akıl ve ilkelere değil etraftaki seslerin şiddet ve yoğunluğuna vermeleridir.
Burada kaçırılan en önemli nokta bu ifadelerin bir metin parçası olarak algılanması, sözün bağlamındaki hareket ve hayatın yazının donukluğuna hapsedilmesidir. İbrahim peygamber burada Allah’ı aramıyor zaten Allah’ı bulmuş bir vaziyette. “Birtakım putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum.” Ayeti bunu ispatlıyor. Peki zaten Allah’ı biliyor ve putların sapkınlık olduğunu fark etmişse daha ne işi var ayla yıldızla? Çünkü İbrahim bunu kendine değil kavmine aktarıyor. İbrahim o yaşında düşünerek, tefekkür ederek, izleyerek kavminin -muhtemelen Sümerler- bu alışkanlıklarının saçmalığını fark etmişti. Etrafındaki insanlara böyle anlatıyordu.
“Abi biliyor musun bir gün gittim canım sıkıldı gece baktım gökte bir parıltı. Dedim bu kesin benim Rabbimdir. Ama sonra baktım ondan daha parlak ay çıktı. E şimdi ay varken yıldızların tanrı olması mantıksız olur. Daha parlak ay varken daha sönük yıldızlara tapmam ben. İzledim biraz sonra baktım ay batmış güneş doğmuş. Dedim güneş doğunca bu kesin en büyük tanrı ol-malı. Baksana o doğunca ay bile çekildi gökten, parıltısıyla bütün göklere hükümran oldu. Sonra akşam olunca bir de baktım güneş de söndü. Dedim ki İbrahim bunlardan sana Rab-tanrı-ilah olmaz. Bunlar doğup batan şeyler. Allah-Tanrı dediğin doğmaz-batmaz, ölmez-doğmaz olmalı.”
Bu cümleler bize anlamsız gelebilir ama İbrahim peygamberin yaşadığı zamanlarda Sümerlerde bugünkü kadar olmasa da zamanının pek ilerisinde bir gökbilimi-astroloji bilgisi hakimdi. Ayın ve güneşin evreleri, burçlar biliniyor, Güneşin hangi burçta kaç sene kaldığı hesaplanabiliyordu. 5
İbrahim peygamber bunları söylerken muhatabı neler düşün-yordu onu düşünelim -bir nevi simülasyon yapalım-.
Abi biliyor musun bir gün gittim canım sıkıldı gece baktım gökte bir parıltı. Dedim bu kesin benim Rabbimdir.
– Aferin İbrahim sonunda yola geldin. Biz sana ta en başından diyorduk iyi de yıldızlar tanrılarımızdır diye.
Ama sonra baktım ondan daha parlak ay çıktı. E şimdi ay varken yıldızların tanrı olması mantıksız olur.
– Yahu İbrahimcim, yıldızlar başka tanrı, Ay başka tanrı. Hepsine de tapıyoruz biz. Ha sen daha parlağı varken daha sönüğüne tapmam dersen bir şey diyemem. Bir dakika olur mu öyle şey. Hepsi bizim tanrımız. Ne demek tapmam.
Daha parlak ay varken daha sönük yıldızlara tapmam ben. İzledim biraz sonra baktım ay batmış güneş doğmuş. Dedim güneş doğunca bu kesin en büyük tanrı olmalı.
– İbrahim parlaklık, büyüklükle ne alakası var. Büyükler bize ne demişse ona bakıyoruz. Güneş bizim Tanrımız dediler taptık işte. Parlak olmuş, olmamış bizi pek ilgilendirmez.
Baksana o doğunca ay bile çekildi gökten, parıltısıyla bütün göklere hükümran oldu. Sonra akşam olunca bir de baktım güneş de söndü. Dedim ki İbrahim bunlardan sana Rab-tanrı-ilah olmaz. Bunlar doğup batan şeyler. Allah-Tanrı dediğin doğmaz-batmaz, ölmez-doğmaz olmalı.
– Yani, şimdi öyle söyleyince nasıl desem. Aslında ben hiç böyle düşünmemiştim İbrahim.
- İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimizi (layık olanı) derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz ki Rab-bin, doğru hüküm verendir, bilendir.
İbrahim, kendisiyle yaşayan insanların kararmış zihnini bulandırmak, bu kutsal saçmalıkları sorgulamak için onlara bu örneği vermiştir. Sormadan, düşünmeden, sırf annesi-babası-çevresi öyle yapıyor diye uydum etrafıma deyip olan bitene kayıtsız, sorusuz, sorgusuz kalan halka bu en basit akıl yürütmeyi anlatmak hanifliğin ilk aşamasıydı.
Ahmet BAYRAKTAR
Dipnotlar
4- Mealde bu (muymuş) şeklinde soru ifadeleri vardı ben çıkardım.
5- Sümerlerin kozmolojisi ile ilgili bilgi qr-code’dan okutularak izlenebilir.
Son Yorumlar