Benim kuşağım Nils Holgersson’la önce kitapta değil, televizyonda karşılaştı. Seksenli yıllarda TRT’de Nils ve Uçan Kaz adıyla yayımlanan çizgi filmde, küçük bir çocuğun yaban kazlarıyla göğe yükselip uzak yerlere gidişini izliyorduk. Selma Lagerlöf‘ün adını duymamıştık, bunun İsveç coğrafyasını öğretmek amacıyla yazılmış bir kitaptan uyarlandığını da bilmiyorduk. Yıllar sonra Nils Holgersson’un Muhteşem İsveç Seyahati‘ni tam metninden okuyunca, çocukluk hatıramın arkasında bambaşka bir eser bulunduğunu gördüm.
Çizgi filmle kitap arasındaki farkı görmek zor değil. Çizgi film aslında bir Japon yapımıydı ve öyle anlaşılıyor ki romana epeyce şey eklemişler bu çizgi filmi yaparken. Nils’in yanından ayrılmayan evcil hamster kitapta yok, tümüyle animasyonun buluşu. Tilki Smirre’nin rolü de romandakinin çok ötesine taşınmış. Yani bizim hatırladığımız Nils’in maceralarının bir kısmı Lagerlöf‘ten değil, çizgi filmden geliyordu. Bir İsveç okuma kitabının Japonya’da çizgi filme dönüşüp Türkiye’ye devlet televizyonundan ulaşması, kitabın nasıl bir yol katettiğini de gösteriyor.
Nils Holgersson’un Muhteşem İsveç Seyahati 1906 ve 1907’de iki cilt halinde yayımlanmış. Kitabın çıkış noktası edebî bir ilhamdan çok pedagojik bir siparişmiş. İsveç İlkokul Öğretmenleri Birliği yazara başvurmuş. Okullarda okutulan 1865 tarihli okuma kitabı artık yetersiz bulunuyormuş, çocuklara ülkelerini ezber bilgiler yerine hikâyelerle tanıtacak yeni bir metin isteniyormuş. Bu iş için Selma Lagerlöf‘ten uygun aday yokmuş. Lagerlöf, Värmland’daki Mårbacka çiftliğinde sözlü kültürün içinde büyümüş, yıllarca öğretmenlik yapmış, natüralizmin sertliğine karşı masalı ve efsaneyi yeniden merkeze almış bir yazardı. Masala dönüşü ona geniş bir okur kitlesi kazandırmıştı. 1909’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk kadın oldu. Aynı yöneliş eserlerinin gevşek ve fazla masalsı bulunmasına da yol açtı.
Roman, kitabın bütün ahlaki mesajını taşıyan küçük bir sahneyle açılır. On dört yaşındaki tembel Nils, ailesi kilisedeyken evde yalnız kalır, sandığın başında bir elf görüp onu sinek ağıyla yakalar. Elf, kurtulmak için gümüş bir kaşıkla babasının saati kadar büyük bir altın teklif eder. Nils korkudan hemen razı olur, ağı sabit tutup elfin tırmanmasına izin verir. Elf neredeyse çıkmışken aklına daha fazlasını isteyebileceği gelir ve ağı yeniden sallayıp onu dibe düşürür. Elf bir tokatla onu bayıltır; uyandığında parmak boyundadır. Nils bu cezayı elfi yakaladığı için değil, verdiği sözden döndüğü için görür.
Küçülen çocuk, çiftliğin beyaz kazı Martin’in sırtında yaban kazlarının arasına katılır ve İsveç’in güneyinden Laponya’ya uzanan bir yolculuğa çıkar. Yolculuk gerçek bir takvim üzerinde ilerler, 20 Mart’ta başlar ve 8 Kasım’da biter. Fikir gerçekten parlaktır. Çocuğun yukarıdan bakışı haritayı yaşayan bir manzaraya dönüştürür; her bölge kendine ait bir hikâye, efsane veya çatışmayla anlatılır.
Kitabın eğitim tarihi bakımından önemi burada belirir. Lagerlöf çocuğa ülkesini yalnız tanıtmıyor, onu bu ülkenin doğasına ve hayvanlarına karşı sorumlu bir yurttaş olmaya çağırıyor. Bataklıkların kurutulması ve kuşların yaşam alanlarının daralması sık sık sorgulanıyor. Yaban kazlarının yaşlı önderi Akka, Nils’e veda ederken bunu doğrudan söyler: insanların koca bir ülkesi vardır, hayvanlara birkaç çıplak adacık ve uzak bir orman bırakacak imkânları elbette olmalıdır. Kendisinin ömrü boyunca kovalandığını da ekler. Hayvanlara yaşam alanı bırakılması isteği, yüz yirmi yıl önce yazılmış bir çocuk kitabı için şaşırtıcıdır.
Bununla birlikte Nils Holgersson, bugünün yetişkin okuru için baştan sona aynı canlılığı koruyan bir roman değil. Ana hikâye sürekli yerel efsaneler, hayvan öyküleri, şehir anlatıları ve coğrafi açıklamalarla kesiliyor. Bazı bölümlerde Nils uzun süre geri plana çekiliyor. Okulda parça parça okunmaya uygun olan bu yapı, altı yüz sayfayı aşan tam metinde okuru yoruyor. Bölümler birbirini tekrarlıyor, ana hikâye dağılıyor. Kitabın gevşekliği rastlantı değil, farklı bölgeleri, üretim biçimlerini ve kültürel hikâyeleri kapsama isteğinin doğal sonucu.
Berkan Başören‘in İsveççeden yaptığı çeviri rahat okunuyor. Cümleler kitabın yaşını gereksiz bir ağırlığa dönüştürmüyor. Okumayı zorlaştıran şey çeviriden çok kitabın hacmi ve bölüm bölüm ilerleyen yapısı. Everest’in eksiksiz baskısı yine de önemli, çünkü kitap Türkçede daha çok kısaltılmış çocuk baskılarıyla tanınıyordu. O baskılar tekrarları ve sarkan bölümleri ayıklıyordu; tam metinde bunların hepsi okurun önünde.
Lagerlöf‘ün edebî gücü sayılan masal ile gerçeklik karışımı da her okuru aynı ölçüde ikna etmeyebilir. Bunu “büyülü gerçekçilik”le karıştırmamak gerekir. Büyülü gerçekçilikte “olağanüstü” olay gerçekliğin içine yadırganmadan yerleşir, kimse şaşırmaz. Burada ise “olağanüstü” halk inancından gelir, Nils’in kendisi bile korkar, üstelik her defasında bir ders taşır. Kitap yazıldığında büyülü gerçekçilik diye bir terim de yoktu. Efsanelerin gündelik hayatın içine karışması kimi bölümlerde büyüleyici duruyor. Kimi bölümlerde ise olayların inandırıcılığı ortadan kalkıyor. Ben de okurken zaman zaman “bu artık roman değil, uzun bir eğitim masalı” duygusuna kapıldım.
Kitap İsveç’i bütünlüklü bir yurt olarak anlatırken ulusal bakışının sınırlarını da taşır. Kuzeyin yerli halkı Samilere, yani Laponlara, ilgi ve hayranlık vardır; yine de onların hayatı, dışarıdan bakan bir gözle, doğayla uyumlu ve egzotik bir tablo olarak sunulur. Ülkeyi tek bir yurt gibi sevdirme ödevi, bu halkı da tablonun uyumlu bir parçası yapıyor; kitabın çevreci ve kapsayıcı yanını bu sınırla birlikte düşünmek gerekir.
Nils’in değişimi anlaşılır ve etkili, fakat oldukça şematiktir. Önce kötü davranır, sonra cezalandırılır, sınavlardan geçer ve iyiliği öğrenir. Akka yol gösteren bilge, tilki Smirre baştan sona peşlerini bırakmayan tehlike, kaz Martin ise Nils’in en yakın dostudur. Bu açıklık çocuk okur için bir avantaj, yetişkin okur içinse bir sınırdır. Son sınav ise bu kadar mekanik değil. Kazlar, Aziz Martin yortusundan üç gün önce eve varır. Nils’in anne babası Martin’i kesmeye hazırlanır. Nils kapının önüne gelir, orada donup kalır, çünkü Martin’i kurtarmanın tek yolu ailesine küçülmüş halini göstermektir. Onu kapıyı çalmaya iten şey soyut bir ahlaki ödev değil, birlikte atlattıklarını hatırlamasıdır.
Kapıyı çaldığı anda büyü bozulur, Nils eski boyuna kavuşur. Ama kazandığı şeyin bedeli vardır. İnsan olur olmaz kuş dilini kaybeder. Ertesi sabah kazlara veda etmek için sahile iner; sürü onu tanımaz, seslenmek ister ama ağzından doğru ses çıkmaz. Akka geri dönüp onu tanır, ama kazlar onunla artık anlaşamadıklarını görüp uzaklaşır. Roman, çocuğun gökyüzüne bakıp neredeyse yeniden o parmak boyundaki haline dönmeyi dilemesiyle biter.
Nils Holgersson’un Muhteşem İsveç Seyahati herkese önerilecek bir roman değil. Masalları, doğa anlatılarını ve hayvan hikâyelerini seven sabırlı çocuklar için zengin bir kitap. İsveç kültürü, çocuk edebiyatı ve ulusal kimlik meseleleriyle ilgilenen yetişkinler de eserden çok şey çıkarır. Hızlı ilerleyen, psikolojik bakımdan derin ve sıkı kurulmuş bir roman arayan yetişkin okur ise zorlanır. Ben sıkı kurgulu roman arayan okura daha yakın dursam da kitabı bitirdiğime memnunum, çünkü bir ülkenin çocuklarına kendi coğrafyasını sevdirmek için böylesine büyük bir işe girişilmiş olması bile yeterince kıymetli.
Murat BEYAZYÜZ
- Selma Lagerlöf, Nils Holgersson’un Muhteşem İsveç Seyahati, çev. Berkan Başören, Everest Yayınları, İstanbul, 2025, 672 sayfa.

Pingback: Nils Holgersson: Parlak Bir Eğitim Fikri, Uzun Bir Masal