Babam Nebi Hezri Hakkında Hatıralarım:
Dünyayı idrak etmeye başladığım günden beri babamla ilgili hafızama sayısız hatıra nakşoldu. Lakin ben, onun kendi annesine duyduğu o sonsuz muhabbetten bahsetmek isterim. O dönemlerde on-on iki yaşlarındaydım. Babamın annesine olan hürmeti ve bağlılığı, evlat sevgisinin en ulvi timsaliydi.
Anneye Olan Mukaddes Bağlılık
Babam, gündelik ev işlerinden tamamen uzak bir insandı; ömrü boyunca kendine bir bardak çay koyduğuna bile şahit olmamıştık. Lakin babaannem Pərihanım uzun süre yatalak hasta olduğunda her şey değişti. Babam, elleriyle meyve suları sıkar, onu kaşık kaşık babaanneme içirirdi. Bu işi kimseye emanet etmezdi. Babaannem de sadece babamın hatırına, onun sözünü yere düşürmemek için o meyve sularını içerdi. Doksan yaşının eşiğinde olan babaannemin çaresiz bir halde:
– “Evladım, müsaade et öleyim; böyle yaşamaktansa ölmek yeğdir,” demesine karşılık babam duygulanarak şöyle derdi:
– “Anne, bana senin bir kuru nefesin yeter. Sen yeter ki iste, senin için kuş sütü bile bulurum.”
Onun meşhur “Anne” poemasındaki “Annemin nefesi bana yeter” mısrası, sanki tam da o anların tercümanıydı. Babaannemin gözleri artık görmüyordu. Bir gün diğer ninem onu ziyarete geldiğinde, Pəri ninem: “Gözlerim kapandı, seni göremedim,” diyerek ağladı. Bu manzara herkesi sarsmıştı; babam da bir çocuk gibi hıçkırarak annesinin ellerinden öpüp ağlıyordu.
Hassas Bir Kalp ve Tabiat Sevgisi
Babamın son derece ince ve kırılgan bir kalbi vardı. Kim kendi derdini ona anlatıp ağlasa, o da aynı kederi yüreğinde hissederdi. Hatta yanında herhangi bir canlının kesilmesine asla tahammül edemezdi.
Balık tutmayı çok severdi. Fırsat buldukça deniz kenarına gider, kendisine sakin bir köşe seçip oltasını atardı. İşin ilginç yanı, tuttuğu balıkların hiçbirini yemezdi. Onlara kıyamadığı için getirip bahçemizdeki havuza bırakırdı. Bir gün havuzun kenarına sıçrayıp susuzluktan telef olan bir balığı görünce o kadar üzüldü ki, bu hadise üzerine koca bir şiir kaleme aldı.
Eşine Olan Fedakârlığı
Babam, annem Gülaran’ın ağır hasta olduğunu bilse de biz üzülmeyelim diye bunu herkesten gizlerdi. Annem vefat edene kadar hastalığının mahiyetinden haberdar olmadı. Babam onun yanında güler, şakalar yapar; diğer odaya geçtiğinde ise hıçkıra hıçkıra ağlardı.
Bir gün masasının üzerindeki yeni şiirlerini okurken: “Ölümün buz eli geziyor yüzümde” mısrasına rastladım. Mutfağa geçip ağlayarak: Baba, niye böyle yazdın? Hani annem iyiydi, öyle demiştin ya? diye sordum. Babam başını sallayıp beni teselli etmeye çalıştı:
– “Bana bakma kızım, öyle öylesine yazmışım. Sakın annenin yanına ağlayarak çıkma.”
O gece sabaha kadar ağladım. Eşim babamı arayıp annemin vaziyetini sorduğunda, babam ahizeyi benden alıp şöyle dedi:
– “Benim ceylan kızım, müsterih ol, annen yaşayacak.”
“Ben Yetim Kaldım…”
Babam bütün dertleri tek başına göğüslemeye razıydı, yeter ki evlatları sarsılmasın. Ancak bu konuşmadan sadece iki ay sonra annemi kaybettik. O günden sonra babamın hayatı ve sanatı kökten değişti. Artık sadece annemize ithaf edilmiş kederli şiirler yazıyordu. Annemin vefat ettiği gün bize sarılıp ağladığında ben Baba, biz yetim kaldık, dedim. Babam ise cevaben:
– “Kızım, insan bu yaşta ömür boyu yoldaşını kaybedince yetim kalır. Siz değil, ben yetim kaldım,” dedi.
O günden sonra babam bir tane bile iyimser şiir yazmadı. Bütün kederini “Gam Defteri” adlı kitabına nakşetti. Şiirlerinin birinde dediği gibi: “Yetimlik geldi mi, çocukluk gider.” Hakikaten de annemin sağlığında kendimi hâlâ bir çocuk gibi hissederdim. Annemden sonra sanki bir gecede büyüdüm. Bütün sevgimi babama verdim. Babamı da kaybettiğim gün, ben hem onu hem de annemi sanki yeniden kaybettim…
Aliyeva PERİHANIM
Türkiye Türkçesine Aktaran: Afag ARAS
Nebi Hezri: Azerbaycan edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olan Nebi Hezri (1924–2007), sadece bir şair değil, aynı zamanda önemli bir oyun yazarı, tercüman ve kamu görevlisiydi. 20. yüzyıl Azerbaycan şiirinde kendine has lirik ve felsefi üslubuyla derin bir iz bırakmıştır.
Asıl adı Nebi Babayev’dir. “Hezri” (Hazar Denizi’nden esen soğuk kuzey rüzgarı) mahlasını, doğup büyüdüğü Bakü’ye ve denize olan tutkusu nedeniyle seçmiştir.
Eğitimi
Moskova’daki Gorki Edebiyat Enstitüsü’nde eğitim görmüş, bu sayede hem Doğu hem de Batı edebiyatını harmanlayan bir vizyona sahip olmuştur.
Şiirlerinde vatan sevgisi, doğa, deniz, aşk ve insanlık onuru gibi evrensel temaları işlemiştir. Özellikle Hazar Denizi’ni bir sembol olarak kullanmasıyla tanınır.
Şiirleri oldukça akıcı ve duygusaldır. Birçok şiiri bestelenmiş ve Azerbaycan müziğinin unutulmaz eserleri haline gelmiştir.
Sadece şiirle yetinmemiş, “Sen Yanmasan”, “Güneşin Doğuşu” gibi önemli tiyatro eserlerini de kaleme almıştır.

Son Yorumlar