Sezai Balcı: “Rothschild Ailesi’nin İlişki Ağı Bilinmeden Dünya Politikası Bilinemez”

İki asırdan fazladır para, güç ve gizlilikle birlikte anılan Rothschild ailesini Paul Johnson, Yahudi Tarihi adlı kitabında: “Çarpıcı bir sülaleydiler. Birbiriyle bağdaşmayan dört farklı hedefleri vardı: Hızlı ve namuslu bir şekilde muazzam servet sahibi olmak, birçok hükûmetin güvenini korumaya devam ederek bu serveti dağıtmak, halkın kıskançlığını uyandırmadan servetlerini harcamak, kanunen ve ruhen Yahudi olarak kalmak. Hiçbir Yahudi onlar kadar servet sahibi olmadı, ağız tadıyla harcamadı ve o kadar popüler olmadı.” diye tanımlıyor. Hocam, kimdir bu Rothschild ailesi? Bu kadar gizemli, merak uyandıran, haklarında gerçeğin ve komplonun karıştığı bu aile hakkında neler söylersiniz?

Yahudi Rothschild ailesi, aslen Frankfurtlu’dur. Bunlar Aşkenaz dediğimiz Alman Yahudisi’dir. İsimleri Red-Shield, “Kırmızı Kalkan” manasına gelmektedir. Bunların mesleği bankerlik daha doğrusu tefeciliktir. Tefecilik İslamiyet’te olduğu gibi Hristiyanlık’ta da hoş karşılanmayan bir meslek olduğu için Avrupa devletlerinde de bankacılık veya tefecilik uzun müddet Yahudilerin tekelinde kalmıştır. Aile, ilk önce siyasi birliğini sağlayamamış olan Almanya’da Thurn ve Taxis prensliklerinin bankeri olarak ortaya çıkmıştır. Aile hakkında dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok komplo teorisi üretilmiştir. Ancak biz eserimizde bu komplo teorilerinden ziyade resmî arşiv belgelerine dayandığımız için bu tür teorilerin dışında kalmayı tercih ettik.

Hocam Rothschild ailesinin tarih sahnesine çıktığından bugüne dünya büyük savaşlarla, ekonomik buhranlarla sarsıldı. Birçok büyük şirket ve banka battı, yok olup gitti. Her şeye rağmen bu ailenin ayakta kalmasını ve her buhrandan güçlenerek çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aile, yaklaşık 200 yıldır dünya politikasını yönlendiriyor. Dünya üzerinde yaklaşık 200 devlet var. Bir de devlet gibi hareket eden bu aile var. Dediğiniz gibi, dünya üzerinde yaşanan her buhrandan sonra bu aile daha güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Ailenin bu şekilde her savaştan ve buhrandan daha güçlü bir şekilde çıkmasına ben “Getto Stratejisi” adını verdim. Bunlar Frankfurt’ta Yahudi gettosunda yaşıyorlardı. Bunlar her ne kadar zengin olsalar da Hristiyanlar tarafından Yahudilere atılan iftiralar, bunları da zora sokabiliyordu. Bir örnek vermek gerekirse 1890’larda Fransa’da yaşanan Yahudi Subay Binbaşı Dreyfüs Davası’nda Rothschildlerin malikâneleri bile taşlanmıştı. Dolayısıyla bunlar işlerini aile dışında başka biriyle paylaşmıyorlar. Bunlar getto’yu başka bir erdeme dönüştürüyorlar. Aile ne kadar bir arada olursa, ilişkiler ne kadar sıkı örülü olursa o kadar güçlü olursunuz. Dağılma ve dışarıdan sızmaya karşı da alınan bir tedbirdi bu.

Babaları Mayer Amschel, 1812’de öldükten sonra aile işletmesini kontrol altına alan beş oğlu, geniş ölçekli zenginlikleriyle tek ülke ya da prensliğe bağlı kalmak yerine, bir bütün hâlinde Avrupa piyasasına girdiler. Bu amaçla, beş kardeşten Nathaniel Londra’ya, James Paris’e, Solomon Viyana’ya ve en küçük kardeş Carl Napoli’ye yerleşti. Diğer kardeş Amschel ise memleketleri Frankfurt’ta kaldı. Ancak bu yerleşim, bir bölünme ve dağılma gibi düşünülmemeli. Bir elin beş parmağı gibi düşünülebilir ancak her biri birbirlerinden bağımsız değiller.  Bu geniş yayılımlı ağ, Rothschildleri bölünme ve dağılma ile de karşı karşıya bıraktı. Bu tehlikeden yukarıda bahsettiğimiz “Getto Stratejisi”yle kurtuldular. Yabancıları içlerine almadılar. 1905 yılına kadar aile içinde gerçekleşen 58 evliliğin 29’u birinci derece kuzenlerle yapılmıştır. Ayrıca, Avrupa’daki en hızlı kurye sistemini kurdular. Böylece rakiplerinden daha önce haber alma imkânına kavuştular. Banka, kredi konularında tekel hâline geldiler. Kendi aralarındaki yazışmalarını Frankfurt Musevicesi ile ve yalnızca kardeşlerin çözeceği bir şifreyle yaptılar. Bunların mektubu rakiplerinin eline geçse bile kimse anlayamazdı.

Özellikle Napolyon Savaşları sırasında Aile çok ön plana çıktı. O dönemde, orduların ödenekleri için gereken büyük meblağlar, kâğıda ve krediye dayalı uluslararası yeni bir finans sistemi yaratmıştı. Hükûmetler de bunu her türlü amaç için kullanabileceklerini anlamışlardı. Londra’daki Nathaniel Rothschild, daha ziyade Kutsal İttifak olarak bilinen Avusturya, Rusya ve Prusya gibi sağlam Avrupa otokrasilerini tercih ediyordu. Bu yüzden Rothschild ailesine aynı zamanda Kutsal İttifak’ın Hazinedarları da denilmektedir. 1822’de onlara muazzam meblağlar ödenmiştir. Viyana’da Rothschildler, Habsburglar için tahvil satmışlar, Metternich’e danışmanlık yapmışlar ve ilk Avusturya demiryolunu inşa etmişlerdir. Yine ilk Fransız demiryolu Paris’te Rothschild Kardeşler tarafından inşa edilmiştir.  Bunlar aynı zamanda, Bourbonlarla, Orleans ve Bonaparte taraftarlarına da mali destek sağlamışlar; 1810’da Danimarka’ya, 1824-1829 arasında Brezilya’ya, 1830’da İngiltere’ye borç vermişlerdir. Yani dünyada bağımsız olan her devlet, paraya ihtiyaç duyan her devlet, Rothschild ailesiyle temas hâlinde olmuştur. Bu, günümüzde de böyledir.

Rothschild Ailesi

“Osmanlı dış borçları, Filistin ve siyonizm, Türk bankacılık finans tarihi konularında yapılacak bir çalışmada Rothschildlerden ve onların Osmanlı Devleti ile olan ilişkilerinden söz etmemek mümkün değildir.”  tespitini yapıyorsunuz. Bu iki taraf ilişkileri hakkında kabaca neler söylersiniz? Ne zaman ve hangi şartlarda başlamış bu ilişki? Osmanlı belgelerinde Rothschild ailesi hakkındaki ilk bilgiler hususunda neler söylenebilir?

Rothschild ailesiyle Osmanlı Devleti’nin ilişkileri 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar gitmektedir. Aile, 1855, 1891 ve 1895’te üç defa Osmanlı Devleti’ne borç verdi. Osmanlı Bankası’nın kuruluşu aşamasında verilen üç tekliften biri de Rothschildlere aittir. Filistin’de 1925’e kadar toprak satın alıp Yahudi dindaşlarına bağışlayan yine Rothschildlerdi. Tüm bu konular, Rothschild bilinmeden bilinemez.

Osmanlı Devleti’nin Rothschild ailesiyle olan ilişkisi, 1828-1829 Osmanlı Rus Savaşı’yla başlamıştır. Savaş sırasında Osmanlı Devleti’nin Tuna garnizonlarında büyük bir tahıl sıkıntısı baş göstermişti. Bu sıkıntıyı halletmek için dönemin devlet adamları Avusturya Başbakanı Prens Metternich’e başvurmuşlar, Prens de Rothschild ailesi aracılığı ile Osmanlı Devleti’ne zahire tedarik etmiştir. Alınan zahirenin bir kısmının parası savaş sırasında ödenmiş, kalanı ise ödenemediğinden belgelere konu olmuştur. Ancak, biz bunu 1834 yılına ait belgelerden öğrenebiliyoruz.

Osmanlı Devleti-Rothschild İlişkisi 1834 yılından itibaren önem kazanmaya başlamıştır. Bu yıllarda Osmanlı Devleti’nin en önemli gündem maddelerinden biri de Yunanistan’dan alınacak tazminat meselesiydi. Bu tazminat Osmanlı belgelerinde Yunan mükafat-ı nakdiyesi olarak geçmektedir. Bilindiği üzere Yunanistan, 1821’de Osmanlı Devleti’ne isyan etmiş, 1832’de de bağımsızlığına kavuşmuştu. Yunanistan’da kalan Osmanlı kamu binaları, İslam vakıfları gibi meseleler için Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne tazminat ödemek zorundaydı. Bu sırada Yunanistan’ın da parası olmadığı için söz konusu tazminatı Londradaki Rothschildlerden almak zorunda kalmıştır. Yunanistan’ın tazminatını 1834’te İstanbul’a Nathaniel de Rothschild bizzat İstanbul’a getirmiştir. Rothschild, parayı getirirken Viyana’da Prens Metternich’e uğramış, o da Viyana’da bulunan Osmanlı Maslahatgüzarı Mavroyeni Bey ile tanıştırmıştır. Mavroyeni Bey, Nathaniel de Rothschild’e Sultan II. Mahmut’un danışmanı olan İstefanaki Bey’le tanışması için referans olmuştur. İstanbul’a gelen Nathaniel de Rothschild, İstefanaki Bey’in evinde kalır.

Rothschildlerden bahseden ilk Osmanlı belgelerinde Rothschild adı “İngiltere tebaasından olub ancak mâl-i Karûn sahabeti cümle düvele külliyetlü ikraza iktidar-ı maliyesi cihetiyle bi’l-cümle krallar tarafından nişanlar ve rütbelere mazhar olan Rothschild nam efrencîn oğlu” şeklinde geçmektedir.

Nathaniel Rothschild, Reisülküttap’la yaptığı görüşmede Yunanistan’ın tazminatını vereceğini, ancak Osmanlı Devleti’nin de Rusya’ya ödeyeceği savaş tazminatını da bu paradan kesip ödeyeceğini ifade etmiştir. Yani devletlerarası ilişkilerde bir aracı rolü oynamaktadır. Böylece Osmanlı Devleti ile yakın ilişki kurmak istemiştir.

Bu ilk temaslarda zikredilmesi gereken bir husus da Nathaniel de Rothschild’in Sultan II. Mahmut’la görüşmesidir. Osmanlı belgelerinde bu görüşme, “mersûmun familyası düvel-i saire indinde muteber olub kendisi dahi Dersaadet’e Devlet-i ‘Aliyye’ye bir hizmet edasıyla bir münasebet peyda eylemek arzusuyla gelmiş olduğuna istinaden, Padişah’la görüşmesinin de yararlı olacağı şeklinde zikredilmiştir. Ancak bir sorun vardı? Sultan II. Mahmut, hangi sıfatla görüşecekti, çünkü Nathaniel de Rothschild elçi ya da herhangi bir devlet memuru değildi. Ona göre farklı bir protokol uygulanmalıydı.

Yani, 1830’lu yıllarda Avrupa’nın en önemli merkezlerinde faaliyeti bulunan Rothschild ailesinin, bu yıllarda Osmanlı Devleti ile önemli ticari ilişkisinin olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. İngiltere maliyesini elinde tutan Rothschild ailesi aynı dönemde Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya, Yunanistan ve Güney Amerika’da bağımsızlıklarını yeni kazanan devletlere borç vermektedir.  Hem siyasal hem de mali açıdan büyük hedefleri olan ailenin, Osmanlı Devleti ile ilişkilere ilgisiz kalması düşünülemezdi ve öyle de oldu. Sultan II. Mahmud’la Nathaniel de Rothschild’in görüşmesinin ayrıntılarına dair elimizde belge bulunmamaktadır. Bununla birlikte İngiltere’de yayımlanan The Monthly Chronicle serisinde, Nathaniel de Rothschild’in Sultan’ı gizli bir şekilde ziyaret ettiği ve ziyaretin asıl maksadının 36 çeşit gümüş paranın kullanıldığı Osmanlı ülkesinde yapılması düşünülen para reformuyla ilişkili olduğu ifade olunmaktadır. Fakat bu niyet, elimizde bulunan Osmanlı belgelerine yansımamıştır.

Hocam, Osmanlı ve Rothschildler arasındaki yukarıda bahsettiğiniz alanlardaki ilişkilerin konu ile ilgili yapılan çalışmalarda göz ardı edildiğini iddia ediyorsunuz. Bu iddianız hususunda neler söylersiniz?

Türk tarihçiliğinde mesela, Osmanlı dış borçları izah edilirken, İngiltere’den veya Fransa’dan alınan borç olarak ifade edilir. Hangi bankerlerden alındıkları üzerinde durulmaz. Filistin meselesinde Teodor Herzl’in teklifi ve Sultan II. Abdülhamid’le olan görüşmesinden bahsedilir. Ancak Rothschild ile olan görüşmesinden bahsedilmez. Bir örnek vermek gerekirse Herzl, Sultan II. Abdülhamid’den Yahudiler için toprak talebinde bulunduğunda, Parisli Edmond Rothschild, Filistin’den 195 bin arazi satın almıştı. Ancak Türk tarihçiler bu gerçeğe hiç dikkat etmezler. Abdülhamid zamanında bir karış bile arazi satılmadı tezini savunurlar. Oysa gerçek bunun tam zıddı.

Rothschildler çok güçlü, zengin bir aile. Antika eşyalar, hisse senedi, değerli taşlar, antika paralar, madenler ilgilendikleri alanlardan. Maddi şeylerle bu kadar ilgili olan aile, kazandıklarını dünyanın diğer yerlerinde zor durumda yaşayan Yahudiler için harcayabiliyorlar. İdealleri de var. Bu hususlarda neler söylenebilir? Bir de aileye bu yüksel idealleri İngiltere’de başbakanlık yapmış olan Yahudi asıllı Benjamin Disraeli’nin aşıladığı söyleniyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Paul Johnson’un da dediği gibi Rothschild ailesinin bir diğer özelliği de ruhen Yahudi olarak kalmaktı. Hangi Avrupa ülkesinde olursa olsun, Rothschild ailesi fertlerinin Jacob, Benjamin, Solomon gibi ikinci isimleri daima İbranice’dir. Rothschild ailesini siyonizm ve Filistin davasına Benjamin Disraeli yönlendirmiştir.

Benjamin Disraeli, İngiliz hükûmetine başbakanlık eden en alışılmamış ve en olağanüstü şahsiyetlerden birisiydi. İngiliz politika hayatında hiçbir Yahudi, bu kadar yüksek bir mevkiye gelmemişti. Politik kariyerinden önce bir romancı ve hatip olan Disraeli, 1844 yılında yayımladığı Coningsby/Yeni Nesil adlı hikâyesinde yeni bir dünyadan söz ederken, bu oluşumun başlıca aktörleri olarak Rothschild ailesini görmektedir. Hikâyedeki Sidonia karakterinin Lionel de Rothschild’e atfedildiği bilinmektedir. Sefarad Disraeli’nin kültürleri, fiziki görünüşleri ve alışkanlıkları kendilerine benzemeyen Aşkenazlardan Rothschild ailesine böyle bir rol vermesi ilginçtir.

Yüksek ideallerin, bencillik bağını öldürdüğü pek iyi bilinir. Şu hâlde, baba Mayer Amschel Rothschild’in maddi anlamda, Disraeli’nin de manevi bakımdan ailenin kurucusu olduğuna hükmedilebilir. Kendisi de inanmış bir ideal adamı olan Disraeli’nin gösterdiği hedefler, Rothschild ailesinin, kesintisiz olarak 200 yıla yaklaşan bir süredir hem dünya ekonomisinde hem de dünya politikasında başlıca karar verici olmalarını sağlamıştır. Disraeli’nin, Rothschild ailesine gösterdiği hedef; kitaplarında daha çok işaretlerle, simgelerle belirtmeye çalıştığı siyonist projeleriydi. Disraeli’ye göre Rothschildler, Yahudi ırkını onurlandıran insanlardı. Disraeli’nin hayallerine ilişkin olarak yakın çalışma arkadaşı Lord Edward Henry Stanley, Disraeli ile yaptıkları gezinti sonrası, Günlüğüne şunları kaydetmiştir:

Filistin, dedi, doğal nimetlere sahiptir. Bütün ihtiyacı çalışacak çiftçiler ve onların korunması… Toprak, Türkiye’den satın alınabilir. Para, Rothshildlerden ve ileri gelen İbrani kapitalistlerinden gelecek. Türk İmparatorluğu iflasın eşiğinde ve gelir sağlamak için her şeye razı olur. Yapılacak şey, toprak üzerindeki haklara sahip kolonilerin kurulması ve güvenliğin teminat altına alınması. Vatandaşlık konusu, bunların gerçekleşmesine kadar bekleyebilir. Bu konuların sık sık Yahudi halkının gündemine geldiğini ekledi. Bunları gerçekleştirecek Yeni Mesih’in, ulusunun gerçek kurtarıcısı olacağını söyledi.

Disraeli’nin 1851 yılında arkadaşına anlattığı bu proje, onun rehberliğinde ve ileride de görüleceği üzere Yeni Mesih Rothschildlerin basiret dolu mali ve siyasal tutumlarıyla bir süre sonra uygulamaya sokulmuştur. Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi teorilerini alt üst edecek bir şekilde, Disraeli’nin hayali, 100 yıl sonra 1948 tarihinde, İsrail Devleti’nin kurulmasıyla gerçek olmuştur. Yukarıda da izah edildiği gibi Rothschild ailesinin ideolojik babası Disraeli’dir.

Rothschild ailesinin Osmanlı Devleti’ne borç vermeleri, mali kontrol, Osmanlı Bankası’nın kurulması ve düyunu umumiye konularını değerlendirir misiniz?

Osmanlı Devleti’nin, 1854-1914 yılları arasında 41 büyük borçlanması olmuştur. Bunların sadece 3’ü Rothschild ailesinden alınmıştır. Rothschild ailesi, Osmanlı Devleti’ne ilk büyük meblağlı borcu, 1855’te vermiştir. Ancak bu tarihten önce de Rothschildler, Osmanlı Devleti’ne küçük miktarlarda borç vermişlerdir. Bahsi geçen küçük borçlanmalar, Türk borç tarihi kitaplarında pek zikredilmemektedir.

Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı’nın ufukta görünmesi üzerine Avrupa’da 1852’den itibaren borç görüşmelerine girişmiştir. Bu borç müzakerelerinden biri de 1852’de Paris Sefiri Kalimaki Bey’in girişimiyle 7 Eylül 1852’de İngiliz-Fransız ortaklığı olan Bechet de Thomas ve Londra’daki Deveaux Firması ile yapılan 45 milyonluk bir borçlanma için olmuştur. Ancak, borçlanmaya karşı olan Sultan Abdülmecid, bu antlaşmayı onaylamamıştır. Bu girişim Osmanlı belgelerinde mukavele-i faside olarak adlandırılmıştır. Osmanlı Devleti, mukavelenin feshinden ötürü Avrupa’da itibar kaybetmek istemediğinden, imzacı bankerlere tazminat ödemek zorunda kalmıştır.  Bu yüzden Hükûmet, aralarında Banker George Zarifi’nin de bulunduğu tüccarlardan Ocak 1853’te 2,2 milyon frank alarak ilgili firmaya ödenmiştir. Tazminatın kalanı da Şubat 1853’te Rothschild ailesinden alınan 3 milyon frankla ödenmiştir. Rothschildlerden alınan borcun taksiti de M. M. Baltazzi’den alınmıştır. Şu hâlde, alınan dış borç, içeriden yapılan iç borçla karşılanmış demektir. Osmanlı Devleti’nin Rothschild ailesinden aldığı ilk borç budur. Bir başka ifadeyle, Osmanlı Devleti’nin kasasına 45 milyon frank girmediği gibi, 5,2 milyon franklık tazminat da ödemek zorunda kalmıştır. Devlet maliyesinin buhran içinde olduğu bir sırada meydana çıkan bu fena iş yönetimi, Ahmet Cevdet Paşa’ya göre bilgili, yetişmiş maliyeci yokluğundan kaynaklanmıştır. Borçlanma girişiminin bu şekilde sonuçlanmasının pek çok nedeni vardır. Fakat önemli bir unsur olarak kaht-ı rical (devlet yönetiminde liyakat isteyen alanlarda, kültür, bilgi ve birikimiyle yetişmiş, kalifiye insanın bulunamaması) sorunudur.

Kırım Savaşı’nın başlamasından önce muhtemel bir savaşın lojistik gereklerini yerine getirmek için Temmuz 1853’te Osmanlı Devleti, Parisli Rothschild aracılığı ile 40 bin tüfek, 2 bin şişhane, 10 milyon fişek, 50 milyon kapsül satın almış, bunlar için toplamda 10.514.976 kuruşluk ödeme yapmıştır. Rothschild Ailesi, Osmanlı Devleti’nin silah ihtiyacını da karşılamakta ve komisyonunu da almaktadır.

Rothschild ailesinden ilk yüksek miktarlı borç, 1855’te alınmıştır. Borcun miktarı 5 milyon sterlindir. Ancak Rothschildler, Osmanlı Devleti’nin borcu ödeyememesi durumunda İngiltere ve Fransa’nın kefilliğini talep etmişlerdir. Bu borçlanma İngiltere ve Fransa Parlamentolarında onaylanmıştır. Yani Osmanlı Devleti, borcu ödeyemezse İngiltere ve Fransa ödeyecekti. Rothschildlerin böyle bir yola başvurması, ancak ileri görüşlülükle açıklanabilir.  Alınan bu borcun ilk iki taksiti ise yine Rothschildlerden alınan borçla ödenmiştir. Yani devlet, bu tarihte borcu borçla kapatmak yoluna gitmiştir. Bu hâl ileride de devam edecek ve moratoryumla neticelenecektir.

Devlet, 1881’de Muharrem Kararnamesi’yle Düyun-ı Umumiye İdaresi kurduğunda diğer bankerler alacakları için sıraya girdiklerinde Rothschildler, zaten İngiltere ile Fransa’yı kefil ettikleri için bu tip işlemlerle muhatap olmamışlardır. İflasın ilanından sonra Rothschildlerle, Osmanlı Devleti arasında borçlar konusunda önemli bir sorun yaşanmamıştır. Çünkü borçlar İngiltere ve Fransa’nın kefâletleri altındaydı. Bu hisselere yatırım yapanlara Osmanlı Devleti ödeme yapamadığı hâllerde, bu iki devlet yükümlülüğü üzerine alacaktı. Nitekim Düyun-ı Umumiye İdaresi’nin kuruluşunda, 1855 borçları bu yapılanmaya dâhil edilmemiştir. Söz konusu borçlara dair işlemler ayrıca ve sorunsuz olarak yürütülmüştür. Rothschildlerin, Osmanlı Devleti’ne borç veren diğer bankerlerden farklı tarafları buradadır. Onlar, her şeyi hesap etmişler ve öngörüleri doğru çıkmıştır. Bu bağlamda, yapılan borçların İngiltere ve Fransa’nın kefaleti altında olduğu bu devletlere yapılan ödemelerden de anlaşılmaktadır.

Hocam Rothschild ailesinin ezilen Yahudilerle ilgileri ve onları koruma gayretleri hakkında neler söylersiniz?

İsrail Devleti kurulana kadar, dünyada Yahudilerin en rahat yaşadıkları ülke Osmanlı Devleti’ydi. Diğer Avrupa devletlerinin aksine Osmanlı Devleti’nde Yahudiler, oldukça dinî ve ticari bir serbestliğe sahiplerdi. Ancak Osmanlı Devleti’nde zaman zaman Yahudiler, özellikle Hristiyanlar tarafından bazen ağır saldırılara maruz kalabiliyorlardı. Bu saldırıların bir kısmı ise “kan iftirası” adı altında gerçekleşiyordu. Bu kan iftiralarının en kanlı olanlarından biri de 1840’ta Şam’da meydana gelmiştir. Bu tarihte Şam, Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa idaresindeydi. Rothschildlerin Osmanlı Yahudilerinin meseleleriyle ilgilenmesi “Şam Kan İftirası” olaylarından sonra başlamıştı. Bu konuda ilk adımı kendilerine yardım edilmesini isteyen iki Filistinli Yahudi atmıştır. İsimlerini bilmediğimiz bu iki Yahudi 1840 yılında İstanbul’a gelerek Paris’teki James de Rothschild’e mektup yazmışlardı. Yahudiler, başlarına gelenleri İstanbul’da Camondo Ailesi ve Fua Ailesi’ne, Londra, Paris, Napoli ve Viyana’da bulunan Rothschild gruplarına da iletmişlerdir. Şam olayıyla, bilhassa Paris’teki Rothschild grubunun başında bulunan, James de Rothschild ilgilenmiştir. İlk olarak, sorunu çözmek için izlenecek yolu tespit etmek maksadıyla, Londra’da Yahudi Konseyi toplanmıştır. Bu toplantıya Nathan’ın oğlu Baron Lionel de Rothschild, Sir Moses Montefiore, Isaac Lyon Goldsmid oğlu Francis Goldsmid ve David Salomons katılmıştır.

Şam Kan İftirası olayından sonra, Osmanlı Yahudileri ile ve özellikle, Hayim Palacci sayesinde İzmir Yahudileri, Rothschild ile sıkı ilişkiler kurmuşlardır.  Şam Kan İftirası’ndan 19 yıl sonra, aynı sorun, bu defa İzmir’de baş göstermiştir. 29 Mart 1859 tarihinde, İzmir’deki Musevi cemaatinin önderi Hayim Palacci, Rothschild ailesinin İngiltere Grubu’nun başında bulunan Baron Lionel de Rothschild’e bir mektup göndererek yardım talep etmiştir. Rothschild, bu gelişmeden, Londra’daki Osmanlı Elçisi Musurus’u haberdar etmiş ve soruna el atmasını istemiştir.

Bunların dışında Rothschild ailesi, Osmanlı Yahudilerinin hemen hemen her türlü istekleriyle yakından ilgilenmiştir. Bu amaçla, İzmir Karataş Musevi Hastanesine yardım ettikleri gibi, Kudüs ve Safed’de birer hastane, Kudüs’te bir okul ve matbaa da yaptırmışlardır.

En çok merak edilen konulardan biri de Yahudilerin özellikle adı geçen ailenin Filistin’den toprak alarak buralara Yahudi muhacirleri yerleştirme projeleri. Filistin’de topraklar satın alınıyor buralar imar ediliyor, tarıma açılıyor ve Yahudi yerleşimleri oluşturuluyor. Bu süreç hakkında bilgi verir misiniz?

Rothschild ailesi, ırken Yahudi olduğu gibi, kalben ve ruhen de Yahudi’ydi. Dolayısıyla tüm dünyadaki örneklerin aksine zenginliklerinin bir kısmını da kendi ırk ve dindaşlarına ayıran bir aile… Yahudiler için Filistin’de yurt kurma çabaları, Rothschildlerle başlamış değildir. Rothschildlerin Filistin’e olan ilgisi ise bir hayli gerilere uzanmaktadır. Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulması fikrini hayata geçirmeye çalışan ilk kişi Haham Zevi Hirsch Kalischer’dir. Kalischer, 1836 gibi erken bir tarihte Frankfurt’taki Amschel Mayer von Rothschild’e zamanın Filistin ve Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan Kudüs’ün satın alınması için bir girişimde bulunmalarını rica etmiştir. Yani Rothschildler, Filistin ve siyonizm meselesiyle 1836 yılından itibaren temas hâlinde olmuşlardır. İngiltere’nin, Filistin’e ilgisi bilhassa Disraeli’nin Başbakanlığı döneminde artmıştır. Bu yıllarda, İngiltere konsolosları, Osmanlı ülkesinde Avusturya, Rusya, Fransa yahut başka bir devletin vatandaşı olan Yahudilerin herhangi bir sorununda, metbû’ (kendisine bağlanılan) devletin ilgisiz kalması hâlinde, Yahudiler lehine duruma müdahale edebileceklerine dair yetkilendirilmişlerdi. İngiltere’nin izlediği bu politikadan ürken bazı devletler de Filistin’e gelen Yahudilere himaye belgesi dağıtmaya başlamışlardır. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı Devleti’nin güçsüzlüğü ortaya çıkınca, İngiltere Başbakanı Disraeli, uzun süreden beridir düşündüğü planı uygulanır duruma getirmek için harekete geçmiştir. Sir Laurence Oliphant ve Lord Salisbury ile hazırladıkları ve Musevilerin Filistin’e yerleştirilmesine dair bir projeyi, II. Abdülhamid’e sunmuşlardır. Fakat Saray, 16 Mayıs 1880 tarihinde bu isteği olumsuz karşılamıştır.

Bu sıralarda, Rusya’da Musevilere karşı düzenlenen saldırılar (pogrom) bunların ülkeden kitle hâlinde göç etmelerine (aliya) ve siyasal örgütler kurmalarına sebep olmuştur.  1881’de Odessa’da Hovevei Zion (Zion’u Sevenler) adlı dernek, sonra Biluim hareketi, Filistin’e dönüş emelini savunmaya başlamıştır. Rothschildlerin Filistin’e yönelmesi XIX. yüzyılın ikinci yarısında özellikle Doğu Avrupa ve Rusya’da Yahudi düşmanlığının zirveye çıktığı yıllara rastlamaktadır. Rothschild gibi dünyaca ünlü pek çok Yahudi banker, Rusya ile olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini kullanmak suretiyle soydaşlarına yapılan haksız muamelenin durdurulması için aracı olmuşlardır.

Ailenin Filistin’e el atması, muhacir Yahudileri Filistin’e yerleştirme projelerini doğrudan uygulamaları, ne zaman ve hangi şartlarda başlıyor?

Yahudilere yeni bir yurt bulma yolunda, 16 Haziran 1869 tarihli Ecânibe Toprak Satışını düzenleyen kanun, Rothschild ailesinin işini çok kolaylaştırmıştır. Buna göre, yabancılar Hicaz Vilayeti dışında kalan Osmanlı ülkesinde mülk edinebileceklerdi. Elimizdeki belgelere göre, Rothschild ailesi adına, Filistin’de satın alınan toprakların tapu kayıtları da Rusya’da Yahudilere uygulanan “pogrom”la aynı zamana tesadüf etmektedir. Rothschild, Filistin’deki ilk araziyi 1882’de satın almıştır. Yoğun biçimde arazi satın alma yılları olan 1880’lerde, Osmanlı Devleti ile Rothschildler arasında ciddi bir anlaşmazlık yoktur. Bir müddet sonra, Filistin’de toprak satışlarının ve bina yapımının artmasından endişe duyan II. Abdülhamid, bu tür işlemleri kesinlikle yasaklamıştır. Rothschildlerin Rus Yahudilerinin Filistin’e yerleştirilmesini talep ettikleri ilk belgeler 1891 yılı ortalarına tesadüf etmektedir.  Bu tarih aynı zamanda 5 Mart 1891’de Rothschild ailesiyle yapılan istikrazın hemen sonrasına rastlamaktadır. Rothschild ailesi, krallara, sultanlara, Çar’a, cumhuriyetlere borç para temin ettiği gibi aynı zamanda uluslararası siyasette bir aktör gibi hareket etmektedir. Rothschild ailesinin Paris kolundan Edmond de Rothschild, 1899 yılına kadar çeşitli yollarla 195 bin dönüm, 1925’e kadar ise 500 bin dönümden fazla arazi satın almıştır. Başka bir ifade ile ailenin İngiltere kolu Osmanlı Devleti’ne borç verirken Fransa kolu yoğun şekilde arazi alımı yapıyor. Filistin’de arazi satın alan kişi Parisli Edmond de Rothschild… Edmond de Rothschild, diğer iki kardeşinin aksine bankacılıkla ilgilenmemiş, gençliğinden beri sanata ilgi duymuş, koleksiyoncu biriydi. Özellikle Rusya’da Yahudilere uygulanan “pogrom”la birlikte bütün ömrünü ve servetini din ve ırkdaşlarının refahına harcamıştır. Bu bakımdan Yahudiler arasında hayırsever ve Yishuv’un Babası (Avi ha-Yishuv) olarak anılmıştır.

Edmond de Rothschild, Rusya’dan gelen Yahudiler için ilk önce çürüyen imparatorluğun ihmal edilmiş bir köşesi olan Filistin’de ‘Uyun el-Kara (Rishon le-Zion), daha sonra Zikhron Ya’akov (Zemarin) ve Ekron el-Betty (Mazkeret Batya) kolonilerini kurarak Filistin’de toprak satın almaya başlamıştır. Theodor Herzl’in aksine o sessiz yerleşimi savunmuştur. Kolonilerine Fransa’dan Versailles ya da Montpellier diplomalı doktor, hekim ve mühendis gibi pek çok uzman getirtmiş, bataklıkları kurutmuştur. 1900 yılında kolonilerini JCA’ya devrettiği zaman 250 bin dönümden oluşan 12 yerleşim birimine 14 milyon frank harcamıştı. Osmanlı idaresindeki Filistin’i ve kolonilerini 1887, 1893, 1899 ve 1914 yıllarında dört defa ziyaret etmiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Filistin’de şarap endüstrisinin oluşumunda önemli katkıları olduğu gibi Filistin Elektrik Şirketi’nin sponsorluğunu yapmış, Hebrew Üniversitesini kurdurmuştur. 1923’te Filistin Yahudi Kolonizasyon Birliği’ni (Palestine Jewish Colonisation Association/PICA) oğlu James’in başkanlığında yeniden düzenlemiştir. Golan, Havran ve Samaria’da yeni yerleşim birimleri kurmuştur. 1925’te Filistin’i son defa ziyaret etmiş ve 1934’te ölmüştür. Öldüğünde 30 yerleşim biriminde 500 bin dönümden fazla arazi satın almıştı. 1954 yılında eşiyle kendisinin Paris Pére Lachaise Mezarlığı’ndaki naaşları, Zikhron Ya’akov (Zemarin) yakınlarındaki Ramat ha-Nadiv’e nakledilmiştir. 1954’teki mezar nakil töreni sırasında Weizmann ve David Ben-Gurion’un yaptıkları konuşma Edmond James de Rothschild’in İsrail ve siyonizme olan hizmetlerini özetlemektedir: Kimse ondan daha fazla İsrail’e hizmet etmemiştir.

Rothschild ailesinin Filistin’de kurduğu ilk koloni Tel Aviv-Yafa’nın güneyinde bulunan ‘Uyun el-Kara’dır. İbranice adı Rishon le-Zion olan koloninin kelime anlamı, Siyonda İlk’tir. 1883’te Baron Edmond James de Rothschild’in himayesine girmiştir. Burada üretilen şaraplar The Carmel Wine adıyla 1900 yılında Paris’te yapılan bir yarışmada altın madalya kazanmıştır. Edmond Rothschild’in satın aldığı ikinci köy, Zemmarin’dir. İbranice ismi Zikhron Ya’akov’dur. Zikhron Ya’akov (Memory of Jacob), ismini Baron Edmond’un babası James’in İbranice adı Jakov’dan (Jacob) almıştır. İsrail’in kuzeyinde Hayfa’da Karmel Dağı’nın eteklerinde Galiçya’dan göçen Romanya ve Polonya Yahudileri için 1882’de kurulmuştur. Köy şaraplık üzümleriyle meşhurdur. Birinci Dünya Savaşı içerisinde, Osmanlı Ordularına karşı İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle birlikte hareket eden Aaron Aaronsohn ve kız kardeşi Sarah’ın teşkil ettikleri, NİLİ adlı casusluk şebekesi de Zemarin’de kurulmuştur. 2002’deki nüfusu 14.300’dür. 1954’te Baron Edmond James de Rothschild ile eşi Adelheid’in mezarı buraya nakledilmiştir.

Aaron Aarosohn isimli Aşkenaz Yahudisi biri Rothschild ailesinin yardımıyla Filistin’de özellikle ziraat alanında başarılı işler yapıyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında kız kardeşiyle NİLİ örgütünü kuruyorlar. Bu örgüt Osmanlı’ya karşı İngilizleri destekliyor. Bu örgütü ve yaptıklarını anlatır mısınız?

Aşkenaz Aaron Aaronsohn, Romanya’da Falticeni’de doğdu. Altı yaşındayken, 1882 yılında Filistin’e götürüldü. Babası Efraim Fishel, çalışkan ve başarılı bir çiftçi, annesi Malkah ise evine sadık bir kadındı. Evlerini Karmel Dağı yakınlarındaki Zikhron Ya’akov’da (Zemarin) inşa ettiler. Burada ziraatın öncüleri olarak tanındılar. Aaron, Baron Edmond de Rothschild’in yardımıyla, Fransa’daki Grignon Ziraat Kolejinde, Almanya ve Amerika’da eğitim gördü. 30 yaşında iken, dünyanın en iyi ziraat uzmanları arasındaydı. ‘Atlit’teki tarım istasyonunda yaptığı denemelerde beyaz buğdayın oluşumu ve evrimi konusunda çok önemli çalışmalar yapmıştı. Rothschildlere ait bir arazide, uzman olarak görev yaptığı sırada, Baron’un Araplardan satın aldığı arazinin verimli olmadığını anladı. Bu gerçeği, Baron Rothschild’e söyledi. Rothschild, zirai konularla ilgilenmesi için burada kendisini görevlendirdiğini, basiretinin ise onu ilgilendirmediği cevabını verdi. Aaron, Rothschildlerin planladığı yerleşim alanlarında, zirai alanda çok başarılı işler yaptı. Birinci Dünya Savaşı sırasında kız kardeşi Sarah’la birlikte kurdukları NİLİ Örgütü, Osmanlı Ordusuna karşı savaşan İngilizlerin en büyük ve güçlü destekçisi oldu. Üst düzeyde 23 aktif üyesi bulunan NİLİ Örgütü’nün başı olan Aaronsohn, savaş sırasında bir süre Şam Valisi Cemal Paşa’nın başdanışmanlığını yaptı. Kariyerini kullanarak Türk ordusunun hareketi, birliklerin durumu, ahalinin morali vs. hususlarda bilgiler toplamaktaydı. Osmanlı Devleti’nin Arap eyaletlerini savunma planını çalarak Kahire’deki İngilizlere gönderdi. Sonra savaşın bitimine kadar Londra’da kaldı. Örgütünün yönetimini bu sırada kız kardeşi Sarah Aaronsohn (1890-1917) ile Yossef/Youssef Lishansky sürdürdü. Bunlar da Osmanlıların Kanal harekâtı, savunma birliklerinin sayıları ve konumları hakkında istihbarat toplayarak General Allenby’e verdiler. Bu teşkilatın kurulduğu ev,  günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

İşte Filistin’de, başlıcalarını Rothschildlerin kurduğu ve koruduğu yerleşim yerlerindeki Musevilerin, Aaronsohn ve diğer seçilmişlerin rehberliğinde böylesi bir yola girecekleri başından beri hesap edilmişti. Rothschild ailesi, yüzyıllık tecrübe ile çok sağlam temelleri olan mali bir İmparatorluk kurmuştu. Şimdi, yeni bir devlet kurmak için harekete geçmişlerdi. Aaron’un hayatı, Rothschildlerin kullandığı yöntemleri ve niyetlerini anlamak için etkili bir örnektir.

Hocam Osmanlı merkez yönetiminin kesinlikle yasaklamasına rağmen Filistin’de Yahudilere toprak satışı devam ediyor. Sürekli bir Yahudi göçmen trafiği var bölgede. Bütün yasaklara rağmen Yahudi nüfus hızla artıyor. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Rothschildler, Filistin’deki ilk arazilerini 1882’de satın aldı. Gerek Rothschildlerin ve gerekse diğer siyonist örgütlerin yoğun şekilde Müslüman ve Hristiyan Araplardan arazi satın almaları üzerine, Sultan II. Abdülhamid, 1890’lı yılların başından itibaren arazi satışlarını ve bölgeye muhacir Yahudi yerleşimini yasakladı. Ancak bu yasaklar nerdeyse hiçbir zaman uygulanmadı. Sadece kâğıt üzerinde kaldı. Daha doğrusu muhacir yerleşimi Rothschild ailesinin bilgisi ve örgütlemesi ile yapıldığı için bütün tedbirler etkisiz kalmıştır. Bu tür tedbirleri etkisiz bırakmanın en etkili yolu ise hiç şüphesiz rüşvetti. Rüşvet, yerel idare ile olan sorunların halledilmesinde en büyük araç olmuştur. Belgelerden anlaşıldığı üzere Filistin’de nüfus memurundan, mutasarrıfa kadar rüşvet yaygınlaşmıştır. Filistin’de merkezden gelen emirlere rağmen Baron Edmond James de Rothschild başta olmak üzere Yahudi derneklerine arazi satışlarının yapılması devam etmiştir. Bu satışlarda verilen rüşveti ise Edmond’un vekilleri organize ediyordu. Rothschild’in vekilleri aynı zamanda rüşvet verdikleri memurların ayrıntılı listesini de tutuyorlardı. Bu vekiller her fırsatta Türk ve Araplarla iyi ilişkiler kurmaktan asla kaçınmamıştır. Kalvaryski’nin yazışmalarında bu tür fırsatlar gayet net açıklanmıştır. Ona göre Türklerin yönetimindeki bahşiş adı altındaki rüşvet kavramı, iş dünyasındaki altın tokalaşmalardan farklı değildi. Vergi memurlarının, polislerin hatta yargıçların bile son derece düşük maaşla çalıştığı İmparatorlukta bahşiş, yetkililerle olan ilişkileri, gereksiz sürtüşmelerden koruyan bir araçtı. Kalvaryski’nin hesap defterinde bu tür bahşişler şöyle yer tutmuştu: Kadıya bir küheylan, Kadının ev hizmetçilerinin maaşları, Taberiye Kaymakamına halılar, perdeler… Kalvaryski’ye göre bu tür harcamaların hepsi halkla ilişkiler gideriydi.

Özellikle Hayfa’dan Yafa’ya uzanan düzlük boyunca arazi satın almış olan Baron Edmond de Rothschild’in kolonilerine yönetici, ziraatçı, hekim, öğretmen ve mühendis göndermesinin de kolonilerin gelişiminde büyük rolü olmuştur. Edmond, Filistin’de kurduğu 40 yerleşim yeri için “Yishuv’un Babası” namını almaya hak kazanmıştır. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908 yılında Filistin’de yaşayan Musevi nüfusu, göçler sayesinde II. Abdülhamid’in tahta çıktığı 1876 yılına göre, üç kat artmış ve 80.000’e ulaşmıştır. Hüseyin Aziz Akyürek’in de dediği gibi Rothschildlerin yardımı olmasaydı, koloniler bu denli mesafe katedemez ve Yahudiler bu denli güç kazanamazlardı. Kaldı ki Birinci Dünya Savaşı içerisinde, 1917 yılında, İngiliz kuvvetlerinin Filistin’deki ilerlemesi sırasında, Yahudi milletinin politik anayasası olarak nitelendirilen Balfour Deklerasyonu da siyonist örgüte değil, Lord Rothschild’e hitaben kaleme alınmıştır. Yani Yahudi devletinin hayata geçirilmesinde, en esaslı rolü oynayan bu belgenin muhatabı, Lord Lionel Walter Rothschild’di. Rothschildler, uzun yıllardan beri en ince ayrıntısına kadar planladıkları projeyi, uygun zamanda icraya koymuşlar, büyük stratejiyi yine mesleklerine uygun titizlikle yürütmüşlerdi. Rothschild ailesinin kontrolündeki hareket, siyonist liderlerinden Theodor Herzl ve Haim Weizman’ın ürkütücü yöntemlerinden uzak, ailenin çok iyi bildiği sabır ve uygun zamanda, uygun yerde hazır bulunma ilkesine göre yürütülmüştür. Şimdiki hâlde, nüfus bakımından Araplara oranla %10 raddelerinde bulundukları Filistin’de devletlerini kurabilmek için gerekli olan ruhsatı almışlardır. 3 Ocak 1919 tarihinde, Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’la, siyonist hareketin lideri Haim Weizzman, Akabe’de buluşmuşlar ve Filistin’de Yahudi Yurdu kurulması konusunda anlaşmaya varmışlardır.  Böylece Araplar, İsrail devletine giden yolu açmışlardır.

Hocam toplumumuzda en fazla merak edilen konuşulan mevzulardan biri de II. Abdülhamit’le Yahudiler arasındaki ilişkiler. Rothschild ailesi bağlamında Abdülhamit Han’la Yahudiler arasındaki ilişkiler hususunda neler söylersiniz?

1890’lı yıllarda Sultan Abdülhamid’le Rothschildler arasında gayet uyumlu bir iş birliği vardı. Öyle filmlerde ve dizilerde olduğu gibi bir nezaketsizlik yoktu. Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı Devleti’nin Filistin’le ve Rothschildlerle olan ilişkisi Parisli Baron Edmond de Rothschild ile Londralı Birinci Lord Rothschild’in etrafında gelişmiştir.

Sultan II. Abdülhamid devrinde aile ile oldukça yakın ilişki kurulduğu belgelerden net bir biçimde anlaşılmaktadır. Özellikle aile mensuplarına verilen nişan fırtınası bunun en bariz göstergesidir. Bu kapsamda iyi ilişkiler kurmak amacıyla 1887’de Edmond de Rothschild’in vekili Elie Scheid’e dördüncü rütbeden Osmani, 1888’de Paris Grubunun Lideri Mayer Alphonse de Rothschild’e birinci rütbeden Mecidi Nişanı ve kızı Bettina Caroline de Rothschild’e Şefkat Nişanı verildi. Filistin’den arazi satın alan Edmond Rothschild’in eşi Adelheid’e Safed’de yaptırdığı hastane sebebiyle üçüncü rütbeden Osmani nişanı verilmiştir.

Kurucu Mayer A. Rothschild’in beş oğlunu temsil eden beş ok

Rothschildlerden alınan 1894 borcundan sonra yine aynı yılda, Rothschild ailesinin önderi ve aynı zamanda Birinci Lord olan Nathaniel (Natty) Mayer de Rothschild’in taltif edilmesine karar verilmiştir. Fakat Hükûmet, İngiltere’de Lord unvanına sahip olan ve Lordlar Kamarası üyeliği de bulunan Rothschild’e, mevcut nişanların da maksada hizmet edemeyeceğini düşünmektedir. Saray’la görüşüldükten sonra, mahfaza yani mücevher kutusu hediye edilmesine karar verilir. II. Abdülhamid’in mahfaza -mücevher kutusu- hediye ettiği Nathaniel (Natty) Mayer de Rothschild (1840-1915) Rothschild ailesinin Birinci Lordu’dur. Nathaniel, ilk defa 1891 yılında Londra Sefiri Rüstem Paşa aracılığıyla Rus ve Polonyalı muhacir Musevilerin Filistin’e kabul edilmesini önermişse de bu önerisi kabul edilmemişti. Osmanlı Devleti’nin 1891 ve 1894 yıllarında yaptığı iki borçlanma da Nathaniel de Rothschild’den alınmıştı.

Sultan II. Abdülhamid, Rothschild ailesi mensuplarına verdiği nişanlar dışında 1888’de de Edmond Rothschild ile görüşmüştür. Bu tarihte Sultan Abdülhamid, Baron Rothschild görüşmesi Beyoğlu’nda çıkan Moniteur Européen gazetesi tarafından tespit edilmiştir. Gazetenin, 30 Temmuz 1888 tarihli haberine göre, görüşme şöyle cereyan etmiştir.

Baron Rothschild ile kerimesi dün Talya vapuruyla Dersaadet’i terk eylemişlerdir. Talya Vapuru Pire’ye uğrayıp sonra Ancona ve Marsilya’ya gidecektir. Baron Rothschild’in geçen Cuma selamlığından sonra (27 Temmuz 1888) Yıldız Sarayı Hümâyûnu’nda gördüğü iltifat Hazret-i Cihanbânî ve huzûr-ı Hümâyûn’a kabulden fevkalgaye mahzûz olduğu temin ediliyor. Zât-ı Hazret-i Padişahî Baron ile bir saat kadar müddet mülakat ederek envai …bulunmuştur ve Anadolu şimendiferlerinin Baron tarafından teşkil edilecek bir heyet-i sarrafiye tarafından inşa arzusunu dermiyân buyurmuşlardır. Bu arzu-yı Cihanbanî Mösyö Rothschild’ce büyük mahzûziyeti celbetmiş olup mumaileyh tedkik-i keyfiyet edeceğini vaad eylemiştir. Baron’un mazhar olduğu envai iltifatlardan başka avdeti esnasında Zât-ı Hazret-i Padişahî kendisine bilhassa imâl ettirilmiş on bin aded sigara hediye buyurmuşlardır.

Bu belgeden anlaşıldığına göre, Sultan ile Rothschild’in görüşmesi, 27 Temmuz Cuma günü, öğleden sonra gerçekleşmiştir. Bir saatlik ziyaret esnasında II. Abdülhamid, Anadolu Demiryollarının yapım işinin Rothschildler tarafından üstlenilmesini teklif etmiştir. Yakın zamanda, Amerika Birleşik Devletleri’nde demiryolları yapımı işine girişen Ailenin, teklife yanaşmadıkları sonraki gelişmelerden meydana çıkmaktadır. II. Abdülhamid’in, hususi olarak imal ettirdiği on bin sigarayı Rothschild’e hediye etmesi de manidardır.

Rothschild ailesi ile ilk defa görüşen Osmanlı Sultanı II. Mahmud’du. II. Mahmud, Nathaniel de Rothschild ile bir cuma günü sabahı görüşmüştür. Sultan II. Abdülhamid’in Baron 27 Temmuz 1888’deki görüşmesi de Cuma selamlığından sonra gerçekleşmiştir. Sultan Abdülhamid’in ünlü siyonist Herzl ile olan görüşmesi de 4 Temmuz 1902’de yapılmıştır. Herzl görüşmesi de Cuma selamlığından sonra olmuştur. Her iki Osmanlı sultanının da Yahudi liderle olan görüşmesi, cuma gününe tesadüf etmiştir.

Abdülhamit’ten sonra yönetimi eline alan İttihat ve Terakki ile Rothschildler arasındaki ilişki nasıldı? II. Abdülhamit’le İttihat ve Terakki arasında Yahudi sorununa bakışta ne gibi farklar vardı?

Türk tarihçiliğinde ve kamuoyunda “Sultan Abdülhamid, Yahudilere toprak satmadı ve bu yüzden İttihadçılarla iş birliği yapan Masonlar onu tahttan indirdi.” şeklinde bir algı var. Tarihî gerçekler bunun tam tersi. İttihat ve Terakki iktidarının başında Sultan Abdülhamid devrinde uygulanan 3 aylık kırmızı tezkerenin kaldırıldığı doğrudur. Ancak bir süre sonra Sultan Abdülhamid devrinin politikalarına geri dönülmüştür. İttihat ve Terakki devrinde Yahudiler tarafından satın alınan araziler, Sultan Abdülhamid devrinde satın alınanlardan daha azdır. Kaldı ki Birinci Dünya Savaşı içerisinde Hükûmet, Filistin’deki Rothschild arazilerine el koyma kararı aldı. Çünkü arazinin sahibi olan Edmond Rothschild, Fransa vatandaşıydı. Yani düşman ülke tebaasıydı. Bu yüzden arazilere el konulmak istendi. Fakat arazi üzerinde yaşayanlar, araziyi ekip dikenler, Osmanlı vatandaşıydı. Bu yüzden devlet, arazilere el koymaktan vazgeçti. Savaş sırasında Cemal Paşa, bölgede bulunan siyonist liderlerin hepsini tehcire tabi tuttu. Bununla birlikte II. Meşrutiyet devrinde Türkiye Hahambaşısı bulunan Haim Nahum, Rothschildlere yakın bir isimdi. Edmond de Rothschild, 1899’da İstanbul’a geldiğinde Haim Nahum’un vaazına katılmıştır.  İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne mensup olan İstanbul Mebusu Vitalis Faraci, Emanuel KarasoNesim Ruso ve Nesim Mazliyah Rothschild ailesine yakın isimlerdir. İttihatçı Maliye Nazırı Cavit Bey de Rothschild ailesine yakın bir isimdi. Hatta 1926’da idam edileceği sırada Rothschild Baronları Mustafa Kemal Paşa’ya başvurup ricacı olmuşlarsa da dikkate alınmamıştır.

Son olarak neler söylersiniz?

Son olarak diyeceğim şudur: Dünya üzerinde yaklaşık 200 devlet var. Bir de devlet gibi hareket eden bu aile var. Rothschild ailesinin ilişki ağı bilinmeden dünya politikası bilinemez. Bu, geçmişte de böyleydi; günümüzde de böyle. 200 devlet arasında dünyaya şekil veren, milletleri yönlendiren bir aile Rothschild ailesi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği’nin Londra elçisi olan kişinin hatıratı yayımlandı. Şimdi elçinin adını hatırlayamadım. Ancak 1942-43 yıllarını konu edinen hatıratında bir anekdot var, mealen şöyle diyor. “Bugün Sayın Rothschild’i ziyaret ettim. Savaştan sonra oluşacak olan Yeni Dünya Düzeni hakkında neler düşündüğünü sordum. Bana nezaketle çok yorgun olduğunu, bunları daha sonra konuşabileceğimizi söyledi.”. Anekdot bu, yani İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerinden Sovyetler Birliği’nin İngiltere elçisi bunları diyor. Rothschild kim oluyor da onun fikrine başvuruyorsun. Muhatabı, büyükelçi değil, İngiltere Dışişleri Bakanı ya da Başbakanı değil… Ama fikrini soruyorlar. Bu yüzden aile de uluslararası politikada bir devlet gibi hareket ediyor. Şimdiki Fransa Cumhurbaşkanı Makron, bir ara Rothschild ailesinin Fransa CEO’suydu. Yani maaşını Rothschild’den alan bir çalışandı. Aileyi değerlendirirken bunları da göz önünde tutmak lazım.

Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz Sezai Bey.

Muaz ERGÜ

Not: Katkılarından dolayı Maarif Mektepleri Yayınevi sahibi İbrahim Sertkaya‘ya teşekkür ederiz.

Prof. Dr. Sezai BALCI

    • 1976’da Giresun’un Tirebolu ilçesinde doğdu.
    • İlk ve orta öğrenimimi Giresun’da tamamladı.
    • 1997’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu.
    • Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda “II. Meşrutiyet Döneminde İkdam Gazetesi (1908-1909)” adlı tezle yüksek lisans (2000) ve “Osmanlı Devleti’nde Tercümanlık ve Babıâli Tercüme Odası” adlı tezle doktora (2007) derecelerini aldı.
    • 2007’den beri Giresun Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde görev yapmaktadır.
    • Osmanlı diplomasisi, Türk modernleşmesi, Türk eğitim tarihi ve azınlıklar hakkında çalışmalarımı sürdürmektedir.
    • Çeşitli bildiri ve makaleleri dışında Giresun Rumları ve Gayrimüslim Bir Belediye Başkanı: Kaptan Yorgi Konstantinidi Paşa (3. bs., Libra Kitabevi, İstanbul 2012), Osmanlı Bürokrasisinde Yahudiler (Ahmet Yadi ile birlikte, Libra Kitabevi, İstanbul 2013), Babıâli Tercüme Odası (Libra Kitabevi, İstanbul 2013) ve Osmanlı Devleti’nde Engelliler ve Engelli Eğitimi: Sağır Dilsiz ve Körler Mektebi (Libra Kitabevi, İstanbul 2013), (Ayhan Yüksel ile birlikte ) Harşıt Nahiyesi Nüfus Defteri, (Arı Sanat Yay., İstanbul 2014, (III. Baskı)  175 s.),  (Levent Küçük ile birlikte) Osmanlı Bürokrasisinde Ahıskalı Devlet Adamları, (İstanbul 2015, Libra Kitap, 167 s.), Nişan Antreasyan, Fındık Ziraati ve Ticareti (Yay. Haz. Sezai Balcı-Mevlüt Kaya, Gece Kitaplığı Yay., İstanbul 2015, 115 s.), (Mustafa Balcıoğlu ile birlikte) Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu, (Erguvanî Yay., Beşinci Baskı, Ankara 2017, 536 s.) adlı kitapları bulunmaktadır.

4 Comments

  1. Veyis Güngör Reply

    Arşivlik bir söyleşi Muaz hocam. Çok teşekkür ederim. Diğer yazılar da öyle. Maşallah bir okul gibi dibace… Allah yar ve yardımcınız olsun.

  2. Mustafa Sarı Reply

    harika ve okunası bir söyleşi olmuş teşekkürler… Yine ezberlenmiş bilgilerin yanlış çıkması..👏👏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir