Sezai Karakoç ve Lili

Her şiiri, şarkıyı özel kılan içerisinde gizlediği yaşanmışlıklardır. Usta bir şair yaşamış olduğu acıyı, sevinci, hüznü, aşkı, hayal kırıklığını ve daha pek çok duyguyu kelimelere büyük bir ustalıkla ilmek ilmek işler. Bizler de okurken o kelimelerin içerisindeki anlamlara kapılıp gideriz. Bu esnada da büyük bir merak kaplar içimizi; acaba nedir bir şaire bu şiiri yazdıran sebep? Unutulmaz bir aşk mı? Güzel bir kadın mı? Hiç gerçekleşmeyecek hayaller mi? Yoksa ilahi bir aşk mı? Ne oldu şair bir anda ilhama geldi? Bütün bu kelimeleri bir araya getirip böylesine güzel raks ettirmesini sağlayan yoğun duygular neydi acaba?

Bugün Türkiye açısından çok büyük bir değeri kaybetmiş bulunuyoruz: Sezai Karakoç’u… Akşamdan beri bu haberle pek çoğumuz büyük bir yas duygusuna kapıldık, her ne kadar o bu dünya hayatını “Dünya sürgünü” olarak tanımlamış olsa da bizler böylesine bir değeri kaybettiğimiz için üzüldük. Sezai Karakoç da kelimeleri bambaşka anlamlara bürüyen, şiirleriyle bizi duygudan duyguya sürükleyen bir şairdi.

Kimimiz için en büyük eseri Mona Roza’ydı, bu şiirde aşkı en saf en masum haliyle henüz çok küçük yaştayken yaşamış ve kelimelere dökmüş. Ama sevgisi tek taraflı kalmış ve bizlere de bu şiir vasıtasıyla geçmiş.

Kimimiz için ise en büyük eseri “Sürgün”dür. Dünya hayatına, yaratana ve bu dünyanın geçiciliğine dair muhteşem bir eserdir, her yaşta bambaşka duygulara sokabilir insanı, zamanı olmayan şiirlerden biridir. Sanırım benim de en çok sevdiğim şiiri bu ama bugün bir başka şiirinden bahsedeceğim.

“Liliyar” şiiri. Bu şiiri yazdıran duygusal yoğunluğun nedeni ne büyük bir aşk, ne ayrılık, ne de yaşanmışlık. Bu şiiri üstadın kaleme alma nedeni Amerikan yapımı bir film.

Filmin adı “Karneval Kızı” 1953 yapımı. Filmin baş kahramının adı da Lili. Lili, son derece saf kalpli, naif, çocuksu bir yüreğe sahiptir. Bu kız çok zor bir durumda kalır ve bir sirkte çalışmaya başlar, bu esnada oradaki sihirbaza aşık olur fakat bu aşk onun işini düzgün yapmasına engel olduğundan işinden kovulur. Nereye gideceğini bilemez bir haldeyken kukla onunla konuşmaya başlar. Kuklalarla Lili’nin bu konuşmaları büyük ilgi toplar ve Lili yeniden bu işi yapmak suretiyle sirke geri döner. Bu esnada kuklaların oynatıcısı Lili’ye en başından beri aşıktır fakat Lili ondan hoşlanmaz, duygularını da hiç anlamaz.

Lili duygusal olarak tertemiz saf bir kızdır, kuklaların onunla gerçekten sohbet ettiğine inanmaktadır. Kuklaları birinin konuşturduğunu anladığında ise hemen sirki terk eder fakat daha sonrasında hatasını anlayıp geri döner ve kuklaları seslendiren adamla kavuşurlar. Kuklaları seslendiren adam kaba saba ve yakışıklı değildir.

Peki ben bu filmi niye özetledim? Çünkü şiir bu filmin içerisindeki bir karakter perspektifiyle yazılmış, okurken hikayesiyle okuyunca çok daha derinden sarsıyor insanı. İzlediğin bir filmin karakterinin yaşadıklarını böylesine hissedip kelimelere dökebilmek çok özel bir yetenek ve zihin ister şüphesiz. Şiir ise şöyle:

Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris’nin
Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil

Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
Sen istesen de taş yürekli olamazsın
Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
Demek sen gidiyorsun Lili
Bizi öpmeden mi gideceksin Lili

Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu

Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

Ben konuşmasını bilmem Lili”

“Ben konuşmasını bilmem Lili” diye bitirmiş şair ve muhteşem dizelerin sonunda söylemiş bu cümleyi.  Kim bilir belki de bu filmde kendi kavuşamadığı sevgisinin bir yansımasını gördü şair. Lili, Muazzez Akkaya’ydı, beğenilmeyip istenmeyen kuklacı kendisi, Lili’ye ulaşmasına vasıta olan kuklalar ise şiirleri…

Artık onun dünya sürgünü bitti, bizler ise sürgünde olduğumuzun hiç farkında olmadan yaşamaya devam ediyoruz. Ruhu şad olsun…

Şahika Can AKIN

2 Comments

  1. Ramazan Özer Reply

    Elbet her şiirin şairi onu yazdıran bir hikayesi vardır. Güzel anlatmışsınız, kutlarım. Şairler bazı güçlü şiirleriyle, unutulmaz dizeleriyle hatırlarda kalıyor. Yunus’u Mevlana’yı, daha nicelerini yüzyıllardır unutulmaz yapan ve sevdiren şiirleridir.Rahmetle.

  2. BurakA Reply

    Ben konuşmasını bilmem Lili
    der Sezai
    Hayatına bakın şiir ve yazı dışında
    konuşmasını bilmez (diriliş kitapevi hariç)
    Bizim bildiğimiz dilde konuşmaz
    Yada biz anlamayız onun dilini
    Lili ile konuşur
    Sonra gökten kar Allah gibi yağdığında irkiliriz
    Bu nasıl dil deriz
    Hızır ile kırk saat konuşmuş biz susmuşuz
    Lili ölmüş o yeniden dirilmiş
    Taha ile şikayet etmiş olan biten için
    Ey sevgili olmuş en sevgilisi
    Sürgün biter kavuşur Leyla’dan Mevla’ya ulaşır
    Biz konuşmasını bilmeyiz Sezai

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir