Eşimle Datça yolunda bir dükkana uğradık. İş bitince yola çıktık. Beyaz saçlarımızı gören dolmuş sürücüleri parasız bineceğiz korkusu ile durup bizi almadılar. Hava çok sıcak. Taksi çağırmak zorunda kaldık.
Büyük kentlerde de metroya binince gençler eskisi gibi yer vermiyor, tersine başını çeviriyor ya da uykuya dalıyorlar. Sizce bu durum traumatik bir durum değil mi? Buna bir çözüm düşünmek gerekmiyor mu? Önceki yazımda uzmanı olmadığım emeklilik konusunda bir iki öneride bulundum.
Şimdi diyeceksiniz ki “İstanbul Belediye Başkanı için 18 saray açılmış, analarına danalarına belediyeden sayısız makam arabası ayrılmış, emekliliği konuşmak sana mı düşmüş?”
Diyebilirsiniz. Çünkü emeklilik çok boyutlu bir konu. Yüzeysel yazılarla bunu açıklayacak durumda değilim. Ama gençlerle yaşlılar arasına saygısızlık ve sevgisizlik girmesini çok tehlikeli buluyorum. Tartışılabilir. Her konu herkesle tartışılır. Ama masanın üstüne kılıç koyarak değil, çay koyarak. Sakince, zarifçe, kibarca tartışılabilir. Zira kılıç sadece bölmeye, yaralamaya yarıyor.
Kibarca görüş belirtenlere teşekkür ederek yıllar önce yayımladığım “Yaşlıları Ne Yapmalı?” masalı sabrınıza sığınarak özetlemek istiyorum. Buyrun hem çay içelim hem de yüzyıllardan beri bizi uyaran o masalı okuyalım:
Yaşlıları Ne Yapmalı?
Geçmiş zamanın birinde genç bir Han varmış: Çalışkan, diri, yakışıklı. Toprakları geniş… Çalışacak çok insana ihtiyacı varmış. Fakat yaşlılar çalışamazmış, gençler onlara bakarmış.
Han kızmış: “Kimin yaşlısı varsa öldürecek! Kim öldürmezse, ben onu öldüreceğim!..” demiş.
Herkes korkuya kapılarak yaşlıları öldürmeye başlamış. Ama Eget adında bir delikanlı yerin altına bir dehliz kazıp babasını oraya saklamış.
Bir zaman sonra komşu Çar ile Han arasında savaş ilan edilmiş. Bütün gençler askere çağrılmış. Eget gizlice babasına: “Bir öğüdün var mı babacan?” diye sormuş.
“Savaş kolay değil oğul,” demiş baba. “İki ülke de güçlüdür, savaş uzun sürecek. Aç, susuz kalacak ve atlarınızı kesip yiyeceksiniz. Sen de kesmek zorunda kalırsan eyeri kendi sırtına bağla ve geri getir. Eyer atsız kalmaz. Eyer yoksa at bulunmaz…”
Gerçekten de savaş çok uzun sürmüş, her iki taraftan da binlerce insan ölmüş. Sonunda atları kesip yemişler. İki taraf da aç bilaç, yayan yapıldak geri dönmüş. Yürümüşler, yürümüşler. Bir süre sonra bir deniz kıyısına gelmişler. Eve ulaşmaya az kalmış. Deniz kıyısında dinlenmeye karar vermişler. Denizin dibinde göz alıcı bir pırıltı görünüyormuş.
Han: “Dalıp çıkarın!” diye buyruk vermiş. Dalan boğulmuş, dalan boğulmuş. Akşam olmuş, pırıltı yok olmuş. O gece yatmışlar. Eget gizlice koşup babasına deniz kıyısındaki pırıltıyı anlatmış.
Baba gülmüş: “Ey oğul, o pırıltı denizin altında değil,” demiş. “O pırıltı çınar ağacının tepesinde paha biçilmez bir elmas taşıdır. Denize yansıyor. Han’ın yaşlı dedesi oraya koydurdu ki, darda kalan onu alsın!”
Eget, dönüp gizlice askerlere katılmış. Ertesi gün şafakta uyanmışlar. Han, askerleri yine denizin kıyısına dizmiş. Pırıltı aşağıda. Çıkarmalarını emretmiş.
Eget: “İnsanlar ölmesin Han’ım, onu ben alıp geleyim!” demiş. Han izin vermiş. Herkesin şaşkın bakışları arasında Eget çınar ağacına tırmanıp elması getirmiş.
Han şaşıp kalmış. “Kimden öğrendin? Bu aklı sana kim verdi?” diye sormuş. Eget heyecanla: “Babam!” demiş. “Neee?! Baban mı!”
Han: “Haydi gidiyoruz!” diye buyruk vermiş. Bitkin halde kente dönmüşler: “Çabuk git babanı getir Eget,” demiş.
Herkeste bir korku bir heyecan: Eget’in babasını da kendisini de öldürecek diye beklemeye başlamışlar.
Eget, babasını getirmiş. Han, eğilip adamın elinden öpmüş:
“Yaşlıları öldürdüğüm için bağışlayın beni. Akıl danışacağımız kimse kalmadı. Siz bana başdanışman olun,” demiş. Eget’in babası kabul etmiş.
Han, bu kez Eget’e dönmüş: “Ölümü göze alarak babanı sakladığın için seni kutluyorum,” demiş. “Meğer deneyli insan ne kadar önemliymiş. Seni kendime başvezir ilan ediyorum…”
O günden sonra küçükler yaşlılara daha çok saygı göstermiş, yaşlılar da küçükleri sevmiş, yol göstermiş… Bu masal da burada bitmiş. Gökten üç elma inmiş, birini anlatan, birini yazan, birini de okuyan yemiş…
Benim elma hakkımda sizin olsun sevgili arkadaşlar. İşte bu yüzden masallara bir ömür vermeye değmedi mi?…
Yücel FEYZİOĞLU

Son Yorumlar