“Zekiyi ahmaktan ayıran özellik,
özgün düşünce üretebilme yeteneğidir.”*
Giriş
Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberler aracılığıyla ahlaki kriz zamanlarında hep aynı ilkelerin, farklı kişiler kanalıyla farklı zaman ve mekanlardaki insanlara hidayet rehberi olarak indirildiği bir gerçektir. İlahi vahiylerin sonuncusu olan ve kıyamete kadar baki kalacak olan İslamiyet, bu bağlamda, “İlahi Risaletlerin Birliği”ni vurgulamaktadır.[1] Bu husus, yani İslamiyet’in son “Din” olması, kıyamete kadar özelde Müslümanların genelde bütün insanlığın potansiyel sorunlarına çözümler üretebilecek güçte olmasını gerektirmektedir. İslam dininin temel ilkeler çerçevesinde, farklı zaman ve mekânlarda farklı yorum özelliklerini bünyesinde taşıması ve bu farklılıkları “rahmet” olarak değerlendirip, [2] evrensellik iddiasının temeli olarak meşru görmesi, dünya ve ahiret saadetini bir arada sağlamayı hedefleyen bir din için oldukça önemli bir husustur.[3]
“İhtilafu ümmeti rahmetun” hadisi/sözündeki ihtilaf, gerçek ve doğru olan işleri açıklamak için araştırma ilmî tartışmalar (münazara) yapmak anlamındadır. Zira her araştırmanın doğruluğu ve tutarlılığı, ihtilaf; yani fikrî farklılıklar ortaya koymak ve bunları tartışmak ile ortaya konulur. Herhangi bir görüş ve iyi bir şekilde takip edildiği düşünülen yol, ciddi ve dikkatli bir araştırma ve tartışmadan geçmezse; yani ilgili olduğu hususta iyi ve kötü yönleri üzerine muhtelif görüşler ortaya konulduktan sonra doğruya en yakın olan bakış açısı kabul edilmezse, çoğunlukla yanlış olan sonuçlar çıkar. Çünkü “Biz dilediğimiz kimseyi (bilgice) yüksek düzeylere çıkarırız, fakat her bilgi sahibinin üstünde her şeyi bilen (Allah) vardır.” şeklindeki ayet[4] gereğince, her bilenin üzerinde başka bir bilici daha bulunur ki, öncekinin ilmî, onun ilmini kapsayamaz.[5]
Hz. Peygamber’in “Allah her yüz senenin başında bu ümmete dinini yenileyecek adam(lar) gönderecektir.”[6] Şeklindeki hadis-i şerif-i tarihin belirli bir zamanında belirli bir mekânında belirli bir toplum odak alınarak gönderilen risaleti kıyamete kadar yeniden okuma ve uygulama yani “tecdid” faaliyetlerinin önemini gösterir. Bu nedenle, İslam düşünce tarihinde, mevcut uygulamaların ilahi vahyin temel ilkelerine ters düştüğünü belirten âlimlerimizin çalışmalarını en genel ifadeyle “Islahat“ terimi ile karşılıyoruz.
Türkiye’de bu kaygıyla hareket eden aydınların ortaya koyduğu fikrî çabalar, Batı dillerinde dinde yeniden şekillendirme ve düzenleme anlamına gelen “Reform” terimiyle karşılanmakta, bu da önemli kırılmalara yol açmaktadır. Yenilenme ve tecdid, yani ictihad için gerekli olan “din”in temel prensiplerinde yapılması gereken değişiklik yapılacağı varsayılmaktadır. Buna ilaveten Türkiye’de ilk dönemlerde “dinde reform” tabirinin kullanılmasına göndermeler yapılarak, İslam dininin evrenselliğinin kıyamete kadar sürdürülme çabası olan ıslahat hareketleri tarihsellik-tarihsicilik ve evrensellik tartışmaları arasında sıkışıp kalmaktadır. Bu nedenle biz kendi düşünce evrenimizin terimi olan “Islahat”ı kullanmayı tercih ediyoruz.[7]
Toplumda emniyet ve güvenin teminatı olan bu alternatif çalışmaların sürekli ve tutarlı bir şekilde yapılması ve uygulayıcılara arz edilmesi oldukça önemlidir. Zira bu çalışmalar, toplumun emniyet supaplarıdır. Bu nedenle “ıslahat“ çalışmalarının zorla bastırılmaya çalışılması, toplumsal karışıklıkları ve illegaliteyi beraberinde getirmiştir. Oysa “Din”in temel ilkelerini içinde bulunulan dönemin insanlarına hurafelerden arındırarak sunma ve doğru “gibi” gösterilen yanlış uygulamalara yönelik yapılan özeleştiri niteliğinde çalışmalar dikkate alındığı takdirde, toplum birimlerindeki huzursuzluklar giderilebilir. Fikri-fıkhi farklılıkların, ihtilafların rahmet olması bu noktada çok önemli bir işlev görmektedir.

Kavramsal Temellendirme
İnsanlık tarihinde ortaya çıkmış hareketlerin çoğunluğu teori-pratik ilişkisini tutarlı olarak kurgulayıp, uygulamaya geçirdiği zaman işlevsel olmuş, iz bırakabilmişlerdir. Diğer bir ifadeyle, fikirlerle hadiselerin irtibatını kurdukları sürece başarılı olabilmişlerdir; bu nedenle, ister dönemindeki status qou’nun uygulamalarının yanlışlığını olumlu bir muhalefet türüyle göstermiş olsun, isterse isyan ve ilhada yönelik salt eylem hareketi olsun, teorisi, fikrî kurgulaması olmayan bir oluşumun yüzyıllar sonra araştırmalara konu olabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla tarihin herhangi bir diliminde, herhangi bir mekânında ortaya çıkmış olan bir oluşumun sonucu ne olursa olsun, onu ortaya çıkaran dinamikler, aksiyomlar, o dönemin ve içinde yaşadıkları siyasî-dinî-içtimaî sistemin ürünüdürler. Ulaşılan sonuçların çok farklı olması, genel kabul görmemesi, o oluşumu sistem dışı olarak nitelendirmeye gitmez. İşte bu nedenden dolayı, düşünce tarihimiz içinde mevcut olan bütün fikrî-siyasî- içtimaî oluşumları, “ıslah”, “isyan”, “ilhad” ve “zındıklık” gibi oldukça farklı nitelendirmeler verilmesine rağmen kuşatacak bir kavramsallaştırmayı “Karşıt Fikir” şeklinde yapmak istiyoruz.
“Karşıt Fikir” Kavramsallaştırması
“Karşıt Fikir” nitelemesi, bütün bu boyutlarıyla tarihimizde gerçekleşen fikrî-siyasî-içtimaî hareketleri kuşatan bir kavramlaştırma denemesidir. Bir hareketin niyetlerini gerçekleştirmek için örgütlenerek eyleme dönüştürmesi ancak fikrî zeminin yapılmasıyla gerçekleşeceği varsayımıyla “karşıt fikir” şemsiye kavram olarak düşünülmüştür.[8] Bu bağlamda “Şeyh Bedreddin ve Hareketi”nin örnek olarak seçilmesinin gerekçeleri şunlardır:
1. Hareket ıslahat gayesiyle, o dönemdeki yanlış uygulamaların giderilmesi için ortaya çıkmıştır; ama Devlete yönelik siyasal bir isyan hareketine dönüşmüş, tashih yerine toplum birimlerindeki huzursuzluk ve sefalet daha da artmıştır. Eylemi Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal gibi teorik-pratik bilgilenmeleri oldukça yetersiz, tarihsel açıdan kişilikleri meşkûk olan iki şahsiyetin yapabilmesi mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla hareketin fikrî zeminin Şeyh Bedreddin‘den temin edilmesi ve daha önce örneği görülmüş heterodoks hareketlerle benzerlikler göstermesidir. Bu hareket, bütün boyutlarıyla tarihimizde görülen fikrî-siyasî-ictimai hareketlerin temel unsurlarından birçoğunu taşımaktadır, bu nedenle karşıt fikir kavramını bu örnekten hareketle temellendirmeye çalıştık. Bu noktada öncelikle “ıslahat” kavramı çerçevesinde “tecdid” ve “teceddüd” terimlerini açıklayalım.
Islahat Kavramı
Islahat, bir fikrî, siyasî sistemin uygulanmada ortaya çıkan aksaklıkları, yanlışlıkları gidermek temel öncüllerini merkeze alarak ortaya koyduğu yeni soru ve sorunlara çözümler üretebilme faaliyetlerinin genel bir nitelendirilmesidir. Bu genel nitelemeyi kademeli bir şekilde özelleştirmeye çalışırsak, yapılan ıslahat hareketleri sistemin uygulayıcıları; yani devleti yönetenler tarafından yapılabilir. Osmanlı düşünce tarihinde görülen layihalar buna örnek verilebilir. Bir de devletin dışındaki birimlerin fikrî-siyasî oluşumların (cemaat, cemiyet, vakıf, parti vb) status quo’nun uygulamalarındaki yanlışlıkları, yaşadıkları toplumdaki huzursuzlukları gidermeye yönelik alternatif ve/ya muhalif tezler üretmesidir. İster, devlet idarecileri kanalıyla olsun, isterse, gayr-i resmi ve sivil birimlerce olsun önerilen ıslahat çalışmalarını, aşağıda ayrıca temellendireceğimiz şekilde, tecdid ve teceddüd diye ikiye ayırarak, kavramı biraz daha ayrıntılı inceleyeceğiz.
Tecdid (Modernity-Yenileşme)
Evrensellik iddiasında olan her (ilahi) dinin kendi bünyesinde mevcut olan dinamiklerini yeniden yorumlama çalışmalarıdır. İslam’ın bizatihi varolan özgün değerlerini yeniden yorumlamayı, yanlış uygulamalara neden olan kapalılıkları ve kendisine yamanan hurafeleri gidererek, yaşanılan dönemin insanlarına sunma çabalarıdır. Burada dinî değerlere yeniden itibar kazandırmak, İslâm’ın ilkelerini o günün Müslümanının hayatına hâkim kılma amacı vardır.[9] Yukarıda bahsettiğimiz tecdid hadisi buna en güzel örnektir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifadeleriyle söyleyecek olursak, tecditte ebedilik içinde yenilenme, yenilenme içinde ebedilik söz konusudur. Buradaki yenilenmenin değeri, içerdiği benzeşme yönüyle ebediliği doğrulayabilmesinde ve değişim ile devamlılığın büyüklüğü oranında bulunur. Bundan dolayı, benzeşmeden yoksun ve temel ilkeler ve öncüllerde mutlak değişikliğe götüren yenilenmeler (teceddüd), yenilenme olmak yerine ebediliği yok eden bir başkalaşıma dönüşebilir.[10]
Teceddüd (Modernizm-Yenilenme)
İslam aleminde 17. yüzyıldan itibaren başlayan 19. yüzyılda ivme kazanan siyasî-fikrî çözülmelere karşı, asli kaynaklara dönerek çözüm aramak yerine başka bir düşünce sisteminin verilerini temel alarak çalışmalar yapmaktır. Buradaki yenilenme, başkalaşım ve tahriften ibarettir.
Muhalif birimlerce önerilen ya da imkân bulununca pratiğe geçirilmeye çalışılan fikrî-siyasî tezlerin sistem içinde kalarak yapılma çalışmasına olumlu muhalefet diyoruz. Bunun yanı sıra, çıkış noktası ıslahat ve yanlışları tashih iken çok farklı bir noktaya ulaşan, tezlerini sistemi yıkmaya yönelten siyasî hadiseler (isyan) de vardır. İlhad ve zındıklık diye nitelendirilen bu fikrî-siyasî-içtimaî hareketlere, olumsuz muhalefet denilmektedir. Batınilik, Karmitilik, Bahailik, Babailik gibi heterodoks hareketleri olumsuz muhalefet örnekleri olarak sayabiliriz.
Şeyh Bedreddin ve Muhalif Hareketi
Şeyh Bedreddin de bu çerçevede yani bir dönem resmi görevlerde bulunarak, Musa Çelebi’nin iktidarı ele geçirmesiyle birlikte önceden yapılan hataları, yanlışları tashih gibi bir gaye taşımak istemiş olabilir, çünkü âlim ve fazıl bir zat olarak ortaya koyduğu fıkıh eserleri buna delalet edebilir. Çünkü “tıpkı varlığın birliği öğretisiyle kendine özgü bir tasavvuf felsefesi sistemi kuran İbn-i Arabi gibi üzerinde en çok tartışılan ve zıt tanımlamalar (Şeyh-Ekber-Şeyh-i Ekfer) fikirler verilen âlimlerden birisi olan Şeyh Bedreddin’i de salt sufi eğilimleriyle açıklamak ve hakiki çizgilerine kavuşturmak zordur.[11] Musa Çelebi’nin iktidarı ele geçirememesi üzerine onun kazaskeri olan Şeyh Bedreddin’in âlim ve fazıl kişiliği göz önünde bulundurularak iyi bir maaşla sürgüne gönderilmekle yetinildiği bilinmektedir. (1413) Aslında bu bir zorunlu ikamettir. Buradayken Kethüdası Börklüce ve Torlak Kemal’in Aydın Karuburun havalisinde ayaklanması başlar.

Bedreddin aynı zamanda İznik’ten kaçar, buradaki gerekçeler hakkında birçok farklılık vardır. Kimine göre, Çelebi Mehmed’in kendisini bu isyanlarla irtibatlandırmasından çekinmiştir, kimine göre Hac için ayrılmıştır, kimine göre Rumelinde isyan çıkarmak ve şeyhlikten şahlığa geçmek istemiştir. Her hâlükârda ortaya çıkan eylemin gayr-i resmi ve sivil olumlu bir muhalefet örneği olarak değerlendirilmesi zordur.[12] Peki bunun diğer İlhadi hareketlere benzetilmesi mümkün müdür?
Elimizdeki tarihsel verilere baktığımız zaman, gerek gördüğü eğitim, özellikle fıkıh sahasında yazdığı eserler ve Musa Çelebi’ye yaptığı kazaskerlik (adliye nazırlığı) görevi, yukarıda adı verilen hareketler gibi, Şeyh Bedreddin hareketini bir dinsizlik hareketi olarak değerlendirmeyi zorlaştırmaktadır. Bize göre, hareketin fikrî kökenini oluşturan Baba İshak İsyanında olduğu gibi, “olumsuz muhalif” bir eylem denemesi olarak değerlendirilebilir. Nitekim bazı kesimlerce, Bedreddin hareketi, dinin resmi yorumuna tepki olan; fakat dinî verileri içeren[13] bir zihin yapısına sahip toplumsal bir isyan denemesidir[14]. Bu açıdan çağdaş Türk düşüncesinin geçmişteki ayağı olarak da görülmektedir. Bu özelliklere sahip bir hareketin Osmanlı içindeki “karşı düşünce”den yükseldiğinin söylenmesi, “olumlu-olumsuz muhalefet” türlerinin biraz daha netleşmesi, kapsayıcı bir nitelik arz etmesi “karşıt düşünce” kavramının temellendirilmesini tutarlı kılmaktadır.
Mevlüt UYANIK
Dipnotlar
* Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin (Mahmud b. İsrail b. Abdulaziz) Letaifu’l-İşarat Şerhi (et-Teshil Şerhu Letaifi’l-İşarat adlı esere yazdığı mukaddime, H. Yunus Apaydın editörlüğünde bir grup akademisyen tarafından çevrilmiştir. Kültür Bakanlığı, Ankara. 2012. Makalenin başlığı için bkz. Apaydın, Sunuş, s. 17
[1] Mevlüt Uyanık, İslam İnanç İlkeleri, Ankara. 1997, s. 9-10; 98-103;122-130
[2] İslam Kültürünün teşekkülünde oldukça önemli bir konuma sahip olan ihtilafu ümmeti rahmetun ilkesi/sözünün sahih hadis olduğuna dair tartışmalar vardır. el-Acluni, bu konudaki rivayetler hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. İbn Abbas’tan munkatı’ sened ile zikredildiği, diğer rivayetlerde, zayıf, merfu olduğunu, kendilerine kadar gelmeyen hadis hafızlarının kitaplarında bulunmuş olabileceğinin rivayet edildiğini, ama birçok âlimimizin eserlerinde bu sözden bahsettiğini belirtmektedir. Aliyyul-Kari, Subki’nin rivayetini vererek, “sahih zayıf ve mevzu bir senedine rastlamadık”, demektedir. Fakat, Kitabullah’tan bir şey bulunduğu zaman onunla amel etmek, onu terk etme hususunda bir özrün bulunmaması, Kur’an’da bulunmayan meseleler için Sünnet’e bakılması açısından konuyla ilgili diğer hadislerin anlamıyla uyuşması önemlidir. Bazı rivayetlerde, ihtilafi ashabi rahmetun li’l-ümmeti, ihtilafi ashabı rahmetun li ıbadillah diye de geçmektedir. Eğer ruhsat bulunmasaydı, ashab ihtilaf etmezdi. İlim ehli ihtilaf etmişlerdir, bunu helal, şunu haram demişlerdir, bundan ayıp ve günah olacak bir husus yoktur, denilmektedir. Dinde ihtilaf meselesini üç noktada inceleyebiliriz. 1) Allah’ın varlığını, birliğini ispat etmek, Allah’ın varlığı ve birliğini inkar küfürdür. 2) Sıfatları, meşiyyetini ispat; bunu inkar, bidattir. 3) Furu konularda ihtilaf, bu rahmettir. İmam Nevevi’den rivayet edilen ihtilafta rahmet değil; azab vardır sözünü de zikreden el-Acluni, bunun cahillikten ya da bilinerek bilmemezlikten geldiğini belirterek (40. Müminun. 61) ayetten delil getirir. Mın rahmetin ceala lekumu’l-leyle liteskınuu fihi ve’n-nehara mubsıra, Allah’ın geceyi dinlenmek için bir rahmet kılması, gündüzün azab kılınmasını gerektirmemektedir. Tersine gündüzü, işlerimizi yerine getirmek için aydınlık ve rahmet kılmaktadır. Ayrıca Harun Reşid ile Malik b. Enes arasındaki diyalog da konumuz açısından mühimdir. Halife, imamdan kitaplarını toparlayıp yazdırarak ümmete dağıtmayı teklif ettiğinde şu cevabı alır: Ulemanın ihtilafı Allah’ın bu ümmete bir rahmetidir, Onlardan her biri doğru bulduğuna uyar, her biri hidayet üzeredir. (İsmail b.Muhammed el- Acluni, Keşfu’l-Hafa ve Müzilu’l-İlbas Amma İştehera mine’l-Ehadisi ala’l-Elsineti’-Nefs, Daru’l-Kutubi’l-Ilmiyye, Beyrut 1988, ss. 64-66) el-Elbani, bu sözün hadis olarak aslı olmadığını belirterek, Subki’nin rivayetini vermektedir. İbn Hazm’dan hareketle bu anlayışın gereği olarak asıl olanın yani ittifakın azab haline dönüşeceğini vurgulamaktadır. (Bkz Muhammed b. Nasuriddin el-Elbani, Silsiletu’l-Ehadisi’l-Daifeti’l-Mevduati Eseruha es-Sey’ı fi’l-Ümme, el-Mektebetu’l-İslami, 1985, c.1, s. 78) İttifakın azab olacağı hususunda zikredilmesi gereken bir tarihsel hadise daha var. Mutezili âlim, el-Allaf’a fikir beraberliği mi; yoksa fikir ayrılığımı hayırlıdır?” diye sorulunca, “ittifak hayırlıdır” diye cevap vermiştir. Buna karşılık, Peygamberimiz zamanındaki ittifaka aykırı düşen olaylar örnek olarak gösterilince el-Allaf, susar ve cevap vermez. Ignaz Goldziher Zahiriler, çev. Cihad Tunç, Ankara.1982, A.Ü.İ.F, s. 85. Bu sözle ilgili olarak ayrıca bkz. Gazali, İhyau Ulumi’d-Din. çev. A. Serdaroğlu, Bedir yy. İstanbul.1989, c.1, s. 73, Yunus Macit, Nihat Dalgın, Kültürümüzü Şekillendiren Hadisler, Metin-Kaynak ve Sıhhat Dereceleri, Samsun.1982, s. 159., bkz. “Osmanlı Düşünce Tarihinde Karşıt Fikir Kavramı-Şeyh Bedreddin Örneği-” Türkiye Günlüğü, Mart-Nisan 1996, sayı 39, ss. 58-68
[3] Uyanık, Mevlüt, “Çağdaş İslam Düşüncesinde Tarihsellik ve Evrensellik Sorunu; Kur’an’ın Tarihsel ve Evrensel Okunuşu, Edit. M. Uyanık, Fecr yay. 2. Baskı. Ankara.2011, s. 133-180
[4] Kur’an-ı Kerim, 12/Yusuf/76. ‘…ve fevka külli zi ilmin alim”
[5] Ziya Paşa, İnsanların Düşünce Farklılıkları Göstermesi Rahmettir, İhtilafu Ümmeti Rahmetin (Osmanlı Türkçesinden sadeleştirme ve takdim Uyanık, Mevlüt, Teorik ve Pratik Boyutlarıyla İfade Hürriyeti, ed. B. Berat Özipek, LDT, Avrupa Komisyonu. Ankara, 2003. s. 99-106
[6] Sünen-i Ebu Davud, Kibâbu’l-Melahim, I. hadis; Ayrıca bu hadisin mevzu olabileceği konusunda sunulmuş tebliğ; Mustafa Ertürk, Gelenek ve Yenileşme Açısından Tecdid Hadisi Hakkında Bir Değerlendirme: İslam, Gelenek ve Yenileşme, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, İst., 1996; Yine bu hadis hakkında bir inceleme bkz.; Ella Landeu-Tasseran, Periyodik Reform: Müceddid Hadis-i Hakkında Bir İnceleme, İslami Araştırmalar Dergisi, çev.; İsmail Hakkı Ünal, c., VI, S., 4.
[7] Bkz. Erol Güngör, İslâm’ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Yay., 10. bsk., İst., 1996, s.8.
[8] Mevlüt Uyanık, İslam Akaidinde Karşıt Fikir Kavramı AÜSBE, Ankara. 1987. Basılmamış yüksek lisans tezi. Buradaki verilerden hareketle yayımlanan makaleler için bkz. Osm. Düşünce Tarihinde “Karşıt Fikir” Kavramı -Şeyh Bedreddin Örneği-, Türkiye Günlüğü Dergisi, Mart-Nisan, 1996, s. 39. Günümüz İslâm Düşüncesinde “Islahat” Kavramı, İslami Araştırmalar Dergisi, c. IV, S., 1, 1990. Islahatçıların genel özellikleri burada zikredilmiştir.
[9] Mevlüt Uyanık, Günümüz İslâm Düşüncesinde “Islahat” Kavramı, İslami Araştırmalar Dergisi, c. IV, S., 1, 1990.
[10] Hamdi Yazır (Elmalılı (Dibace) Metalib ve Mezahib, İstanbul 1978 sadeleştiren R. Kılıç, Elmalılı Hamdi Yazır Sempozyumu, Ankara. 1993 s. 75-6
[11] Şeyh Bedreddin, Camiu’l-Fusuleyn, (Yargılama Usulüne Dair) çev. Heyet, Kültür Bakanlığı, Ankara. 2012, Apaydın, a.g.e., Sunuş, s. 17-28. Ahmed Güner Sayar, Velayet’ten Siyaset’e Şeyh Bedreddin, Ötüken yay.2018, s. 14 vd, 67, Mevlüt Uyanık, “Mehmet Alî Aynî’ye Göre İbn Arabi Ve Vahdet-i Vucud Tasavvuru” Malatya İnönü Üniversitesi Uluslararası İbn Arabi Sempozyumu’na sunulan bildiri (15-16 Kasım 2018 Malatya
[12] Apaydın, a.g.e., giriş, s. 15
[13] Bedreddin Peygamberimizden sonraki dört halifeyi bir nevi demokrasiyle yani en uygun kişiyi başa geçirmişlerdir. Sonrasında Muaviye ile birlikte bu cahili sisteme yeniden dönmüştür der ve Osmanlı sultanlarını da zahiri ve batini halifeyi şahsında gerçekleştirmediğini, özellikle Fetret döneminde siyasî, içtimaî ve iktisadi bozulmaların giderilmesi gerektiğini düşünür. İhtayç nedeniyle devlete isyan edenlerin asi hükmünde olmayacağını, bunların mallarına el konulamayacağını belirtir. Bir talebe yönelik isyan edenlerle de görüşülüp ikna edilmeleri gerektiğini belirtir. Buna rağmen isyan ederlerse asiler cezalandırılabilir. Bkz. Ahmed Güner Sayar, Velayet’ten Siyaset’e Şeyh Bedreddin, Ötüken yay.2018Sayar, a. g. e., s. 260-275, 291
[14] Rıza Zelyut. Osmanlı’da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler, Alan. yy. İstanbul. 1985, s. 104.
Makalenin tamamını okumak için aşağıdaki linki tıklayın!
Sufi Fakih ve Muhakkik Âlim Olan Şeyh Bedreddin Niçin Bir Direniş Simgesi Olarak Anılmaktadır

Derin bir araştırma ile varılan sonuç : Kısaca, Şeyh Bedrettin hareketi ‘olumsuz muhalefet’ tir. Müstefid olduk, teşekkürler.