Thomas De Quincey‘nin Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları adlı kitabı, başlığının çağrıştırdığı kadar doğrudan bir bağımlılık anlatısı değildir. De Quincey kitabın başında uzun süre çocukluğundan, okuldan kaçışından, Galler’deki başıboş günlerinden, Londra sokaklarında çektiği açlıktan ve hayatına kısa süreliğine giren insanlardan söz eder. Afyon kitabın merkezindedir, fakat oraya ulaşıncaya kadar yazar kendi bedeninin, zihninin ve acılarının geçmişini önümüze serer.
1785’te Manchester’da doğan De Quincey, İngiliz romantik edebiyatının en tuhaf ve etkili düzyazı ustalarından biridir. Çok genç yaşta klasik dillere hâkim olmuş, on yedi yaşında okuldan kaçmış, bir süre yoksul ve evsiz yaşamıştır. Daha sonra dönemin önde gelen romantik şairleri Wordsworth ve Coleridge ile yakınlık kurmuş, geçimini dergilere yazdığı denemelerle sağlamıştır. Felsefeden iktisada, cinayet davalarından edebiyata kadar geniş bir alanda yazılar yazmış olsa da şöhretini büyük ölçüde 1821’de London Magazine’de isimsiz olarak yayımlanan bu metne borçludur. Poe‘dan Baudelaire‘e, Proust‘tan Woolf‘a kadar pek çok yazar onun izini taşır. Batu Boran‘ın çevirdiği İş Bankası baskısı, De Quincey‘nin 1856’da genişlettiği uzun metni değil, daha kısa ve yoğun olan ilk versiyonu esas alıyor. Bu tercih kitabın lehine olmuş.
İtiraflar‘ın en çarpıcı bölümlerinden biri, henüz afyonun adı bile doğru dürüst anılmadan önce karşımıza çıkar. Londra’da açlıkla, soğukla ve hastalıkla mücadele eden genç De Quincey, Ann adında kendisinden de yoksul bir genç kadınla tanışır. Ann, sokakta fenalaşan yazara elindeki az parayla şarap ve baharat alarak yardım eder. Daha sonra birbirlerini Londra’nın kalabalığında kaybederler. De Quincey yıllar boyunca onu arar, fakat bulamaz. Bu kayıp, kitabın duygusal merkezlerinden biridir. Yazarın yer yer kibirli ve kendini beğenmiş sesi, Ann‘i anlatırken incelir. Toplumun aşağı gördüğü bir insanda, saygın çevrelerde bulamadığı merhameti keşfeder.
Afyonla ilk karşılaşma ise neredeyse dinsel bir aydınlanma gibi anlatılır. De Quincey onu haz peşinde koşmak için değil, şiddetli ağrılarını gidermek amacıyla aldığını söyler. Afyonun zihni uyuşturmadığını, tersine düşünceyi berraklaştırdığını ve insanın iç dünyasında yeni kapılar açtığını ileri sürer. Daha sonra kullanım sıklaşır, haz bağımlılığa, dinginlik irade kaybına dönüşür. Zaman algısı bozulur, çalışma gücü azalır, geceler korkunç rüyalarla dolar. Devasa mekânlar, sonsuz merdivenler, karanlık kalabalıklar ve Asya’ya ilişkin tekinsiz imgeler zihni ele geçirir. Bu kâbusların en sarsıcı yanı, hafızayı da eziyete çevirmesidir. Afyon, yılların derinlere gömdüğü acıları yeniden yüzeye çıkarır; Londra kalabalığında yitirdiği Ann ve unuttuğunu sandığı yüzler rüyalarda bütün ağırlığıyla geri döner. Zihnin geçmişi hiçbir zaman tam silmediği, yalnızca uykuya yatırdığı duygusu metne sinmiştir.
Ne var ki De Quincey‘nin anlattıkları, güvenilir bir klinik öykü gibi okunmamalıdır. Yazar bağımlılığını itiraf ederken kendisini savunur, kimi zaman üstünlüğünü kanıtlamaya çalışır, kimi zaman da yaşadıklarını estetik bir gösteriye dönüştürür. Afyonun eziyetlerini anlatırken gördüğü rüyaların ihtişamıyla övünmekten geri durmaz. Kendini sıradan bir bağımlı değil, insan zihninin bilinmeyen bölgelerine girmiş bir kâşif olarak sunar. Bu kendini efsaneleştirme eğilimi, metnin samimiyetini kuşkulu hâle getirirken edebî çekiciliğini de artırıyor.
Kitap romantik edebiyatın içinden doğmuştur. De Quincey olayları realist bir sadelikle anlatmaz. Duyguyu büyüten, çağrışımlarla ilerleyen, klasik metinlere ve İngiliz şiirine sürekli göndermeler yapan bir tarzı vardır. Uzun cümleler parantezlerle genişler, bir düşünce başka bir düşünceyi çağırır, anlatı zaman zaman asıl yolundan uzaklaşır. Bazı cümlelerde barok denebilecek bir estetik yüklenme hissedilir.
Ben okurken bu üslubu bazen yoğun bir şekerlemeye benzettim. İlk anda tadı, kokusu ve görüntüsüyle insanı cezbediyor. Bir süre sonra şekeri elinize bulaşıyor ve verdiği rahatsızlık lezzetin önüne geçmeye başlıyor. De Quincey‘nin benzetmeleri ve ritmi kimi bölümlerde gerçekten büyüleyici. Fakat aynı duygu veya düşünceyi yeni göndermelerle tekrar tekrar genişlettiğinde dil, anlamı beslemek yerine onun üzerine kapanabiliyor. Realist romanların daha doğrudan, ölçülü ve olay merkezli anlatımına alışmış okurlar için bu taşkınlık yorucu olabilir.
Batu Boran‘ın çevirisi De Quincey‘nin uzun cümlelerini, ironisini ve çok dilli dünyasını özenle taşıyor. Önsöz ve dipnotlar da kitabın tarihsel ve edebî bağlamını anlamayı kolaylaştırıyor. Bununla birlikte çevirideki “mamafih”, “mütefekkir”, “istimal” ve benzeri eski kelimeler metnin tarihî havasını artırırken okuma hızını düşürüyor. Bu tercih bütünüyle kusur sayılamaz. Yine de zaten süslü ve dolambaçlı olan metni biraz daha hantallaştırdığı söylenebilir.
Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları‘nı bağımlılıktan kurtulmaya dair sürükleyici bir hikâye arayanlara öneremem. Kitap, açık bir olay örgüsünden çok zihinsel dolaşmalar, anılar, rüyalar ve estetik gösteriler üzerine kurulu. Romantik edebiyata, otobiyografik anlatılara, psikoloji tarihine ve rüyaların edebiyattaki yerine ilgi duyanlar için önemli bir metindir. De Quincey bağımlılığın yalnız bedeni değil, insanın kendisi hakkında anlattığı hikâyeyi de ele geçirebildiğini sezdiriyor. Kitabın kalıcı değeri, afyonun etkilerini doğru biçimde sınıflandırmasında değil, haz ile acı, kibir ile utanç, hafıza ile kendini kandırma arasındaki geçişleri güçlü bir edebî sese dönüştürmesinde yatıyor.
Murat BEYAZYÜZ
- Thomas De Quincey, Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları, çev. Batu Boran, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2013, 148 sayfa.

Pingback: Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları: Afyonun Hazzı, Hafızanın Eziyeti