Tuğu Kaldırmış Ordular-II: Büyük Taarruz Hazırlıkları

Taarruz kararını
4 Ağustos’ta Hükûmete bildiren
   Gazi ve Müşir Başkumandan’ın ardından
Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa da
  6 Ağustos’ta 1. ve 2. Orduya 
    taarruza hazırlık emri verdi.
Genelkurmay Başkanı
Fevzi Paşa,
13 Ağustos’ta
  Ankara’dan
  cepheye hareket etti.
14 Ağustos’ta da
verilen gizli emre istinâden
   Batı Cephesindeki kolordular
     taarruz görev yerlerinde
       tertiplenmek üzere intikâle başladı
        ve böylece
         yüz bin asker
           Afyon’un güneyinde toplandı.

Afyon güneyindeki
dağlık ve sarp araziden
yapılması öngörülen harekât
  baskın tarzında
   taarruzî bir harekât olacağından
    gizliliğe riâyet edilmesi
     pek mühimdi.
Bu itibarla
İstanbul gazetelerine
ve yabancı haber ajanslarına,
  mütemâdiyen,
   ordunun taarruza
    henüz hazır olmadığı
      söylentisi yayılıyordu.

Büyük Taarruz
Harekât Planını
mükemmel bir dikkat
  ve titizlikle hazırlayan
   Gazi ve Müşir Başkumandan
    Batı Cephesindeki
     TBMM Ordularının
      son taarruzuna
       bizzat komuta etmek üzere
        Batı Cephesi Karargâhına
         gitmek üzere
         Ankara’dan ayrılmadan önce
Ağustos’un onaltısında
Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin kurucusu
Recep Zühtü Bey’i çağırarak
    gazetede şunları yazmasını ister:
   “Gazi Hazretleri
      20 Ağustos’ta
      Çankaya’da
       bir çay ziyafeti verecek
        ve toplantıda
         hükûmet erkânı da
           bulunacaktır.”

Recep Zühtü Bey’in,
 “Paşam,
beni de maiyetinize
  almayacak mısınız?”
   sorusuna,
Gazi Paşa
 gülümseyerek şu cevabı veriyordu:
“Senin burada vazifen var…
    Verilmemiş bir çay ziyafetinde bulunacaksın,
     bir araya gelmemiş insanlardan,
     konuşulmamış konulardan
     bahsedeceksin
      ve bu hayalî toplantıya
      Ankara’yı inandıracaksın.
        Az iş mi bu?
        Sonra
         gazetede hazırlıklarınız tam olsun.
           İlâveler ve tebliğler
          neşretmek gerekecek…”

Gazi Paşa’nın
bu sözleriyle,
cepheye hareketinin
  kesinlikle gizli tutulmasını
   istediğini belirtiyordu.
Gazi Paşa’nın
Recep Zühtü Bey’e  direktifi
ertesi gün yerine getirilir de.

Gazi Paşa
hayalî çay ziyafeti konusunda
Rus Büyükelçisi Aralof
  ve Azerbeycan Büyükelçisi Abilof’u
   çağırarak gizlice görüşür.
    Onlara hayalî çay ziyafetine katılmalarını
     ve kendisi de bu hayalî çay ziyafetindeymiş
      Ankara kulislerinde anlatmalarını istedi.
        Onlar da kabul ettiler.

Gazi Paşa,
Çankaya Köşkü’nün önünde
hizmetindeki
  Yâveri Yüzbaşı Cevat Abbas Bey
   ve Yarbay Fuat Bey ile görüşüp
    oradaki kayanın yanına gelerek
     birer kahve içtiler.
      Onlar
       cepheye gelemedikleri için
        çok üzgün görünüyorlardı.
Gazi Paşa,
onlara, kendisinin
Ankara’da olmadığını gizleyerek
  kendisine
   iki gün kazandırmanın
    en önemli vatan görevi
      olduğunu anlattı.

Gazi Paşa’nın
Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin kurucusu 
Recep Zühtü Bey’e
  verdiği direktife uygun olarak
   Gazi Paşa’nın
Ağustos’un onyedisinde,
cepheye gideceği gecenin
  gündüzünde
   Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde
Gazi Paşa himâyelerinde
20 Ağustos’ta Çankaya’da
   bir çay partisi verileceği
     haberi yer aldı.

Gazi Paşa o gün,
annesine,
  elini öpüp vedalaşırken
   bir çay ziyafetine gittiğini
     söylemişti.

Zübeyde Ana
onun üniformasına
   ve çizmelerine
     bir nazar eyledikten sonra:
       “Bu, çay ziyafeti değil” dedi.
Gazi Paşa
onu yatıştırarak yanından ayrıldı.
Zübeyde Ana daha sonra
bölge komutanına telefon ederek
  Gazi Paşa’nın
    nerede olduğunu sorduysa da
      “çay ziyafetinde”
          diye cevap aldı.
Zübeyde Ana
bu cevaptan tatmin olmadı ve
   “Hayır. Biliyorum, savaşa gitti.”
      dedi.
Sonraki günlerde
oğluna bir mektup yazdı:
“Oğlum!
Seni bekledim,
  gelmedin.
Çaya gittiğini söylemiştin bana.
Ama cepheye gittiğini biliyorum.
Senin için dua ettiğimi bilmeni isterim.
  Savaşı kazanmadan geri gelme.”

17-18 Ağustos gecesi
Gazi ve Müşir Başkumandan,
gizlice
Şereflikoçhisar üzerinden
  Konya’ya hareket etti,
   20 Ağustos’ta da
    Batı Cephesi karargâhının bulunduğu
     Akşehir’e geçti.

İç ve dış mihrakları
yanıltmak için
20 Ağustos’ta
  Hâkimiyet-i Milliye gazetesi
   Meclis Başkanının ev sahipliğinde 
    Çankaya Köşkü’nde
     bir çay ziyafeti verileceğini yazmıştı.
O’nun Ankara’dan ayrılacağını bilenler
  Ankara’da imiş gibi davranıyorlardı.

Oysa Başkumandan
20 Ağustos’ta
  müşir üniformasıyla
   Batı Cephesinin karargâhı
    Akşehir’deydi.

20 Ağustos Pazar akşamı.
Batı Cephesinin karargâhı Akşehir’de
   riyâsetinde gerçekleşen
     Yüksek Komuta Heyetinin toplantısında
26 Ağustos sabahı
Afyon güneybatısından
baskın tarzında başlatılacak
  katî sonuçlu
   büyük ve umûmî taarruz için
    Gazi ve Müşir Başkumandan
       tarihî emrini verdi.

23 Ağustos Çarşamba.
1. Ordu Komutanı Nureddin Paşa
  ve diğer komutanlar
   Afyon’un tam güneyinde
     yer alan Şuhut’a geldiler

24 Ağustos Perşembe.
Başkumandanlık,
Genelkurmay Başkanlığı
   ve Batı Cephesi Komutanlığı karargâhları
    Afyon güneyindeki Şuhut’a taşındı.
Şuhut’a gelen
Gazi ve Müşir Başkumandan
   ile husûsî karargâhını oluşturan
    Başyaver Salih,
     İkinci yâver
      Üsteğmen Muzaffer Efendi,
       Refakat Subayı 
        Siirtli Yüzbaşı Mahmut Efendi
         ve Emir Çavuşu Ali,
Büyük Taarruz Karargâhı
ve aynı zamanda
  geçici karargâh olarak kullanılan
     Hacı Veli Konağına yerleştiler.

Hacı Veli Konağı,
24-25 Ağustos
Perşembe ve Cuma günleri
  Başkumandanlık,
   Genelkurmay Başkanlığı,
     Batı Cephesi Komutanlığı
       ve 1’nci Ordu Komutanlığı’nın
        müşterek karargâh binası
         olarak kullanılmıştı.

Gazi ve Müşir Başkumandan,
Büyük Taarruz’un
son hazırlık çalışmalarını
  burada yapmış ve
   “Anadolu ile dış dünya arasındaki
     bütün haberleşmenin kesilmesi”
      emrini de 
         bu konakta vermiştir. 

25-26 Ağustos gecesi
birlikler
derin bir sessizlik içinde
   cepheye yaklaştırıldı.

25 Ağustos Cuma.
Afyon güneybatısından başlatılacak
   ve baskın tarzında icrâ edilecek
Büyük Taarruz’un
    bekâsı ve başarısı için
Gazi ve Müşir Başkumandan’ın
emri mucibince,
  Anadolu Ajansı ve postânelerin
    dış dünya ile bağlantısı kesildi,
      sınırlar kapatıldı
ve Anadolu
adetâ
bir ölüm sessizliğine büründü.

Gazi ve Müşir Başkumandan’ın
bizzat sevk ve idare edeceği
Büyük Taarruz için
  Batı Cephesindeki
   kutlu ordular
    kuzey batıya bakan bir hilâl şeklinde
     kuzeyden güneye
      şu şekilde tertiplenmişti:
Bilecik bölgesi kuzeyinde
Albay Halit (Karsıalan) Bey komutasında
   Kocaeli Grubu,  
    Eskişehir – Afyon hattı doğusunda
     Yakup Şevki Paşa komutasında 2. Odu
      Afyon güneyi ve doğusunda
       Nurettin Paşa komutasında 1. Ordu ile
        Afyon güneybatısında cephe ihtiyatı olarak
          Fahrettin Paşa komutasında
Süvari Kolordusu.

Yunan Küçük Asya Ordusu ise
genel olarak
 karargâhı İzmir’de olan
  General Yeoryos Hacıanesti’nin emrinde,
   üç kolordu ve bir süvari tümeni
     ile ordu bağlısı birliklerden ibaretti.

Buna göre
Bilecik Grubu
bir piyade tümeni
  ve bir müstakil alay ile
   kuzeyden güneye
    Bursa-Bilecik bölgesini
     savunma mevziindeydi.

General Petros Sumilas komutasında
3. Kolordu
emrindeki üç tümen ile
Eskişehir’in
  kuzey, doğu ve güneydoğusunda
   savunma mevziinde,
    bir alayı ile de
     ihtiyatta bulunuyordu

General Kimon Diyenis komutasındaki
2. Kolordu
üç tümeni ile Afyon kuzeybatısında
  ordu ihtiyatı olarak bulunuyordu.

General Nikolas Trikupis komutasındaki
1. Kolordu
  iki tümeniyle Afyon kuzeyinde,
   iki tümeniyle Afyon batısında
    savunma mevziindeydi.

Yunan ordusunun
bunlardan başka,
bir piyade tümeni savunma mevziinde,
  bir süvari tümeni ihtiyatta olmak üzere,
   Uşak bölgesinde iki tümeni daha vardı.
Açıklanan bu duruma göre
Türk ve Yunan kuvvetleri
  asıl unsurlarıyla
   Eskişehir-Afyon arasındaki
    cephede tertiplenmişti.

Batı Cephesi Kumandanı
İsmet Paşa
 Ağustos Cuma günü
   saat 12.00’de
ve 2. Ordu ile
     Kocaeli Grubu’na
       taarruz zamanı ve
        esaslarını ihtivâ eden
          genel taarruz emrini yolladı.
Bu emre göre
ertesi sabah saat 04.30’da
Afyon güneyinden
  Türk taarruzu başlayacaktı.

Cephedeki bazı emâreler
tecrübeli Yunan Cephe Komutanı
  ve 1. Kolordu Komutanı
   General Trikupis’i
     iyice endişelendirdi.
Tedbîren
tümenleri alarma geçirdi,
  ihtiyat görevindeki
2.Kolordu’dan
takviye olarak
Tümen’i istedi.
Kolordu kurmayları
Türklerin,
  Afyon önünde en fazla
   altı tümen toplayabileceğini
    hesap etmiş, 
bu kadarlık bir kuvvetin de
Afyon Yunan Müstahkem Mevkii için
bir tehlike oluşturmayacağını düşünmüştü.
Lâkin,
Afyon güneyinde
bunun iki katı cesâmetinde
  Türk kuvveti toplanmış
ve ertesi sabah da
taarruz etmek üzere
tertiplenmişlerdi.
Trikopis,
bu durumu bilmediği için
Afyon orduevinde
  iştahla yemek yedi,
    keyifle şarap içti.

Gün batarken.
tuğu kaldırmış
Ordunun kutlu askerleri de
Afyon güneyinde
taarruz hattının
  az berisindeydiler.
Sesi güzel askerler
iri kayaların,
  topların ya da
   mühimmât sandıklarının
    üzerine çıkarak
      ezan okudular.
Cephe boyunca
tabur tabur
akşam namazı kılındı,
  zafer için
    dua edildi,
    sessizce
      sıcak yemek yenildi.

Kolordu birliklerini dolaşan
asker kaputlu
  ve beyaz başörtülü
   “Gül Ana” diye bilinen
     kutlu bir hatun da
kutlu savaşçıların
kulağına küpe olacak
şu sözleri söyledi:
“… Hiç yakınmadan
silahınıza cephâne,
  size ekmek taşıdık,
   siperlerinizi kazdık.
Severek yaranızı yıkadık,
kırığınızı sardık.
Ateş altında suyunuzu yetiştirdik,
yolunuza adeta saçımızı serdik.
Gün bugündür.
Şimdi bunca kadının hakkını,
erkek olmanızın da
bedelini ödeme vaktidir.
Eğer bu sefer
kardeşlerinizi kurtarmadan dönerseniz,
bilin ki
  ananız da,
   bacınız da,
    yavuklunuz da
      hakkını helâl etmeyecektir…”

Tümen’de bir nefer,
  onbaşısına fısıldayarak sordu:
   “Alay, sabahleyin sancak açacak mı?”
Bu suale

onbaşıdan ve diğerlerinden
 “Öyleymiş ellaham.”
“Açarsa, askere rüzgâr bile yetişemez.”

    “Herhâlde.”
şeklinde cevaplar aldı.

Büyük Taarruz’da
sağ kolunu kaybeden
şanlı gazimiz Mehmet Ali Soy anlatır:
“Sancağımızın önünden bir kurt geçti.
Dedik

  ‘Zafer bizim inşallah, zafer bizim!’
Böyle diye bağırdı cümle asker.
Bölük komutanları hepimizi topladı.
Nasihâtte bulundular cümlemize.
‘Bu gece harbe gireceğiz,
birbirinizle helâlleşin,
alacağınız, vereceğiniz varsa helalleşin’

    dediler…
Bunun üzerine biz de

‘hadi bakalım, helâl ettik’
  dedik ve mevzilerimize yürüdük.”
Askerler
köyden gelmiş mektup,
cıgara tabakası,
  yavuklu yâdigârı çevre,
   işlemeli çorap
gibi değerli eşyalarını
bölük emanetine teslim ettiler,
ardından da
birbirleriyle helâlleştiler.
Dargınlar da barıştı.
“Toplan” ikazı verilince
teçhizâtlarını kuşanıp
ve pusatlarını alıp
  düzene girdiler.
Hareket hâlindeyken de
tedbiren
ses çıkaracak ne varsa
   alayını sıkıca bağladılar.
Takımlar,
bölükler,
taburlar,
  alaylar,
   bataryalar,
    cephâne ve yiyecek kolları,
     sıhhiyeciler,
      muhabereciler
       ve istihkamcıların cümlesi,
gündüzden yolları öğrenmiş
kılavuzların rehberliğinde,
taarruza hazırlık yerlerine doğru
  büyük bir sessizlik ve dikkatle
   yürümeye başladılar.
Gizlilik çok önemliydi.
Bu nedenle
 yürüyüş öncesinde
  huysuz atların ağzı bağlanmış,
   topların demir tekerleklerine
    ve atların ayaklarına
     ses çıkarmaması için
      bez bağlanmış
       mataraların kapağı da
         kontrol edilerek sıkıca kapatılmıştı.

Kısa bir yürüyüş yapılacaktı.
Gökyüzündeki
üç günlük hilâl de
adeta ince kollarıyla
  bir yıldızı kucaklamıştı.
Yaşlılar
bu latif durumu
  hayra
    ve zafere yordular…
Kutlu savaşçılar
Kocatepe’de
ve diğer taarruz yerlerinde
  savaş düzeni almak üzere
   ağır ağır hareket ettiler.

Paşalar ve karargâhlarının
savaş kademeleri,
halkın
“Hızır yoldaşınız,
  kılıcınız da keskin olsun.
   Allah’a emanet olun!”
duaları arasında
Şuhut’tan ayrılıp
Kocatepe’nin eteğindeki
  Çadırlı Ordugâha taşındılar.
25 Ağustos Cuma günü
Başkumandanlık,
Genelkurmay
   ve Batı Cephesi karargâhları,
Ordu’nun karargâhının bulunduğu Şuhut’tan
Kocatepe’nin güney batısındaki 
Çadırlı Ordugâh’a nakledildi.
Ordu komuta yeri de
Çakırözü deresinin
   hemen yanına kuruldu.
    Burada sadece
     telgraf ve telsiz sesleri ile
      su değirmeninin
        hafif gıcırtısı duyuluyordu.

Kutlu savaşçılar
emredilen yerlerde tertiplendiler.
Hatta bazı yerlerde
düşman siperlerine
  dört yüz metre kadar yaklaştılar,
   ve taarruz emrini
     beklemeye koyuldular…

Bu esnada
Türk Yunan kuvvetlerine
  göz atılacak olunursa…
TBMM Orduları
8.659 subay,
199.283 er,
  100.352 tüfek,
   2.025 hafif makineli tüfek,
    323 top,
     5.282 kılıç,
      10 uçak,
       198 kamyon
        ve
         35 otomobilden
          ibaret iken
Yunan Kuvvetleri de
6.565 subay,
218.432 er,
  90.000 tüfek,
   3.139 hafif makineli tüfek,
    1.280 ağır makineli tüfek,
     418 top,
     1.280 kılıç,
      50 uçak,
       4.036 kamyon
        ve
         1.770 otomobilden
           ibaretti.

(Devam edecek)

İrfan PAKSOY
Emekli Hava Kurmay Albay, tarih doktoru, yazar ve akademisyen (Ankara Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi).

© 2022. Bu çalışmanın içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir