Üzerine Ölü Toprağı Serpilemeyecek Karakterlerin Yaratıcısı Olarak Ayşe Turkay Yiğit  

Ayşe Turkay Yiğit’in 2024 yılında Klaros Yayınları’nca  yayımlanan Üst Akıl Aşırı Genel Müdürlüğü’nde Olağan Şeyler başlıklı ilk kitabını öylesine okumadığı için katalizör anti karakter rolünü üstlenen Müzeyyen’le tanışan ve saniyesinde onunla hâllihamur olan ama bu arada diğer karakterleri de, Müzeyyen’in böyle bir tavrı onaylamayacağını bildiği için ötekileştirmeyen okur, Lando Yayınları’ndan 2026 yılında çıkan Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz? adlı ikinci kitabın ilk sayfasından itibaren Müzeyyen’in nefesini hissettiğinde ve sesini duyduğunda şaşırmayacaktır çünkü, ete kemiğe büründürücüsünün onu, adıyla olmasa da, ona üstlendirdiği rolle sıklıkla çağrıştırdığının bilincindedir.

Kadın karakter olmakla birlikte hemcinslerini kayırmayı aklının ucuna bile getirmeyen, ilhamını ve esinini ironi ve parodiden alan Müzeyyen’in, katalizör anti karakterliğini her karakterde uç verdirdiği Merhumeyi Nasıl Bilirsiniz?’in karakterlerinden önce türünün Roman olarak tanıtılmasında ve bölümlere ayrılmasında da Müzeyyen’in katkısının büyük olduğu vurgulanmalı çünkü Yiğit’in okuruyla buluşturduğu metinler toplamı Romanın sınırlarını, ilk kitabındaki  gibi ihlal ediyor. Buradaki ihlalin şer değil, hayır doğurmak gibi bir görevi var.

İroni ve parodiyi, Aden adlı, anti katalizörlüğü Müzeyyen’den mülhem ana karakterin ölümünden söz edip, kitabın sonuna doğru aslında ölmediğini vurgulamasında da hissettiren kitabın, ilk sayfasından itibaren Oğuz Atay’la, Canım Oğuz’cuğum vurgusu ve Sevinmeyin, daha ölmedim. cümlesi ve Disconnectus Erectus’uyla buluşmak da sözü edilen okuru doğal olarak şaşırtmayacak çünkü okur, böyle bir atmosfer hazırlayan Yiğit’in Atay’ı ihmal etmeyeceğine de vâkıf.

Atay’a, Amca değil de  Dayı dediği Marks’ın ve onun  öncesinde, pekmeziyle meşhur Zile’de bulabileceğini düşündüğü Sezar’ın ardından ulaşan Aden’in dâhil olduğu protestolarda da ironi ve parodi ve hatta kitapta adı anılmayan Mihail Bahtin’in vurguladığı anlamda Karnaval var ve Aden bünyesinde Karnavalı barındırmayan protestoya, Müzeyyen’in de aynı hatta ilerlediğini unutmadığı için gönül düşürmüyor.

Yiğit’in, bir körfezi, katalizörlüğünden şikâyetçi olmayan ana karakterinde buluşturmasında da ironi ve parodi aranmalı çünkü hem, körfez, deniz suyunun karaya doğru giderek oluşturduğu bir su çıkıntısı olarak tanımlanır, Aden de okyanusluk oynayarak cem’i cümleyi kendisine körfezin doğası gereği çıkıntılığa başvurarak çekmek için çaba sarf eder, hem de Aden Körfezi de oryantalist kodlarla çözülemeyecek çıkıntılıktan nasiplenmek isteyenlerin toplanma merkezidir.

Aden’in, babasına Pentagon, annesine El Şaddadi, ikiz kardeşine Yemen, arkadaşına Kahire, kocasına Panama, çocuğuna Pasinler Ovası, Yemen’in kocasına Cebelitarık, otostopçu gence Kudüs, protestocu bir Arkadaş  hatta Yoldaşa Süveyş, komşunun altı yaşındaki oğluna Liberland adlarının yakıştırılmasını katalize eden de  doğal olarak ironi ve parodi. Yiğit, özellikle ironi ve parodiden bu aşamada coğrafi literatürle pes perdeden hesaplaşmamak için besleniyor. Okur, bilinç kaybı yaşamadığı için, pes perdeyi yeğlememenin Müzeyen’in dairesinden çıkmakla aynı anlama geleceğini düşünmeyecek çünkü Müzeyyen, ironi ve parodiyi pes perdede de aradığı için katalizör anti karakter olarak ilk kitaptaki yerini almıştır.

Yiğit’in, Atay’ı, Julio Cortázar’la aynı kitapta bir araya getirmesini de bilinçli okuru garipsemeyecektir çünkü ironi ve parodi ancak, sözü edilen iki isimle yerini sağlamlaştırabilir.

Güney Dal’ın Kılları Yolunmuş Maymun’unun, Cortázar’ın Seksek’inin gerisinde kalmasına hayıflanan Yiğit’in kitabında, nitelik düzeyi yüksek ilk sinema filmi Sonbahar’dan sonra izleyicisini ikiye bölen Özcan Alper de özellikle Sonbahar’la, Müzeyyen ve onun ete kemiğe büründürücüsü Yiğit’in algıladıkları ironi ve parodiyi özümsediği için eğreti durmuyor. Cem Yiğit Üzümoğlu’nun  da, ironi ve parodiden uzak durmayan,  hakiki ve samimi protestoculuğuyla Aden kadar Müzeyyen’in de hem beynini, hem de kalbini fethettiği için kitabı zenginleştirdiği söylenebilir.

Rujum Olmadan Asla diyerek, İran özelinde Yakın Doğululaştırılmış coğrafyaya, Amerika Birleşik Devletleri hesabına çalışmak için İran’a gittiği ve Kızım Olmadan Asla’yı, ajanlık faaliyetine methiye dizmek ve dizdirmek için kaleme aldığı bilinen Betty Mahmody’ye yine ironi ve parodinin refakatinde yüklenen Yiğit’in, Alper’i dillendirerek Martin Scorsese ve Andrey Tarkovski’ye, Nuri Bilge Ceylan ile Bennu Yıldrımlar arasındaki çekim diyaloğunu ıskalamadan gönderdiği sosyopolitik selam da ironi ve parodi bezeli.

Alfred Hitchcock  ve özellikle Yurttaş Kane’iyle Orson Welles’in de buyur edildiği, kitabın, Merhaba Poğaçacı! seslenişi, eserlerinden daha fazla meşhur olmuş Orhan Pamuk, öncesinde; Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Lev Nikolayeviç Tolstoy, Anton Pavloviç Çehov aracılığıyla yazarlığı ve dolayısıyla okurluğu sorgulaması, Yiğit’in çalışmalarını odağına alan okuru başka sürprizler için beklemeye ister istemez yönlendiriyor.

Popüler hatta popülist dille arasına duvar yerleştirmeden ilerleyen Yiğit’in, bu kitabında da popüler hatta popülist simaların turlaması okurunu artık derin düşüncelere daldırmıyor çünkü okuru onun sözü edilen dili araç olarak kullandığı için tuzağa düşmediğini gözlemliyor.

Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz?’i, katalizör anti karakter Müzeyyen’in kardeşlerini çoğaltmak için gün yüzüne çıkardığı anlaşılan Ayşe Turkay Yiğit’in Merhumesi dipdiri ve capcanlı. Okur da onun izini takip ederek, canlı cenaze gibi yaşamasına neden olan gereksiz ayrıntılarla bağını koparacak ve hayata kaldığı yerden, elbette ironi ve parodiyle canciğer kuzu sarması olmayı unutmadan sımsıkı tutunmaya devam edecek.

Mehmet Akif ERTAŞ

2 Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir