Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Malihulya ile başladı sanırım. Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, şahit olduğum olaylar ve dinlediklerim bir türlü geçip gitmezdi, içimde döner, çevrilir ve hayallerimle yeniden yoğrulurdu. Sonra yazarak anlamaya çalışma dönemi başladı. Hayal dünyasının gerçeklerden daha güçlü yanını keşfettim küçük yaşta. İnsan sadece mevcut gerçeklikler içinde dönüp dursaydı, bir fersah ileri gidemezdik ve kötülüklerden kurtuluş ümidi de olmazdı. Varoluş çok geniş bir alanda gerçekleşir ve buna umutlarımız, hayallerimiz, arzularımız hatta ütopyalarımız da dahil. Yazarın işi de budur zaten, kendini ve okuru başka açılardan bakmaya ikna edecek, hiç beklenmedik bir şekilde umudu yeşertecek bir kurguyla çıkagelmek.
Yazar herkesin içinde yüzdüğü alelade kalabalıkların, rutine binmiş hayatların içindeki olağanüstülükleri görüp açığa çıkarmayı başarırsa ne âlâ. Çoğu zaman yakınlarından şunu duyarsın, aynı yerde birlikteydik, aynı kişilerle oturduk ama hiç fark etmediğim şeyleri anlatmışsın. Buna edebiyatçı gözü demek mümkün, zihin hiçbir şeyi sıradan ve alelade algılamıyor, tersine yaşamın her anı acayip, her anı mucize.
Yazarken gerçeklik diye önümüze konan ne varsa, kurguya bulayarak bozmak, karton gibi buruşturmak, ışıltılı ana yollardan çıkıp, ıssız keçi yollarına sapmak, sakince duyguların düşüncelerin doğal akışına katılmak istedim. Ancak o zaman bilinmeyenin taşlı çiçekli patikası berraklaşıyor. Issız yollarda ilerleyince çalıların köstebeklerin arasından, susturulmuşların, sözü kesilmişlerin el değmemiş haklılık payı yükseliyor. Öte yandan birbirimizden öğrenerek her ne kadar dünyevi hedeflere odaklansak da, her insanın kalbinin kuytusunda, kişisel çıkarlardan daha fazlasına dair insanî bir yükseliş saklı. Bunun da izini sürerim daima.
Ne yazmak istediğimi bilsem de nasıl anlatacağımı bilemem genelde. Her hikâyede aynı kaygı ve tekinsizlik. Masaya oturunca nasıl yazacağımı bilsem yazar değil yazıcı olurdum belki. Kırmızı başlıklı hikâyeyi yazarken bilmiyordum ki, hoşgörü, bir de bakmışsın eşitsizliğin kibrin şahikasını anlatan bir kavrama dönüşüvermiş. Böyle yollardan çok geçiyorum. Bu yüzden Çiçekli Bir Boşluk kitabımdaki ‘işlenmemiş bomboş alan hakkı’ fikri hikâyelerime iyi geldi.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru ne olabilir?
Gün doğunca yıldızlar nereye gider mesela? Işık aydınlatır mı görünmez mi kılar? Cüz’i iradenin sınırlarıyla karşılaşmak görece mi? Aslan konuşsa ne derdi? Üç boyutlu yaşamın beşinci boyutunda neler oluyor? Sayısız soru var elbette yazarken. Fakat en çok izlediğim soru belki de şöyle bir şeydir; bu yol nereye çıkar?
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Yıldız RAMAZANOĞLU
- Ankara doğumlu.
- Ankara Lisesi ve Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdi.
- Öğrencilik yıllarından itibaren süreli yayınlarda deneme ve hikâyeler yazdı.
- Sivil toplum örgütlerinde çalıştı.
- Sekizi hikâye olmak üzere yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Son Yorumlar