Akademyada Aydın Bir Yüz: Hasan Aydın…

Toplumsal hayatın her alanına kalitesizlik, basitlik, aleladelik, cıvıklık, ciddiyetsizlik… sirayet etmiş durumda. Bir yandan sinirlerin son derece gerildiği bir yandan vıcık vıcık ilişkilerin içinde yüzüldüğü bir cemiyet hayatı… Ne eğlencenin ne ciddiyetin ne cahilliğin ne okumuşluğun ne bilginin ne bilgisizliğin bir manasının kalmadığı zamanlar… İyiyle kötü, doğruyla yanlış, dostla düşman, kederle sevinç, mutlulukla üzüntü koyu bir sisin içinde birbirine geçmiş durumda. Ne hüznümüz hüzün ne mutluluğumuz mutluluk ne yaşayanlarımız yaşayan ne ölenlerimiz ölü…

Topluma sirayet eden kalitesizliğin ya da daha artistik bir terimle dekadansın en fazla hissedileceği alanlardan biri de akademik hayat dersek yanılmış olmayız sanırım. Lise seviyesinde bile olmayan üniversiteler, apartmandan bozma binalar, mantar gibi her yerde biten fakülteler… Domates, peynir gibi diploma satan vakıf üniversiteleri… Tezli yüksek lisans, tezsiz yüksek lisan, fahri doktor, okutman, sözleşmeli öğretim görevlisi… Kafanızı ne yana çevirseniz bir akademik unvana sahip biriyle göz göze geliyorsunuz. Kitabı bırakın bir makale bile yazmadan akademisyen olanlar… Öğrencilerine tehditle, sınavla korkutarak kitabını satanlar… Neler neler… Ben üniversite ortamını ve akademisyenleri özgür, entelektüel seviyesi yüksek, okuyan yazan, gündemi takip eden kaliteli, nitelikli, diğer kurumlarda çalışanlara nazaran bağımsız insanlar sanırdım. Ne zamanki kıymetli bir hocam: “Kardeşim ne özgürlüğü, özgünlüğü, ne düşüncesi. Sonuçta üniversite hocaları birer memur. Hocalık da bir memuriyet…” deyince anladım.

Ben her zaman yazılarıma var olan durumun fotoğrafını çekerek başlarım. Genel durumu ortaya koymaya çalışırım. Ve genelde yazılarımın girişleri karamsar olur. Ama sabredip de okumaya devam edenler güzel şeyler de okurlar. Hâlâ toplumda güzelliklerin olduğunu görürler. İstisnaların varlığına şahit olurlar. Akademi dünyamızın geneline bakınca ne yazık ki yukarıda anlatmaya çalıştığımız bir perspektif söz konusu. Bu genel perspektifin içinden çok güzel adamlar seçilebiliyor. Parmakla gösterilecek kadar az olmalarına rağmen koca üniversitelerin yapması gerekenleri -mış gibi değil, gerçekten akademyanın tanımı içinde- tek başına omuzlayan yiğit insanlar da var. Hem birikim olarak hem ahlak olarak hem duruş olarak insanlığın ufkunu açan akademisyenler… Düşünmeyi ve düşündüklerini aktarmayı öğrenmiş bilge tavırlılar. Alanındaki teorik bilgiye hâkim ve disiplenlerarası kavram haritası sağlam kişiler. Birilerinin, camiaların, cemaatlerin, istihbarat birimlerinin atına binmeden, yelkenini yabancı rüzgârlarla şişirmeden yalınkat düşünce meydanına giren ve ölesiye çarpışan yiğitler… Herkese akademik unvanlar ulufe gibi dağıtılırken hakettikleri unvanları çok sonraları alan yada hiç alamayan eğitim erleri. 

Prof. Dr. Hasan Aydın soyadında da var olan gerçek aydınlardan. Akademyanın yüzaklarından… Onu izlerken, dinlerken insanoğlunun düşünceye dair ortaya koyduğu mantaliteyi özümsediğini ve bunu izleyeni, dinleyeni sıkmadan anlatabildiğini görüyoruz. Ele aldığı dinî, felsefî konulara dışardan bakmıyor. Felsefi ve teolojik artistlik peşinde değil. Hele tribünlere hiç oynamıyor. Bu coğrafyadaki insanların yüzlerce yıllık kafa karışıklığına, kavramsal gelgitlerine, sosyo/kültürel hercümerçlerine kafa yoruyor. Kavramları kendi kavramsal çerçevesi içinde değerlendirme peşinde. Kafası karışık bir toplumuz malum. Aynı zamanda ezberlerimizin bozulmasından çok korkarız. Düşünmek, gelişmek, değişmek, dönüşmek bizlere uzak kavramlar. Yerinde saymak yada bildiklerimizin üzerine yeni şeyler koymak zor gelir. İçimizde sesi en çok çıkanlar aslında en cahiller. En çok konuşanlar hiçbir şey yapmayanlar çoklukla. 

Aydın 1971 Ordu/Ünye doğumlu. İlk/Orta öğrenimini Ünye’de, yüksek öğrenimini Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamlıyor. Temel İslam Bilimleri uzmanlık alanı. Doktora yaparken Gazali çalışmış. Şu an OMÜ’de profesör olarak çalışmaya devam ediyor. Üniversite görevinden önce üç yılda çeşitli okullarda öğretmenlik yapmış. İslam Kültüründe Felsefenin Krizi, İlkçağ Felsefesi, Felsefî Antropoloji, İlkçağ/Ortaçağ Felsefesi, 20. Yüzyılda Felsefe, Tarih Felsefesi… verdiği derslerden. Verdiği derslerden de anlaşılacağı üzere Felsefe Tarihi, İslam Felsefesi, İslam Teolojisi (Kelâm) ve Eğitim Felsefesi  çalışma alanlarından. Hoca ilahiyat ve felsefe alanında teorik çalışmaların içinde boğulmuş değil. Gündeme dair birbirinden çarpıcı makaleler yazıyor, Konferanslara katılıyor, youtube kanalında gündeme dair videolar yayınlıyor. Teoloji ve felsefe üzerine yazmasına rağmen aydınlatıcı, anlaşılır bir üslupla meseleleri ele alıyor. Okuru sıkmıyor… Ülkenin kof, boş, insanı geliştirmeyen gündeminden ve ekranları işgal eden holiganlardan kurtulmak özellikle izlenilmesi gerekir. Youtubedeki videolarının içeriği derli toplu, her izlendiğinde izleyiciye yeni şeyler katan katan bir formata sahip. Memlekette kangren haline gelmiş eğitimle ilgili düşünceleri sahici,  rasyonel… Herhangi bir ideolojik pencereden bakmadan, gaza gelmeden, teoriye batmadan sorunları teşhis ediyor. Pansuman tedbirlere prim vermeden çözüm üzerine düşünüyor.

Hasan Hoca’da dikkat çeken yönlerden biri de anlattıklarını yalın, anlaşılabilir bir Türkçe ile anlatması. Metinlerine ya da konuşmalarına ağır, ağdalı kelime ve kavramlar katmıyor. Derin görünmek için imaj çizmiyor. Müritleri yok… Hoca sosyal medya hesabında şu gönderiyi paylaşarak söylediğimiz şeyi somutlaştırıyor.

“İki arkadaş sohbet ediyorlarmış.

Biri demiş ki:

– “X hoca, çok büyük bir bilge.”

Diğeri sormuş:

– “Ne söylüyor?”

– “Çok şey söylüyor ama anlamıyorum, anlasam büyük bilge olamaz” demiş. 

Öbürü:

– “Hımm anlaşılır konuşan küçük bilgeleri sevmekte haklıyım galiba. Onlar çok şey söylemezler, sadece, kendimiz olmamızı ve aklımızı kullanmamızı tavsiye ederler.” demiş.

Şu paylaşımı da dikkat çekici: “Politikada kim hangi değeri kullanıyorsa en çok ona ihanet ediyor. Milliyeti kullananlar, milliyetçiliğe, dini kullananlar dine, Atatürk’ü kullananlar Atatürk’e, halkçılığı kullananlar halka vb. ihanet ediyor. Bunu anlamak için, politikada, söyleme değil, eyleme bakmak yeterli.” 

İslam Düşünce Geleneğinde Din, Felsefe ve Bilim”, “İslam Düşünce Geleneğinde Bilgi Kuramı (Eleştirel Bir Yaklaşım)”, “Gazzâlî, Felsefesi ve İslam Modernizmine Etkileri”, “Postmodern Çağda İslam ve Bilim”, “Eski Yunan’dan İslam’ın Klasik Çağına: Neden Kavramı ve Nedensellik Sorunu”, “Felsefi Temelleri Işığında Yapılandırmacılık”, “Mitos’tan Logos’a Eski Yunan Felsefesinde Aşk”, “Felsefi Antropolojinin Işığında Hz. Muhammed ve Kur’an”, “İslam Kültüründe Felsefenin Krizi ve Aydınlanma Sorunu”, “Ortaçağ İslam Kültüründe Felsefe: Akımlar, Filozoflar ve Temel Sorunlar”, (Mehmet Dağ ile birlikte), “Orta Çağ’da Sözde Aristotelesçi Yapıtlar ve Salt İyi Ya Da Nedenler Kitabı”, “Eleştirel Aklın Işığında Postmodernizm ve Yansımaları”, “İlkçağdan Orta Çağa Doğa Tasarımları ve Nedensellik”, “Kültürel Sorunlarımız Üzerine Felsefi Sorgulamalar” Aydın’ın kitaplarından. Ayrıca “Eğitimiş”, “Bilim ve Gelecek” dergileri ve dibace.net/yazar/hasan-aydin linkinden yazıları okunabilir.

Muaz ERGÜ 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir