Elif ÜNAL: “Yazdıklarımın Merkezinde İnsan ve İnsan Deneyimi Oldu Hep.”

Ekim 2025’de ilk öykü kitabınız “Siz Kime Bakmıştınız?” yayımlandı. Okuru bol olsun. Okuma yazma serüveniniz nasıl başladı? Kitabınız yayımlanmadan önce öykü adına neler yapıyordunuz? Okuma yazmanın sizdeki anlamı hakkında neler söylersiniz?

Evet teşekkür ederim. Okumaya çocukken babamın kütüphanesindeki kitaplarla, evimize düzenli olarak alınan gazete ve dergilerle başlamıştım. Yazmaya ise üniversite sonrası gazeteci olarak çalışmaya başladığımda. Yazdıklarım haberlerden kurguya kulvar değiştirdi belki. Yine de yazdıklarımın merkezinde insan ve insan deneyimi oldu hep.

Kitaptan önce kendi kendime ve kalemini beğendiğim yazarlarla çalıştığım uzun bir dönem var. Sonra ürettiklerimi seçtiğim dergi ve yarışmalara göndermeye başladım. Bir süre sonra da öykülerimi bir kitapta toplama fırsatı buldum. Bahsettiğim sürecin doğal sonucu, okumak ve yazmak benim için nefes almaktan farksız.

Nasıl ortaya çıktı “Siz Kime Bakmıştınız?”? Kitabınızın yazılma ve yayımlanma sürecinden bahseder misiniz?

Aslında bir kitap çıkartmak niyetiyle çıkmamıştım yola. Öykülerimden birinin ödül alması ve güvendiğim yazar dostların cesaretlendirmesiyle onları bir araya toplamaya karar verdim.

Öykülerimin kitaplaştırılmasında beğendiğim öykücülerden Hakan Sarıpolat başta yazar ve okur dostlarımın katkıları büyük. Sonrası malum, dosyayı yayınevlerine gönderme ve bekleme süreci.

Metinlerarası Kitap’tan gelen olumlu yanıtla öykülerimin toplu olarak okurla buluşması mümkün oldu.

Neden öykü? Var mı özel sebepleri? Kitabınızı ilk elinize aldığınızda neler hissettiniz?

Öyküleri hep sevdim. Gazetecilik yaparken de insan hikâyelerinin peşinden gidiyordum. Kurgu yazmak istediğimi fark ettiğimde kendime en yakın tür olarak öyküyü gördüm. Kitabımı ilk kez bir kitap fuarında Metinlerarası Kitap standında elime aldım.

Biraz heyecan, biraz şaşkınlık, biraz da inanamamaya benzer bir duygu kokteyliydi ilk duyumsadığım. Ama kısa sürdü. Kapağı kaldırıp, ilk öykümle göz göze geldiğimde öykü evrenimin okurla buluşmuş olmasından mutluluk duydum.

Genelde öykü kitaplarının adı kitapta yer alan öykülerden birinin adı olur. Sizin kitabınızda on dört öykü var ve bu öykü adlarından hiçbirini kitabınıza ad olarak vermemişsiniz. Bunun herhangi bir nedeni var mı?

Evet özellikle böyle tercih ettim. Çünkü kitaptaki öykülerin birbirine temas eden farklı meseleleri olduğunu düşünüyorum. Bu yanıyla benim kitabım bir öykü bohçasına benziyor.

Siz Kime Bakmıştınız? sorusunu doğrudan okura yönelterek hangi öykü veya öykülerde kendini veya çevresindekileri gördüğünü sorgulamasını istedim.

Öykülerinizi okurken kendi toplumuna duyarlı, yaşadığı zamanı öykülerine yansıtan bir kalemle karşılaşıyoruz. Bir yönüyle baktığımızda toplumcu gerçekçi bir çizgiyi görüyoruz. Diğer yandan diliniz büyülü gerçekçiliğe de yatkın. Özellikle kitabınızın ilk öyküsü “Yüzünü Yitiren Adem”, “Rakı Kumpası” ve “Takıntı”da bahsettiğimiz anlatımınızı görebiliyoruz. Öykü tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Yukarıda bahsettiğimiz sizinle ilgili tespitlerimiz hakkında neler söylersiniz?

Toplumsal meselelere duyarlı olduğum doğru. Yazmak için rahatsız olmam gerekiyor benim, huzursuz olmam. Bireysel ya da toplumsal bir meseleyle ilgili, o rahatsızlıktan doğan bazen bir ya da birkaç kelime, bazen bir cümle bazen de bir soruyla oturuyorum yazmaya.

Büyülü gerçeklik beni büyülediği için olsa gerek yazarken kimi öykülerimde kalemim kendiliğinden oraya kayıyor sanrım. Galiba okumayı sevdiğim şeyleri yazma eğilimindeyim.

“Yüzünü Yitiren Adem” ilginç bir öykü. İnsanların bozulması yukarıdan aşağıya çok güzel çözümleniyor. Bu öykü çok yönlü olarak okunabilir. Burada ironik bir anlatım da söz konusu. Öykü kahramanımızın otoriteye boyun eğerek bozulması, yüzsüzleşmesi… Kahramanımızın bir bukalemunu var ve adı da İffet. Ve kahramanımızın bukalemunundan utanması. Neler söylersiniz?

Dosyamı okuyan hemen herkesin ve yayınevimin tartışmasız kitaptaki ilk öykü olması gerektiğini söylediği bir öykü Yüzünü Yitiren Adem. Kimliksizleşme, değerlerini yitirme, bağ kuramama gibi şehirli bireyin güncel sıkıntılarını deşen bir öykü.

Bu öykümün çok yönlü okumaya açık olduğunu düşünmenize sevindim. Çünkü bireysel olduğu kadar toplumsal sıkıntıları da deşmeyi hedefliyor.

Genelde bütün öykülerinizin finalleri sürprizlerle dolu. Okuyucuyu ters köşe yapıyorsunuz tabiri caizse. Neden böylesi sürpriz sonlar?

Bilinçli olarak yapmıyorum bunu. Ama ben okurunu farklı yerlere taşıyan öyküleri seviyorum. Şu sıralar revaçta olmayabilir sürpriz sonlu öyküler. Ama hayat da bize sürekli kimi iyi kimi kötü sürprizler hazırlamıyor mu?

Bana öyle geliyor ki her şeyin beklediğimiz gibi gerçekleşmesi hayatta nadiren tezahür ediyor. Yaşamı ilginç kılan da bu.

Özellikle “Çay mı Kahve mi”, “Ya Sıçrarsa” ve “Şekerleme” öykülerinizde koku önemli bir metafor. Koku ne anlam ifade ediyor?

İlk ve son öykülerde hafızayı geri çağırıyor koku. Ya Sıçrarsa da ise kahramanın içinde bulunduğu tehlikenin işaret fişeği. Kokuyla hafıza ilişkisi çok güçlüdür.

Çocukken annenizin pişirdiği bir kurabiyenin kokusunu alırsanız anında çocukluk günlerinize dönersiniz. Rahatsız edici kokular ise bazı durumlarda içinde bulunduğumuz durumu değerlendirme ve tehlikede olup olmadığımıza karar verme konusunda bize yol gösterir.

“Yıldız”, “Göğe Bakalım Derken”, “Makosen” öykülerinizde metinlerarasılık tekniğini kullanıyorsunuz. Tiyatro ve şiirle ilgili metinler var. Neden metinlerarasılık? Tiyatro ve şiirle aranız nasıl?

Her ikisini de severim. Ben öykülerini planlayarak yazan biri değilim. Daha çok öykülerin beni bulduğunu düşünürüm. Yazarken de şu ya da bu tekniği uygulayayım diye yazmıyorum. Mutlaka hayatın içinde beni tetikleyen şeyler oluyor, yukarıda bahsettiğim gibi, beni huzursuz eden meseleler.

Yeniden yazma ve gözden geçirme aşamalarında ilk taslağı yazarken ortaya çıkan teknik ya da diğer unsurların beni de şaşırttığı çok olur.

Kadın cinayetleri, kadının mesleki  ve bürokratik alanlarda ezilmesi, kadının tek başına hayatla mücadele etmek zorunda kalması… gibi sorunlar, sıkıntılarla günümüzde çok karşılaşıyoruz. “Araz”, “Şekerleme”, “Takıntı”, “Çay mı Kahve mi” öyküleriniz tam da yukarıda bahsettiklerimizi içinde taşıyor. Neler söylersiniz?

Kadın sorunları benim temel meselelerimden. Nasıl olmasın? Ülkemizde kadınların her şekilde mağdur edilmediği hatta yaşamlarının ellerinden alınmadığı gün geçmiyor. Çok ağır başka mağduriyetler de var elbette. Bunlar aynı zamanda evrensel. Bunların bende yarattığı rahatsızlıktan doğdu sözünü ettiğiniz öyküler.

Aslında öykülerinizin birden çok izleği var. Bir öykü birden çok mevzuya parmak basıyor. “Çay mı Kahve mi” öykünüzde anne ile kızı arasındaki kuşak farkını kızın çay sevmeyip kahve sevmesi üzerinden gösteriyorsunuz. Aynı zamanda öyküdeki kız annesinin hediye ettiği fesleğenden hoşlanmıyor. Fesleğen sevgi, koruma, sadakat simgesi olarak kabul edilir. Kız neden sevmiyor çayı ve fesleğeni?

Katmanlı öyküler yazmayı önemsiyorum. Ama bu daha önce de söylediğim gibi planlı, programlı değil. Ortaya o şekilde çıkıyorlar. Fesleğen temsilinin öyküde tam tersi biçimde tezahür etmesi bakmak ve görmek meselesiyle ilgili sanırım.

Çoğu şey göründüğü gibi değil aslında. Sevgi, koruma, sadakat kimi zaman başka şeyleri gizleyen bir kisve de olabilir.

“Takıntı” öykünüz psikolojik açıdan da ele alınabilir. Emekli Albay Şerafettin Babaeskili’nin duvarda asılı fotoğrafı evi yönlendiriyor, yönetiyor. Burada tabi ki büyülü gerçekçilik anlatımı tercih ediyorsunuz. Duvarda asılı bir fotoğrafın bu kadar etkili olmasını neyle açıklayabiliriz?

Kendimizi yönetmek yerine başkaları tarafından yönetilmeye duyduğumuz ihtiyaca. Toplumumuzu çocuk toplum olarak niteleyen psikolojik ve kültürel eleştirileri bildiğinizi tahmin ediyorum.

Bireysel düzeyde ve topluca sorumluluk alma konusundaki isteksizliğimiz ve bizi doğrudan ilgilendiren meselelerde işler yolunda gitmediğinde alakasız suçlamalar yapma eğilimimiz bu eleştirilerin haksız olmayabileceğini düşündürüyor bana.

Son olarak neler söylersiniz?

Sizin aracılığınızla okura bir kez daha ulaşabilme fırsatı buldum. Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Elif ÜNAL

    • Kastamonu doğumlu.
    • Dönem dönem Londra ve Washington’da yaşamış olsa da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde uluslararası ilişkiler okumak için başkente yerleştiğinden beri Ankaralı.
    • Eğitimini aynı üniversitede iletişim alanında yaptığı yüksek lisansla tamamladı.
    • Önceden uluslararası gazeteci, iletişim ve halkla ilişkiler koordinatörü, insani yardım görevlisi ve yarı zamanlı üniversite eğitmeni olarak çalıştı.
    • Şimdilerde okuyor, yazıyor ve merak ediyor.
    • Yazarak düşünüyor, merak ettiklerinin peşine yazarak düşüyor.
    • Yazdığı öykülerle hayatı yeniden ve yeniden keşfetmeyi seviyor.
    • Gerçek ile hayali, trajedi ile ironiyi bir araya getirmeye çalıştığı öykülerinde, toplumsal olanı göz ardı etmeden insan ruhunun derinliklerine inmeyi hedefliyor.
    • Öyküleri İshak Edebiyat, Öykü Gazetesi, Kısa ve Öykü, Kibele ve Mikroscope gibi online, Edebiyatist, Kirpi Edebiyat Dergisi ve Bayan Yanı gibi basılı platformlarda yayınlandı.
    • Rakı Kumpası adlı öyküsüyle 2025 AND Öykü Yarışması’nda üçüncülük ödülüne layık görüldü ve Eşikte On Beş Öykü adlı yarışma derlemesinde yer aldı.
    • Makosen adlı öyküsü 2024’de yayınlanan Tereddüt temalı derleme kitapta yer buldu.
    • Siz Kime Bakmıştınız? adlı ilk öykü kitabı 2025 sonbaharında Metinlerarası Kitap’tan çıktı.   
    • Ayrıca atölyeler düzenliyor, kitap incelemeleri ve röportajlar hazırlıyor.
    • Yüz yüze gerçekleştirmeyi tercih ettiği söyleşilerinde, yazarların kendilerine özgü deneyim ve değerlendirmelerini açık yüreklilikle okurlarıyla paylaşmalarını hedefliyor.
    • Özel röportajları İshak Edebiyat, Rene Yazıevi, Litera Edebiyat, Kibele, Karnaval Dergi gibi edebiyat platformlarında yayınlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir