Gökşen: “Daktilo Kız Tipi, Edebiyatımıza Erken Cumhuriyet Döneminde Girdi.”

“Cumhuriyet Kadınlarının Mesleği Olarak Türk Hikâyesinde Daktilo Kızlar” adıyla bir kitabınız yayımlandı. İlk görüşte ilgi çeken ve günümüz edebiyat dünyasında pek de rastlanmayan böyle bir konuyu çalışma fikri nasıl doğdu sizde? Bu çalışmayı yapma ve yayımlama nedenleriniz hakkında neler söylersiniz?

Bu çalışmanın temelinin atılması yüksek lisans yıllarıma kadar dayanıyor. Yüksek lisanstayken Millî Kütüphane arşivinde süreli yayınlar üzerine incelemeler yapıyordum ve yine bu dönemde Suat Derviş üzerine hazırlanan bir sempozyum için yazarın gazete yazılarını derlemeye başladığımdan 1930’lara odaklanmıştım. Bu yılların gazetelerini incelerken ilginç bir konu gözüme çarpmıştı: Daktilo Kızlar!

1930’larda Suat Derviş ve Neriman Hikmet gibi ünlü gazeteciler daktilo kızlarla röportajlar yapmış, daktilo kızların sorunlarını ve beklentilerini okurlara aktarmış, yine bu dönemde yayımlanan romanlarda ve hikâyelerde daktilo kız tipi öne çıkarılmıştı. Dolayısıyla Erken Cumhuriyet döneminde kadınların iş hayatına kazandırılmasında yeni bir meslek dalı olarak tercih edilen daktilograflığın, basında ve edebiyatta derin izler bıraktığını gördüm. Bu sebeple daktilo kız konusunu ileride çalışmak üzere aklımın bir köşesine not etsem de tez hazırlama sürecinin ve ardından doktora çalışmalarının getirdiği sorumluluklar nedeniyle uzun bir süre bu konuya dönemedim.

Doçentlik başvurusuna hazırlandığım süreçte telif eser yazmak için araştırma yaparken aklıma yıllar önce unuttuğum “daktilo kız” konusu gelince Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılında daktilo kızlar hakkında bir kitap yayımlamanın ne kadar yerinde olacağını düşünerek yeniden bu konu üzerinde çalışmaya karar verdim.

Kitabınızı hazırlarken ünlü felsefeci, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, sosyolog Michel Foucault’nun iktidar analizini çalışmanızın merkezine koyduğunuz görülüyor. Foucault klasik iktidar anlayışından farklı düşünceler dile getiriyor. Ona göre iktidar sadece siyasi, baskılayıcı bir karaktere sahip değildir. Birçok farklı bileşenle iç içe. İktidar günlük ilişkilerde kendini açığa çıkarır. Toplumsal işleyişin, yaşamın içindedir. Dışarıda değildir. İktisadi işleyiş, bilginin kullanımı, cinsellik, cezalandırma, eğitim gibi bütün hayati unsurların içindedir. İktidar yalnızca baskılamaz; aynı zamanda şekillendirir, biçim verir. Buradan hareketle Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadınların hem sosyal hem ekonomik işleyişe katılmaları hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Gazetelerde ve dergilerde daktilo kızlara odaklanan metinleri esas alarak, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan süreçte kadınların ekonomik hayata katılımını irdeleyerek ve Foucault üzerinden iktidar merkezli bir inceleme modeliyle yaklaşarak daktilo kızların edebiyattaki görünümlerini ele almaya çalıştım. Michel Foucault’nun tanımladığı iktidar biçimleri, bireyin bedenini hedef almaktadır. Zira pastoral iktidarın sunduğu ruhani denetim, disipline edici iktidarın normatif düzenlemeleri ve biyo-iktidarın toplumsal biyolojiye yaptığı müdahaleler, doğrudan bireyin bedenini ilgilendirir. Bu iktidar biçimleri farklı tarihsel süreçlere, farklı coğrafyalara ve farklı kültürlere bağlı olarak ortaya çıkmış olmalarına rağmen; bedenin denetim, değerlendirme ve yönetim aşamalarında benzer eylemler içerirken bazı durumlarda ise birbiriyle karşı karşıya gelmektedir.

Foucault’nun sunmuş olduğu analitik yaklaşım; bilgi, iktidar ve kimlik üzerine radikal bir perspektif getirerek modern düşünce tarihinde derin izler bırakmıştır. Nitekim daktilograflık da iktidarın şekillendirdiği bir meslek dalına karşılık geldiği için ancak Foucault üzerinden yapılacak bir okumayla yorumlanabilirdi, bu yüzden de böyle bir okuma yapmaya çalıştım.

Osmanlı’da Tanzimat’tan sonra iktidarın siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel bağlamda Batı’ya yönelmesi çerçevesinde kadınlara ebelik, öğretmenlik ve hemşirelik meslekleri seçmesi teşvik edilmiş, kadının ev içi sorumluluklarıyla yani annelik ve eş rolüyle uyumlu meslekleri edinmesi adına eğitim almaları kolaylaştırılmış, bu bağlamda bilhassa Meşrutiyet yıllarında çeşitli okullar açılmıştır.

Batılılaşmanın çok daha hızlı ve radikal şekilde programlandığı Erken Cumhuriyet döneminde ise daktilograflık, Batılı kadın imgesini yansıtan özelliklere sahip olduğundan ve “sürat çağını” yansıtan, makineleşmeye uygun bir meslek dalına karşılık geldiğinden kadınların bu mesleğe yönelmesi için daktilo kursları açılmış, daktilo eğitimi için çeşitli yayınlar yapılmıştır. Dolayısıyla basın organlarının aracılığıyla daktilo kızların bu denli öne çıkarılması da iktidar mekanizmalarının kadının, modern ve yepyeni bir meslek üzerinden toplumsal hayattaki görünürlüğünün artırılması amacına hizmet etmiştir.

Zira bu dönemde daktilo kızlara odaklanan eserlerin tefrikalar şeklinde süreli yayınlarda yayımlanması, iktidarın düşüncelerine yakın konumda olan Vakit ve Akşam gibi gazetelerde daktilo kullanımına ilişkin yarışmaların düzenlenmesi kadınların bu mesleğe ilgisini çekme amacına hizmet etmiştir.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak kitabınıza da ad olan “Daktilo Kızlar” nedir, ne anlama geliyor? Kimlerdir “Daktilo Kızlar”? Türk modernleşmesi ve “Daktilo Kızlar” arasında ne gibi bağlantılar söz konusu?

1900’lü yılların başında kullanılmaya başlanmasına rağmen 1923’ten sonra yaygınlaşan daktilo, Erken Cumhuriyet döneminde modern kadınının mesleği olarak öne çıkar. Latin harflerinin kabulünden sonra çok sayıda daktilo kursunun açılması, basın aracılığıyla bu kurslara gidilmesinin teşvik edilmesi, daktilo kullanımına yönelik kitapların basılması “daktilograflık” mesleğinin doğmasını sağlamıştır.

Dönem içerisinde “daktilo”, “daktilo hanım”, “daktilo kız” gibi isimlendirmeler arasından en çok “daktilo kız” benimsenmiştir. Daktilo kullanma becerisine sahip olan genç kızlar; devlet dairelerinde, büyük veya küçük şirketlerde iş bularak sosyo-ekonomik hayatta görünürlük kazanmaya yine bu dönemde başlamıştır. Bunun yanı sıra 1930’lardan itibaren daktilo kızlara odaklanan yabancı eserlerin çevrilerek gazete ve dergilerde yayımlanması, dönemin ünlü yazarlarının daktilograf olarak çalışan kadınlarla röportajlar yapması, daktilo kızların hayatını anlatan şiirlerin, romanların ve hikâyelerin kaleme alınması edebiyatta meslek sahibi kadın karakterlerin temsilinin çoğalmasına vesile olmuş ve modern kadının temsiline karşılık gelen “daktilo kız” tipinin kültür hayatımızda önemli bir yer edinmesini sağlamıştır.

Edebiyatımızda “Daktilo Kızlar” ilk ne zaman görünür oluyor?

Edebiyatımızda daktilo kız temsilleri şiir, roman ve hikâye türleriyle öne çıkmaktadır. Ahmet Cemal Nâbedit’in Vakit gazetesinde 1930 yılında “Daktilo Hanımlar” adıyla yayımladığı şiir, ulaşabildiğim ilk şiirdir. Yine 1949 yılında Ulus gazetesinde ismi verilmeyen bir şair tarafından kaleme alınan “Genç Daktilo” adlı şiir de daktilograf olarak çalışan kadınları konu alır. Daktilo kızları merkeze alan romanlar bağlamında ise bazılarının kitap olarak yayımlandığını, bazılarının ise süreli yayınlarda tefrika olarak kaldığını söylemek gerekir. Araştırmalarım neticesinde 1923-1960 yılları arasında ana karakteri veya yan karakteri daktilo kız olan 27 romanın yazıldığını tespit ettim.

Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1924 yılında tefrika edilen ve 1926 yılında kitaplaşan Billur Kalp eseri daktilo kızlara değinen ilk romandır. Ziya Şakir’in Bizim Daktilo (1932), Kadircan Kaflı’nın Daktilo (1935), Mehmet Asaf’ın Daktilo Güzelinin Aşk Macerası (1939), Reşat İleri’nin Güzel Daktilo (1955) romanları dışında Halide Edib Adıvar, Aka Gündüz, Burhan Cahit Morkaya, Muazzez Tahsin Berkant gibi yazarlar da romanlarında daktilo kızlara yer ayırmıştır. Genel hatlarıyla tarihsel süreci çizmek gerekirse 1930-1960 yılları arasında süreli yayınlarda popüler bir şekilde konu edilen daktilo kız tipinin 1960’larda yerini sekreterlere bıraktığını tespit ettim. Kitaplarda yer alan daktilo kız hikâyeleri arasında Sadri Ertem’in “Bay Virgül” hikâyesi daktilo kızlara odaklanan ilk hikâyedir. Muzaffer Buyrukçu’nun “Savaş”, Mehmet Seyda’nın “Allahlık Fevzi Bey”, Muazzez Tahsin’in “Daktilonun Günahı”, Halikarnas Balıkçısı’nın “Pazen Don” hikâyeleri daktilo kızları anlatan diğer hikâyelerdir. Ahmet Hidayet, Vâlâ Nurettin, Ercüment Ekrem, Suat Derviş, Hikmet Feridun gibi yazarların hikâyeleri ise süreli yayınlarda kalarak kitaplaşmayan daktilo kız hikâyeleridir.

Sizin kitabınız özellikle Türk hikâyesinde yer alan daktilo kızlara dikkat kesiliyor. Neden bütüncül olarak şiirde, romanda değil de hikâyede “Daktilo Kızlar”ı çalıştınız?

Daktilo kızlar üzerine ilk kez çalışan Ömer Durmaz “Kadını Tuş Eden Tuşlar” yazısında ve Gökhan Akçura “Daktilo” adlı incelemesinde daktilo kızların kültür dünyamızda edindiği yeri genel hatlarıyla değerlendirmiştir. Yine Bilâl Kas daktilo kızların romanlardaki yansıması üzerine bir yazı kaleme almış ve 1923-1940 arasında bu konuya eğilen romanlara yer vermiştir[1].

Bense kitabımın ikinci bölümünde gazetelerden ulaşabildiğim daktilo kız şiirlerini inceleyerek ve bu konuda yazılan romanların (1923’ten 1960’lara kadar) listesini vererek genel bir değerlendirme yaptım; fakat daha önce hikâye türü özelinde bu konu çalışılmadığı için hikâyelere yoğunlaşmayı seçtim.

Cumhuriyet Kadınlarının Mesleği Olarak Türk Hikâyesinde Daktilo Kızlar kitabını hazırlarken yaptığım araştırma neticesinde daktilo kız hikâyelerinin ağırlıklı olarak süreli yayınlarda kaldığı, kitaplaşmadığı sonucuna ulaştım ve bu yüzden de gazetelerde, dergilerde unutulmuş olan bu hikâyelere ağırlık veren bir inceleme yapmayı tercih ettim.

Bu hikâyelerdeki kızların belirgin özellikleri var mı? Bu bağlamda herhangi bir sınıflandırma yapılabilir mi?

Eserlerin pek çoğunda daktilo kızlar ekonomik sıkıntılar nedeniyle çalışmak zorundadır. Bu sıkıntıları ailevi trajedilerle birleştiren yazarlar, daktilo kızların yaşamındaki boşlukları derinleştirerek hayatlarını psikolojik olarak da zorlaştırmıştır. Ailevi kayıplar, daktilo kızların iş hayatına erken yaşta atılmalarına sebep olmuş; bu durum da hayata bakışlarını, geleceğe dair beklentilerini ve kişisel gelişimlerini etkilemiştir. Eşi tarafından terk edilen ve çocuklarının sorumluluğunu tek başına üstlenen daktilo kızların mücadelelerini anlatan eserler de vardır.

Bu noktada daktilo kız tipine yer veren eserlerin genel olarak üç aşamalı bir olay örgüsü üzerinden ilerlediğini tespit ettim. Bu olay örgüsü; daktilo kızların iş hayatına girmeden önce kursa gitmesi; daktilo eğitimi alan daktilo kızın bir şirkette veya kurumda iş bulmaya çalışması; işe girdikten sonra ailesi, patronu, müdürü veya iş arkadaşlarının daktilo kıza yaklaşımı üzerinden gelişen olaylarla kurulan ilişkiler ağının detaylı şekilde aktarılmasına dayanır. Bu noktada daktilo kız eserlerinde genellikle şirketin sahibi ve müdürü, daktilo kızın bedeni veya emeğini sömürmeye çalışan kişiler olarak gösterilmektedir.

Bu nedenle de daktilo kız eserlerinde ele alınan meseleler; dönemin toplumsal cinsiyet rollerini ve kadının, ataerkil toplumdaki yerinin nasıl şekillendiğini vurgular niteliktedir. Kadının iş hayatında var olma mücadelesi, bu karakterler aracılığıyla eserlerde ataerkil toplumun ön yargılarına ve cinsiyet eşitsizliğine karşı bir galibiyet ya da mağlubiyet olarak sunulmuştur. Dolayısıyla iktidarı, bedeni üzerinden elde eden daktilo kızlara odaklanan eserler olduğu gibi nesneleşmeye direnen ya da bu direnişten vazgeçerek iktidara boyun eğen daktilo kızlar da vardır. “İktidara direnen daktilo kızlar”, erkeklerin iktidar konumunda olduğu iş hayatında çetin mücadeleler vermek zorunda kalır.

Özellikle Sadri Ertem, Hadiye İclal, Cahit Sıtkı gibi yazarların eserleri bu gruptadır. Bu eserlerde daktilo kızlar; iktidarı temsil eden patronuna, şefine veya müdürüne karşı sert bir direniş sergileyerek onlar tarafından cinsel açıdan sömürülmeyi reddetmektedir. Söz konusu eserlerde okura, kadınların iş hayatında ödün vermeden zekâsı ve çalışkanlığıyla ayakta kalabileceğine, kariyerinde yükselmek isteyen kadınlar için emek ve sabrın yeterli olacağına yönelik mesajlar verilerek kadınların ekonomiye katılımı teşvik edilmektedir. Buna karşın iktidar karşısında gücü tükenerek pasif konuma geçen veya iktidarın baskısına daha fazla dayanamayarak işi bırakmak zorunda kalan daktilo kızlar da mevcuttur. Bu karakterlerin bir kısmı iktidar konumundaki yöneticilerinin karşısında durarak kendi iradelerini ortaya koysalar da zamanla başarısız olur ve boyun eğmek zorunda kalır. Ercüment Ekrem, Hikmet Feridun gibi yazarların eserleri bu gruptadır, zira bu yazarların eserlerindeki daktilo kızlar ya işten ayrılır ya da işi bırakmasa da boyun eğerek iktidarın tahakkümü altında çalışmaya devam eder.

Daktilo kızlara odaklanan eserlerin bir diğer kısmında ise kadın karakterler, iş hayatını evliliğe giden yolu hazırlayan bir süreç olarak görmektedir. Muazzez Tahsin, Mehmet Seyda gibi yazarların eserlerindeki daktilo kız tipleri bu grupta yer alır. Bu eserlerde patronla evlenmenin veya onunla nişanlı/sevgili olmanın kadın için asıl hedef olarak konumlandırıldığı gözlemlenir. Bu eserlerde çalışan kadının önceliğinin işi değil evi olarak gösterilmesi; iktidarın kadını öncelikle eş ve anne olarak görmesinden, iş hayatında uzun yıllar aktif şekilde çalışan kadınların ataerkil toplumun beklentilerine tam anlamıyla uymamasından kaynaklanır. Bu gruptaki daktilo kızlar, planladıkları evliliğin/nişanlılığın gerçekleşmesiyle patronun veya müdürün eşi/nişanlısı sıfatıyla sınıf atlayarak iktidarın ortağı hatta bazen de tek sahibi olarak konumlandırılır. Ancak bazı eserlerdeki daktilo kızlar, patronunun veya müdürünün evli olmasına rağmen onunla birlikte olmayı isteyerek ve sevgili olmayı kabul ederek erkeğin sosyo-ekonomik statüsünden faydalanmaya çalışır. Bu sebeple de söz konusu eserlerdeki daktilo kızlar, bedenlerini kullanarak iktidarı ele geçirir. Böyle bir analiz çerçevesinde dönemin yazarlarının daktilo kızları anlatırken onları, yöneticileri karşısında genellikle edilgen veya muktedir konumunda kurguladığını söyleyebilirim.

Erken Cumhuriyet döneminin eserlerinde iktidara direnen daktilo kız tipine çok fazla yer verilmemiştir. Bu durum ulus inşası sürecinde kadınlar, eğitim alıp meslek edinerek iş hayatında görünür olabilme yönünde teşvik edilse de iktidarın öncelikle kadınları anne ve eş rolüyle görevlendirmesiyle, dönemin yazarlarının da bu durumu benimsemesiyle açıklanabilir. Benzer şekilde daktilo kızları anlatan erkek yazarların pek çoğunun daktilograflığa cinsiyetçi bir bakışla yaklaşması ve bu mesleğin kadınlar için uygun olmadığını vurgulaması ya da bu mesleğe yönelen kadınların giyimine kuşamına, tavır ve davranışlarına dikkat etmesi yönünde sürekli telkinlerde bulunması ataerkil toplum yapısının kadına yönelik olumsuz yaklaşımını yansıtır niteliktedir.

Türk kadınının sosyal hayata, iş hayatına katılımının tarihi hangi zamanlara dek uzatılabilir? Herkesin malumu olduğu üzere Cumhuriyet dönemi inkılaplarıyla kadınlara önemli haklar verildi. Bu inkılapların ötesinde Cumhuriyet ideolojisi kadını nasıl tanımladı? Cumhuriyet’in kadını tanımlamasının merkezinde yer alan düşünceler eski dönemlerdeki anlayışlardan derin farklarla ayrılıyor muydu? Foucault’yu da atlamadan neler söylersiniz? 

Osmanlı Devleti’nin son yıllarından Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan dönemde kadınların toplumsal hayata ve ekonomiye katılımında belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Tanzimat ve II. Meşrutiyet dönemlerinde gerçekleştirilen yenileşme hareketleri, kadınların toplumdaki konumunu yeniden belirlemiş ve eğitim alanında yapılan reformlar kadınları iş gücüne katılma konusunda teşvik etmiştir. Bu dönemden itibaren Batı tarzı eğitim kurumlarının açılması ve kadınların Batılı okullarda eğitim görmeye başlaması ile kadınlar için yeni meslek alanları yaratılmıştır. Daha önce de bahsettiğim üzere bu dönemde kadınlar genellikle ev içinde ve aile işletmelerinde çalışırken eğitim seviyesinin yükselmesiyle beraber, sağlık alanında hemşirelik ve ebelik yaparak, okullarda öğretmen olarak hizmet vererek sosyo-ekonomik hayatta görünür olmaya başlamışlardır.

Daha önce de altını çizdiğim üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla başlayan ulus inşası sürecinde iktidarın kadınlara biçtiği roller ve kadınlardan beklentileri çerçevesinde eserlerdeki “daktilo kız” tipi ele alındığında; yazarların pek çoğunun iktidarın toplumda oluşturmak istediği eğitimli ve meslek sahibi modern kadın imajının özelliklerini yansıttığı görülmektedir. Bu bağlamda daktilo kızları anlatan eserlere Foucault’nun iktidar üzerine geliştirdiği teoriler çerçevesinde bakıldığında, daktilo kız tipinin iktidarın kontrol ve denetim mekanizması tarafından şekillendirildiğine dair önemli veriler elde edilir. Daktilo kızların temsil biçimleri iktidar ilişkilerinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu temsil biçimleri üzerinden yazarın okura vermek istediği mesajı bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak aktarması; iktidar mekanizmalarının toplumu yönlendirme amacına da hizmet eder. Bu nedenle, eserlerdeki mesajlar ve temsil edilen karakterler, iktidarın toplumu nasıl görmek ve göstermek istediği konusunda ipuçları sunmaktadır. Daktilo kızların, eserlerde genellikle bedeni üzerinden nesneleştirilmesi, bu dönemde erkeklerin çoğunlukta olduğu iş hayatında yer bulmaya çalışan kadınların yaşadığı sıkıntıları yansıtmaktadır. Bu sebeple de eserlerin çoğunda kadının güzelliği, çekiciliği ve gençliği öne çıkarılırken yetenekleri, emeği ve başarısı önemsizleştirilir. Dolayısıyla daktilo kız eserleri; doğrudan veya dolaylı olarak ataerkil toplumda kadın olarak var olmanın zorluklarını anlatır.

Kadınlar üzerine çalışan ve düşünen bir kadın olarak ülkemizdeki kadınların konumu konusunda neler düşünüyorsunuz?

Ülkemizde kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin ne kadar fazla olduğunu göz önünde tutunca kadınların özgür ve mutlu yaşayabilmesi adına herkesin bir şeyler yapması gerektiğine inanıyorum. Kadına yönelik şiddetin temelinde cezaların caydırıcı olmaması bunun temel sebepleri arasındadır ve bu konuda vakit kaybetmeden ciddi adımlar atılmalıdır. Yine ataerkil toplum yapısının cinsiyet eşitsizliğini pekiştirmesi ve kadının ikinci plana atılmasını desteklemesi, eşitsizliğin gündelik dilden başlayarak hayatın her alanına yayılması kadına yönelik şiddetin yaygınlaşmasında pay sahibi.

Dolayısıyla toplumsal cinsiyet bağlamında çocukluktan itibaren gençlere eğitimler verilmesinin ve farkındalığı yüksek bireylerin yetiştirilmesinin elzem olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kadınların eğitim seviyelerinin yükselmesiyle ve sosyo-ekonomik olarak güçlenmesiyle, bu eşitsizlik ortamının daha hızlı değişebileceğine inanıyorum. Ben de bu çalışmayı hazırlarken kadınlar üzerine yapılan çalışmalara katkı sağlamasını ve emeğiyle iş hayatında ayakta durmaya çalışan kadınlara ilham olmasını temenni ederek yola çıkmıştım. Bu sebeple ekonomik özgürlüğünü kazanabilen, hayallerini gerçekleştirebilen, özgürce yaşayabilen kadınların çoğalmasını; gerek fiziksel ve cinsel, gerek psikolojik, gerekse ekonomik olarak kadına yönelik her türlü şiddetin bir an önce son bulmasını diliyorum.  

[1] Ayrıntılı bilgi için bakınız:

  • Ömer Durmaz, 03.01.2017, “Kadını Tuş Eden Tuşlar”, https://manifold.press/kadini-tus-eden-tuslar.
  • Gökhan Akçura, 19.02.2018, “Daktilo”, https://manifold.press/daktilo.
  • Bilâl Kas, 2023, “Atatürk Devri Türk Romanında Yeni Bir Mesleğin Yansıması Olarak Daktilo Kız Tipi”, Küreselleşen Dünyada Kadın IV-Güçlenme ve Zorluklar, Ed. Zeynep Banu Dalaman ve Suat Dönmez, London: Transnational Press London, s. 159-178.

Teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Bahanur Garan GÖKŞEN

    • 2010’da Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.
    • Hacettepe Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nda başladığı yüksek lisans programını 2013 yılında tamamladı.
    • Aynı yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nda başladığı doktora programını 2018 yılında tamamladı.
    • Beykent Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde görev yapmaktadır.
    • Edebiyat kuramları ve eleştiri, toplumsal cinsiyet çalışmaları, sakatlık çalışmaları, süreli yayınlar ve Türk tiyatro tarihi çalışma alanları arasındadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir