Kahkahanın Matematiği: Shakespeare’in Yanlışlıklar Komedyası Üzerine…

Shakespeare denince akla hemen Hamlet’in omuzlarındaki dünya yükü ya da Macbeth’in kanlı elleri gelir. Ancak Ozan’ın kariyerinin şafağında, henüz o büyük trajedilerin ağırlığı altına girmeden önce yazdığı, safi matematiksel zekâyla kurgulanmış bir kahkaha tufanı vardır: Yanlışlıklar Komedyası. Bu oyun, Shakespeare‘i “derin felsefe yaparken” değil, seyircisini “eğlendirirken” yakaladığımız, yazarın komedi kaslarını en çevik hâliyle sergilediği eserdir. Genellikle “hafif” bir yapıt olarak görülüp geçiştirilen bu oyun, aslında modern yanlış-anlama komedilerinin en etkili öncüllerinden biridir. Peki, “Ben” dediğimiz şey, başkalarının bizi tanımasından mı ibarettir? Bu kaotik curcunanın ardında işte böyle bir soru yatıyor.

Olay Örgüsü: Bir Matematik Problemi

Oyunun konusu “neredeyse imkânsızlık” üzerine kuruludur. İki farklı şehir, Efes ve Sirakuza, birbirine düşmandır. Yaşlı tüccar Egeon, yıllar önce bir deniz kazasında ailesinden kopmuştur. İkiz oğullarından biri (Sirakuza Antipholus) ve ona eşlik eden köle Dromio kurtulup onunla birlikte kalmış, diğer ikiz oğul (Efes Antipholus) ise kendi kölesi Dromio ile birlikte kaybolmuştur. Buradaki ince oyun şudur: Antipholus’lar ikizdir ve dahası köleler, yani Dromio’lar da birbirinin ikizidir. Egeon yıllardır bu kayıp ikizi ararken Efes’e düşer ve idam cezasıyla burun buruna gelir. Tam da o gün, yanında büyüttüğü ikiz oğul ve onun Dromio’su da Efes’e ayak basar. Ne var ki aradıkları “kayıp” ikiz ve onun Dromio’su zaten yıllardır Efes’te yaşamaktadır.

Shakespeare, Romalı yazar Plautus‘un Menaechmi adlı oyunundan aldığı bu “ikizler” temasını, bir set ikiz daha (köle Dromio’lar) ekleyerek ikiye katlar. Ortaya çıkan şey, kusursuz işleyen bir kaos makinesidir. Elbette bu kusursuzluk, mantığa değil ritme yaslanır. Karısını tanımayan kocalar, efendisini döven köleler, hiç sipariş etmediği altın zincire sahip çıkanlar ve kendi evine giremeyen ev sahipleri…

Güçlü Yönleri: Temponun Zaferi

Eserin en güçlü yanı, hiç şüphesiz mekanik kurgusunun kusursuzluğudur. Shakespeare, seyirciye “tanrısal” bir konum bahşeder; sahnedeki karakterler çıldırmanın eşiğine gelirken, biz koltuğumuzda kimin kim olduğunu biliriz. Bu “bilgi üstünlüğü”, izleyiciye büyük bir haz verir.

Oyun, Shakespeare‘in dil oyunlarına (pun) en çok başvurduğu metinlerden biridir. Ne var ki Türkçe çevirilerde, bu kelime oyunlarının bir kısmı kaçınılmaz olarak ya silikleşir ya da bütünüyle kaybolur; bu yüzden metnin bazı şakaları ancak dipnotla, bazıları ise ancak İngilizcesiyle tam karşılığını bulur. Özellikle köle Dromio’ların, yedikleri dayakları ve efendilerinin garipliklerini anlatırken kullandıkları halk dili, eserin mizah dozunu artırır. Saf bir güldürü (fars) olmasına rağmen, oyunun bir idam tehdidiyle başlayıp bir aile kavuşmasıyla bitmesi, ona tatlı-sert bir duygusallık katar. Kahkaha, trajedinin kıyısında yürür.

Zayıf Yönleri: Derinlik Sorunu

Eğer Hamlet derinliği arıyorsanız, bu oyun sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Karakterlerin çoğu, özellikle erkek kahramanlar, psikolojik derinliği olan bireylerden ziyade olay örgüsünü ilerleten satranç taşları gibidir. Antipholus’lar ve Dromio’lar birbirlerinden ayırt edilemeyecek kadar benzer tepkiler verirler. Ancak şunu da belirtmek gerek: Farsın derinliği karakterden değil, kimlik karışmasının yarattığı ilişki krizinden doğar.

Oyunun inandırıcılığı da nazik bir dengede durur. İki set ikizin aynı gün, aynı kıyafetlerle aynı şehirde olup hiç karşılaşmamaları, mantık sınırlarını zorlar. Ancak bu, fars türünün doğasında vardır; mantık değil, tempo esastır. Shakespeare bu sınırlamanın farkındadır ve seyirciyle bir tür “oyun sözleşmesi” yapar: Sen inanmaya razı ol, ben seni güldüreyim.

Adriana’nın Çığlığı

Bu mekanik kaosun içinde, bir karakter makinenin dişlisi olmaktan çıkar ve insan olur: Adriana. Klasik yorumlarda Efesli Antipholus’un karısı, kıskanç, dırdırcı ve kocasını evden soğutan bir “huysuz kadın” olarak etiketlenir. Ancak metne, kadın deneyimini ve evlilik içindeki güç dengesini merkeze alan bir mercekle baktığımızda, bambaşka bir tablo belirir.

Adriana, Shakespeare döneminin ataerkil yapısına sıkışmış, görünmez hale getirilmiş bir kadındır. Kocası istediği gibi gezip tozarken, o evde beklemek zorundadır. Kız kardeşi Luciana ona “Erkek senin özgürlüğünün efendisidir, itaat et” dediğinde, Adriana’nın isyanı aslında son derece haklı bir psikolojik tepkidir: “Neden onların özgürlüğü bizimkinden fazla?”

Adriana’nın asıl dramı, kocasını (veya kocası sandığı ikizini) karşısında görüp de onun tarafından tanınmamasıdır. Oyunun meşhur sahnesinde, eve Pinch adlı bir “uzman” çağrılır ve mesele bir ilişki krizi olarak değil, “delilik” vakası olarak ele alınır. Böylece Adriana’nın kaygısı, duyulup konuşulması gereken bir yakınlık yarası olmaktan çıkar; yetke onun elinden alınıp “teşhis” koyan dış otoriteye devredilir. Bu hamle, kadının sözünün ciddiye alınmayıp kolayca tıbbîleştirilmesi ve etkisizleştirilmesi mekanizmasını andırır. Adriana’nın kıskançlığı bir karakter kusuru değil, sistemin ona yüklediği çaresizliğin bir semptomudur. Shakespeare, bu komedi sosu altında, kadının evlilik içindeki yalnızlığına dair şaşırtıcı derecede empatik bir pencere açar.

Kimler İçin Anlamlı?

Yanlışlıklar Komedyası, Shakespeare‘in olgunluk dönemi eserlerinin gölgesinde kalsa da kimlik kavramını en eğlenceli yoldan sorgulayan, bazı okurlar için çok keyifli bir metindir. İnsanın adı, konumu ve ilişkileri elinden alındığında geriye ne kalır? Tanınmamak, yok olmak mıdır? Oyun şunu gösterir: Kimlik dediğimiz şey çoğu zaman içeride kurduğumuz bir hikâye kadar, dışarıdan gördüğümüz muamelenin tekrarından da oluşur. Aynı kişi sanıldıkça aynı role itilir, aynı role itildikçe de o rolü “ben” diye taşımaya başlarız. Eğer Shakespeare‘e başlamak için “ağır” olmayan, sizi güldürürken bir yandan da insan ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı dengesini düşündüren bir eser arıyorsanız, bu oyun iyi bir başlangıç olabilir.

Sadece kapıların çarpıldığı, insanların birbirini tokatladığı bir güldürü değil; yanlış tanınmanın ilişkileri nasıl hızla dağıtabildiğini gösteren zekice kurulmuş bir oyun.

Murat BEYAZYÜZ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir