Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, fiber modem içinde, bilgisayarım toplama, klavyem Q iken, ben araç çubuğunda birden fazla sekme açar iken çok uzak bir evde, çocukları büyüdüğü için hikâye anlatmayı unutan bir kadın varmış.
Bu kadının saçları yandan iki örgülü, dut kurusunu, dondurmayı ve narı çok seven küçük bir arkadaşı varmış.
Küçük arkadaşı, hikâye anlatmayı unutan kadından masal istemiş bir akşam.
“Ama nasıl olur, ben çoktan unuttum hikâye anlatmayı, ne yapacağım şimdi” diye heyecanlanmış kadın. Çünkü çocukları büyüdükten sonra hikayesi bitmiş, aksi gibi yapay zekâ daha icat edilmemiş.
Dut kurusunu, dondurmayı ve narı çok seven küçük arkadaşı demiş ki;
“Hadi gel birlikte ormana gidelim, belki orman, sana hikâye anlatmayı tekrar öğretir”.
Peki demiş kadın ve küçük kızın elini tutarak kocaman büyülü bir ormana gitmişler.
Onları çam, meşe ve söğüt ağaçları karşılamış ormanın girişinde. Dut kurusunu, dondurmayı ve narı çok seven küçük kız, dişbudak ağacı oluvermiş birden. Çocukları büyüdüğü için hikâye yazmayı unutan kadın da yaşlı bir çınar ağacı olmuş.
Hadi saklambaç oynayalım demişler sonra. Çınar ağacı, ben yaşlı ve yorgun bir ağacım, hem dallarıma kuşlar kondu. Onları rahatsız etmek istemiyorum siz oynayın demiş. Ardından eklemiş;
“Sobeleme yeriniz yaşlı gövdem olsun.” Kabul etmiş tüm ağaçlar.
Sayışmaya başlamışlar;
“Oooo!..
Portakalı soydum. Başucuma koydum. Ben bir mesel uydurdum
Al şem’a yandı cangılda. Duma duma dum.
Kilerde şerbet, halis olsun niyet. Ayşecik Fatmacık. Sen bu çemberden çık.”
Dişbudak ağacı ebe olmuş. Dönmüş çınar ağacına, yummuş gözlerini, beşe kadar saymış.
“Biiir, ikiiii, üüüüç, döööört, beeeeş. Önüm arkam sağım solum orman, saklanmayan pişman” diyerek açmış gözlerini ve aramaya başlamış ağaç arkadaşlarını.
O sırada rüzgâr esmeye başlamış ve bir hışırtı duymuş dişbudak ağacı. Hışırtıya doğru gitmiş, gitmiş, gitmiş ve söğüt ağacını bulmuş. Meğerse söğüt ağacının yaprakları rüzgarla dans ettikleri için hışırtı sesleri geliyormuş. Koşarak sobelemiş.
Aramaya devam ederken yerde palamut görmüş. Sonra bir tane daha. Takip etmiş palamutları ve meşe ağacını bulmuş. Meğerse meşe ağacının meyveleriymiş palamutlar. Sobelemiş hemen meşe ağacını.
Aramaya devam ederken ayağına hafiften bir şey batmış ama acıtmamış. Acaba ne olabilir diye yere bakarken uzun, yeşil bir iğne bulmuş. Sonra bir tane daha derken çam ağacını bulmuş. Meğerse çam ağacının iğne yapraklarıymış ayağına batan. Koşarak sobelemiş çam ağacını.
Dişbudak ağacı tüm arkadaşlarını sobelediği için oyun bitmiş.
Oyun bitince vedalaşmışlar. Çınar ağacı hikâye anlatmanın yaşamak değil iz sürmek olduğunu anlamış. Masaldan çıkınca artık çocukları büyüdüğü için hikâye anlatmayı unutan kadın değil geçtiği yolların izini süren kadın oluvermiş. Masaldan çıkarken dallarına konan tüm kuşlar havalanmışlar dört bir yana.
Dişbudak ağacı, dut kurusunu, dondurmayı ve narı çok seven küçük kızmış hala. Büyüyene kadar hikâye anlatmaya devam etmiş.
Ayşe Turkay YİĞİT

Hikaye anlatmaya devam ama hep böyle güzel olsun lütfen
Öyle olmasını temenni ediyorum efenim. Teşekkürler…
Tebrik ederim çok başarılı
Çok teşekkür ederim.