Tuğu Kaldırmış Ordular-III: Kutlu Savaşçıların Büyük Taarruzu

26 Ağustos Cumartesi.
Gazi ve Müşir Başkumandan,
Fevzi Paşa, İsmet Paşa
  ve karargâhlarının
   savaş kademeleri,
    saat 03.30’da atlara bindiler.

Sisli, serin, karanlık bir geceydi.
Fenerli iki süvari
yol göstermek için öne geçti.
   Yola çıktılar.

Gazi ve Müşir Başkumandan,
intikâl hâlindeki
  kutlu savaşçıların
   önünde ve tek tek başında gidiyordu.
    Arkasından
      Fevzi ve İsmet Paşalar geliyordu.

Daha arkada da
kurmaylar, yâverler
  ve diğer görevliler vardı.
   Ağır ağır Kocatepe’ye çıktılar.

Saat 05.30.
Fecirle birlikte
Başkumandan
  Gazi ve Müşir
   Başkumandanın komutasında
   Afyon güneyinde
şanlı piyade,
topçu, süvari ve
 diğer bahadırlardan
 müteşekkil
   cümle kutlu savaşçıların
    ve tuğu kaldırmış orduların
Yunan mevzilerini,
makineli tüfek yuvalarını
ateş altına alan
  ve tahrip eden
   toplarının ateşiyle
     Büyük Taarruz başladı.

Ne Yunanlılar böyle yoğun
ve dehşet verici ateş görmüştü,
  ne de Türkler.
  Tepeler yanıyordu adetâ.
   Yunan mevzileri,
    makineli tüfek yuvaları,
     kamyonları, topları
      ve mühimmatı
      berhavâ oluyordu.
       Kocatepe dahi zangırdıyordu.

Kutlu piyadeler
taarruz mevzilerine,
ve tel örgülere doğru
   ilerlemeye başladılar.
   Bu kesif ve cehennemî ateş
     yirmi dakika sürdü.

Ardından
bataryalar bu kez
on dakika sürecek
  imha ateşine geçtiler.
   Siperleri ve gözetleme yerlerini
     dövmeye başladılar.

Gazi ve Müşir Başkumandan,
ateş planını,
topların ustaca kullanımını
  pek beğenmişti.
   Memnuniyetini
    Batı Cephesi Kumandanı
      İsmet Paşa’ya aksettirdi de.

Bazı tel örgüler,
topçu ateşinden kaynaklanan
basınçla yıkıldı,
  bazıları da istihkâmcılar
   ya da şevke gark olan
     neferler tarafından yıkıldı.

İmha ateşi bitiminde,
subaylar ve askerler,
açılan gediklerden mevzilere,
  savunma mevzilerine
    korkusuzca daldılar.

Kutlu askerler
Fırtına gibi esiyorlardı:
  “Allah Allah… Allah Allah…”
  Kutlu askerler
   Tınaztepe, Toklutepe,
    Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden
      Yunan birliklerini püskürttüler.

Güneydeki 1. Ordu birlikleri,
Büyük Kaleciktepe
ile Çiğiltepe arasında
  on beş kilometrelik alanda,
   düşmanın
    birinci hat mevzilerini
      ele geçirdi.

Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki
5. Süvari Kolordusu
   Sincanlı ovasına akıp
   Dumlupınar ovasına doğru ilerledi.
    Afyon-İzmir demiryolu tahrip edildi.

27 Ağustos Pazar.
Sabah saat 04.00’te Kurtkaya tepesi,
 civarında Erkmentepe düştü.
’da da Çiğiltepe.
   Yarıldı
    “aşılmaz” denen
      ve kuvvetle tahkim edilmiş
       Yunan savunma hatları
        ve geri çekilmeye başladı
         Yunan Kuvvetleri
           Afyon’a doğru.

28 Ağustos Pazartesi.
Burada da tutunamadı
Yunan kuvvetleri
  ve Dumlupınar ovasına
   çekilmeye başladı.
    Kutlu savaşçılar
     saat 17.30’da
      Afyon’a girdi.
       ve son erdi
         kentteki Yunan işgâli.

29 Ağustos.
Daha da geri çekilemeyen
Yunan kuvvetleri
  sıkışmış ve çembere alınmıştı
   Dumlupınar ovasında.
    Burada
     muharebe düzeni aldı.

Yunan kuvvetleri.
1. ve 2. Ordulardaki
kutlu savaşçılar da
  Alviran, Çalköy,
   Zafertepe, Küçükaslıhanlar
    ve Büyük Aslıhanlar hattında
     kurt kapanı düzeni aldılar
ve hazırdılar
Gazi ve Müşir Başkumandan
komutasında,
  Yunan’a son ve öldürücü
   darbeyi vurmaya,
    imhâ muharebesine.

30 Ağustos.
Kocatepe’de olduğu gibi
Dumlupınar’da da
  asıl muharebe hattı
  yani Zafertepe’den
   muharebeyi bizzat sevk
    ve idare eden
Gazi ve Müşir Başkumandan
komutasında,
kutlu savaşçılar
  bir destan daha yazdılar
  Malazgirt’teki
   kutlu cedleri gibi,
    bir kez daha
      destansı bir şekilde
      muharebe ettiler
       ve Yunan kuvvetlerinin
         kuvay-ı külliyesini
           imhâ ve esir ettiler.

Kalan kılıç artıkları da
geceleyin
geri çekilmeye başladılar
  bozgun hâlinde
   Kızıltaş vadisi üzerinden.

Dumlupınar,
görklü bir zaferdi.
Bu kutlu zaferi
   Millî Şairimiz Mehmet Akif’in
“Allahım! Ne muazzam zaferdi o,
ortalık hercümerç oldu;
beş altı saat içinde
  bir başka dünya doğdu.
   Ve biz mest olduk…
Artık benim ne düşünecek,
ne yazacak,
 hatta ne yaşayacak
  tâkâtim kalmıştı.
  Bizim dilimiz tutulmuştu,
    ordu bizzat yazıyordu…”
     ifadelerinde de
       hissetmek mümkündü.

31 Ağustos.
Sabah vakti
Gazi ve Müşir Başkumandan
  ile
   Batı Cephesi Kumandanı
    İsmet Paşa
   gezdiler,
bir gün önce
kanlı bir imhâ muharebesine
sahne olmuş
  Dumlupınar ovasındaki
   muharebe alanını.

Gazi ve Müşir Başkumandan’ın
muharebe alanında
 gördüğü manzara şuydu: 
  “Karşıdaki sırtların gerilerindeki
   bütün vadiler, bütün dereler,
    bırakılmış toplarla, otomobillerle,
    sayısız donanım ve gereçlerle,
      bu kalıntıların arasında
       yığınlar teşkil eden ölülerle,
       toplatıp karargâhımıza sevk edilen
        sürü sürü esir kafileleriyle
        hakikaten
          bir kıyamet gününü hatırlatıyordu…”

Binlerce
silah, mühimmat, araç,
gereç ve çok sayıda
   yaralı ve ölü vardı.

Sıhhiyeciler
yaralı ve ölüleri topladılar,
veterinerler de
  ağır yaralı hayvanları
   acı çekmesinler diye
     vurdular.

Necip sıfatı
düşmanına dahi
insaf ve merhametle
  muamele edenleri nitelerdi.
  Öyleydi    
   Türk milleti de,
    Gazi ve Müşir Başkumandan’ı da.
Bayrak da
bir milletin 
özgürlük ve şeref timsâlidir;
  Gazi ve Müşir Başkumandan,
  bir Yunan bayrağını yerde görünce
   bayrağı işaret ederek
    “Yerden alınız” dedi.
     Yâver Üsteğmen Muzaffer Efendi,
      Yunan bayrağını yerden alıp
        bir topun üzerine bıraktı.

Bu muharebeyi,
bizzat
Gazi ve Müşir Başkumandan
 yönettiği için, 
   Batı Cephesi Kumandanı
    İsmet Paşa 
     bu muharebeye
      “Başkumandan Meydan Muharebesi” 
       adını verdi.
         Öyle de anıldı.

Dumlupınar’da
imhâ ve esir edilmekten kurtulmuş
mağlup ve işgâlci
  Yunan ordusunun 
   bakiyesi de
    Kızıltaş vadisinden
     Uşak’a doğru.
      bozgun hâlinde
       ve etrafındaki
        yerleşim merkezlerini
         yakıp – yıkarak,
          insanları ve hayvanları da
           öldürerek
            geri çekiliyordu.

Devam edecek…

İrfan PAKSOY
Emekli Hava Kurmay Albay, tarih doktoru, yazar ve akademisyen (Ankara Üniversitesi).

© 2022. Bu çalışmanın içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir