Bir kalıbın yazarı değildi, kâh sert, kâh ironik, bazen ters ama genelde aykırıydı. Kendine has biriydi ama bugünün dünyasının bir ferdi olmayı inatla reddediyordu. Ne geleneksel ne de asla modern denemezdi onun için. Kendisi gibi, kendisine ait, kendisine mahsus bir yolu ve yazarlık geçmişi vardı. Sıra dışıydı. Meşakkatli hayatın zorluklarına göğüs germeye çalışanların inatçı sesiydi. Bir yandan direnen diğer yandan ise hiç de oralı olmayan ve her an bırakıp gidebilecek gibiydi. Modern dünyanın ezberlerini bozmaya, sivil ve sahici kalmaya kararlı; süslü ve gösterişli olanla mücadele etmeye niyetliydi. Tercihi hep sade olandan yanaydı. Hüzünlü huzursuz, güler yüzlü bir yeraltı yazarıydı. Şükürden ve sabırdan haberdardı. Aslında hep romantik ve duygusaldı. Derviş meşrep bir hayat yaşadı, tüm derdi: “Kendisinden geriye bir kelime kalmasıydı”. Harbi, hasbi ve sade… “öyle mahzun / ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.”
O bir fikir emekçisiydi, düşünmenin ve düşüncenin amelesi olmaktan rahatsız değildi. Tam bir zihin işçisi, yaratıcı buluşların ise efendisiydi. Biraz sivri, çokça farklı ama daima yalnız ve hep özgün olma derdindeydi. Sıradan olana mesafeli, çabucak tüketilene öfkeli, çoğunluğun öncelikleriyle ise kavgalıydı. Yaşadığından haberi olmayanlar çoğunluktaydı, haberdar olsalar eminim ki seveceklerdi. Her kalem sahibi gibi şüphesiz o da bilinmek ve okunmak isterdi ama sanki diğer yanıyla da hep gizli saklıydı. Bu haliyle tam bir görünmezliğin yazarıydı, uzaktan sevilenlerdendi. Sıkıntıların, sıkıntılı olanların, canı yanmışların kalemiydi. Yüzü, görüntüsü, giyimi, kuşamı her anıyla tüm hali bunun kanıtıydı. Dert sever gibiydi, çileci, fedakâr. Ancak bir o kadar da uyumsuz ve uygunsuz. Uyum sağlamak istemeyen, bu haliyle kendini kabul ettirmek, kendi kusurlarıyla yüzleşmek derdiyle dertlenen. “Suları balıklara, gökleri güvercinlere, yeşillikleri koyunlara, kuytuları böceklere, gücü ezmeyenlere, şöhreti ise taşıyabilenlere” bırakmak istiyordu. Ancak aslan payını dürüst olanlara ayırmıştı, zira onun için dürüst olmak en değerli olanıydı.
Yazı üslubu köşeli, mizacı sert, kendi ise bir çocuk gibiydi. Bir yabancı, bir keskin gözlemci, bir uzaktan bakandı; hep dışarıda kalmaya, ayrıksı bırakılmaya dünden razı bir hali vardı. Daima eleştirel ve bağımsız düşüncenin kalesi olarak kaldı. Tüketim çılgınlığının, kişisel gelişim mitinin amansız düşmanıydı, en çok onlara karşı yazdı. Sahte vaatlere, yüzeysel değerlendirmelere, kanmaya ve kandırılmaya teşne hallere kendince savaş açtı ve daima onlarla mücadele etti. Tüm çabası “düzenli adam olmaktı”, belki de en çok bunun için çalıştı en çok buna çaba gösterdi. Polemikçi bir yanı vardı, sarsmak, kıyasıya eleştirmek, gerekirse sataşmak ve kavga etmek ister gibiydi. Toplumun kenarında kalmış, kenarına itilmiş her insan gibi öfkeliydi ve bunu yansıtmaktan memnun olduğu, bundan keyif aldığı belliydi. İflah olmaz bir özgürlük tutkunuydu, modern köleliklerden duyduğu tiksintinin de nedeni buydu. Tüketim toplumunun kölesi olmaktansa çim yemeye, otla karnını doyurmaya razıydı. Muhtemelen kendini çağdaş bir gladyatör olarak görüyordu, “Yılgın Türkler” deyişi de kim bilir belki bundandı. O tam bir yılgın Türk’tü, “içimizdeki öküze oha demekten” yorgun düşmüştü.
Hafızamda, eski püskü bir valizi ve iyi olmaya her daim kararlı duruşuyla kalmış biriydi Bülent Akyürek. O da dünyayla pek de bir alışverişi olmayanlardan, dünyanın şatafatına tamah etmeyenlerdendi. Vicdan ve merhamet diye bir derdi, bir an önce bitirmek istediği bir yaşam serüveni vardı. Uzun, upuzun bir ‘şimdi’ içinde yaşadı. Her an gidecek gibi göçebe, hiç durmayacak gibi telaşlı bir yolcuydu. Öyle de yapmış oldu, erkenden ve tıpkı yaşamış olduğu gibi gösterişsiz bir şekilde göçünü topladı. Çok iyi bir okuru değildim ama insan kalma çabasının şahidiydim. Bu çabadan daha değerli ne olabilir ki? Ona rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum. Kültürümüze yapılan her katkının ise unutulmayacağını umuyorum. En büyük efendiler, hizmet edenlerdir!
Davut COŞKUN

Son Yorumlar