A. Diker’in Kaleminden Türkiye’nin Korkuları Ve Batı Düşüncesi

Almanya’da yaşayan önemli entelektüellerimizden Alaattin Diker “Türkiye’nin Korkuları” ve “Batı Düşüncesinde Stratejik Perspektifler” isimli kitaplarında tanımadığımız birçok yazarın düşüncelerini, teorilerini karşılaştırmalı olarak mercek altına alıyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen yazılar dikkatle okunduğunda sağlam bir perspektif sunacaktır.

Özellikle tarihi ve modern dünyayı yorumlamaya hevesli ve bu yolda ilerlemek isteyen dostlara Alaattin Bey’in kitaplarını tavsiye ederim. Moderniteyi yorumlamadaki aklî melekelerimin zayıflığından tam olarak kitapların içeriğinden bahsedemeyeceğimi itiraf etmeliyim. Söz konusu kitaplar bu yazının çeperini aşar. Niyetimiz iki cilt gibi birbirini tamamlayan bu kitaplardan hoşumuza giden birkaç tespiti sizinle paylaşmak ve bu kitapları yeniden hatırlatmak. 

“Türkiye’nin Korkuları” 

Batı medeniyeti ve teknolojisi karşında Osmanlı’nın yıkılışı ulusal ve küresel ölçekte Yeni Türkiye’yi bir kimlik arayışına sokmuştur. Bu arayış neticede ulus devlet olarak tanımlanıp Batıya öykünme ve entegre olma çabasından ibarettir. Yazarın tespitiyle “Yeni Türkiye’nin temelleri ve kimlik arayışı tarihi bir eşikte duruyor.” Muhteşem mazi ile gelecek planlarının küreselleşme, ulus devlet; gelenek ile çağdaşlık arasında gerilim, dinamik toplumumuzun heybemizdeki hatıralar ile maziyi istikbalde sürdürülmesini ve yeniden yapılanmayı kaçınılmaz kılıyor. Yazar tarihi dönemeçlerden maziye bir “U dönüşü” yaparak maziyi çağırmak ve geleceğin planlarını gelenek ve gelecek ile yüzleşme konusunda gücümüzün avantajlarını heba etmeden ve maceraya dalmaktan geri durmanın, korkunun eceliymiş gibi üzerimize gelen modernleşme olgusuna faydası olmayacaktır. “Muasır medeniyet” ülküsünün tepkisel yansıması olan modernleşme çabalarımıza rağmen kendimizi Avrupa’ya sevdiremedik.” der Alaattin Diker. Çünkü bu coğrafyada sürekli onlarla savaş halindeki Türkiye’nin AB’ye üyeliği onların kültür, medeniyet vechesini değiştireceğini Batılıların dilinden aktarılıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik sürecinde de öne sürdüğü şartın AB’nin değerler topluluğuna değil AB’ye üye olmak istediğini vurgulamaktadır. Gelenek-çağdaşlık, doğu-batı kültürlerin harmanlandığı bu geçiş kendimize özgü hedef ve konum başarıların adı olacaktır. Burada zımnen kendi kendimizi kandırmayı bırakarak dünya onların olduğu kadar bizimde dünyamız. Teknolojisini alıp ahlakını almayalım düşüncesinin oldukça saçma ve teolojik bir hastalık olduğunu tarih bize öğretti zaten. Batının entelektüel zeminin mekanik şekle monte edilmesinin altındaki entelektüel aktivesini görmezden geldiğimiz müddetçe bizim “materyalistler” deyip öteki gördüğümüz saldırdığımız Batıdan ne farkımız kalır ki? 

Yazar, Batı uygarlığının kudreti, örgütlenme biçimi, projeleri vs. karşısında kapıldığımız korkunun Avrupa’dan gelen her şeyin kendi asaletimize saldırı olarak gören selef aklına şu örnekleri vermektedir: Japonya ile eş zamanda sanayileşme sürecine giren Türkiye’nin halen üçüncü dünya ülkesi olmasının nedenlerinin muhasebesini yaparak “ABD’yi  ayrıcalıklı kılan kendilerini yeryüzü ile sınırlı tutmaması uzaya da açılmasıydı.” Kendilerine gökten vahiy gönderilen bir medeniyetin mümessili olan bizler uzayın derinliklerinde yer alabilirdik ki yazarın eserlerinin bazı yerlerinde bir irfan geleneğinin peşinde olduğunu da görüyoruz. Yazar irfani  ruhumuzu teknolojiye satmadan teknolojinin ve irfani geleneğin at başı gitmesi durumunda ancak kalkınma mücadelemiz  muasır medeniyetler seviyesine ulaştıracaktır yazara göre.

Osmanlı-Türkiye Batıya karşı birçok savaş yapmış ve bununla beraber Avrupa’ya ne küsmüş nede boyun eğmiştir. Kimlik, ortak değerler, aidiyet duygusu, siyasi birlik olgusu vb. Postmodern zeminde Çağdaşlık ve çağ dışı dünyada yan yana yürümektedir. “Türkiye’nin Korkuları” kitabında Batılıların yaptığı deniz seferleri ve keşiflere dikkatimizi çekerek tarım imparatorluğunun zihinsel şatafatından kurtulmanın yolu Batıyı çözümlemek ile beraber ona küsmemenin  elzemliği…  eğer  modernleşmede çıtayı yükseltebilmişsek sırrı da bu yazara göre.

 “Stratejik Perspektifler”

Bu kitapta da Sosyoloji, Felsefe, İlahiyat hatta Psikolojik açıdan Batı düşüncesi yazarın kadrajında.  Yukarıda da belirttiğimiz  ön okumayı  gerektiren eserler (en azından benim için öyle). Bu nedenle İlgimi çeken bir kaç noktayı sizinle paylaşıp yazımızı noktalamak istiyorum.

  1. 13. yüzyılda hayvanlar yargılanmış, insanmış gibi hayvanlara kesilen cezaların yerine getirilmesi beklenmiştir. Bir zamanların en eğlenceli yargılamaları kedi, köpeklerin yargılanması ve zevk ile yakılması olmuştur.
  2. I. Dünya Savaşı öncesinde Batı dünyasının yeryüzünü fethetmeye sefer olmuş, mesela “Batının demir yolları sadece raylardan ibaret değildir. Arka planında stratejik hesaplar, acımasız oyunlar ve komploların yattığı bir oyun olmuştur.” Batı’nın başarısının keşifler, deniz yolculukları, bilişim iletişim olduğu birçok aydın tarafından da dillendiren bir mesele ki sömürünün ilk çıkış noktası da bu fetihlerin sonucudur.
  3. Son zamanlarda tartışmalı konulardan “kabil-i Dünya Görüşü” kitapta yer  alan Alman ressam Albrecht Dürer “Habil ile Kabil” resmi aslında Batının bütün düşünce sisteminin arkasındaki itici gücün zihnin kodları olduğu tespit ediliyor. Ali Şeriatı‘nın birçok eserinde üzerinde durduğu Kabil’i anlayış  kitapta Albrecht Dürer’in “Habil ile Kabil” resmi ile  Batının zihinsel kodları, medeniyet algısı Habil’i bakış açısına dayanır. Tahakküm öldürme, gömme, üretim, bilinç aşılaması sonuçta “özel mülkiyet tekelcilik leşinin başında vahşice ve kinle dolu bir durumda beriki ötekine pençe atmakta öteki berikini gagalamaktadır” bu eşittir aydınlanma. Aydınlanma Kabil’i dünya görüşünün ürünüdür. Bu noktada her ne kadar bu görüşe katılmayı istemesek te gelinen nokta yazara katılmamızı şimdilik zorunlu kılıyor. Büyük ihtimalle yazar aydınlanmanın nebevî menşei olduğunu söyleyenlere katılmayı ister. Lakin realite aksi istikamette.

Bu devran döner umuduyla.

Abdulvahap SERT

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir