“Türk Milleti, Yunanları her ne pahasına olursa olsun[topraklarından] kovmaya karar vermiştir.”
TBMM Başkanı, Gazi ve Müşir (Mareşal) Başkumandan Mustafa Kemâl
(23 Ocak 1922 tarihinde Fransız Le Petit Parisien gazetesi muhabirine verdiği demeçten)
GENEL
Bu makalede, TBMM Başkanı ve Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa tarafından 23 Ocak 1922 tarihinde, Türkiye ile Yunanistan arasında barışın sağlanması ile ilgili İtilaf Devletleri’nin isteklerine dair Le Petit Parisien gazetesi [1] muhabirine verilen demeçten bahsedilmektedir. Makale kapsamında bahse konu demecin ve Atatürk’ün Nutuk isimli eserinden yapılan alıntının okuyucu nezdinde anlaşılırlığı için demeç metni ve bahse konu alıntı, makale yazarı tarafından günümüz Türkçesi dikkate alınarak mümkün mertebe sadeleştirilmiş, okuyucu tarafından konunun bağlamı ile ilişki kurulabilmesi için kelime aralarına yer yer köşeli parantezlerle bilgi ilave edilmiş ve metinde, içinde rakam olan köşeli parantezlerle ifade edilen bazı detaylar da makale sonunda “sonnotlar” bölümünde okuyucularla paylaşılmıştır.
DÖNEMİN POLİTİK VE ASKERÎ ORTAMI
Sultan Vahidettin başkanlığında 22 Temmuz 1920 tarihinde toplanan Saltanat Şûrâsı tarafından 22 Temmuz 1920 tarihinde kabul edilen Sevr Barış Antlaşması, İngiltere müzâhiri ve Millî Mücâdele’ye amansız düşman Damat Ferit Paşa Hükûmeti tarafından görevlendirilen temsilciler tarafından 10 Ağustos 1920 tarihinde de Paris’in Sevr banliyösünde İtilaf Devletleri temsilcileri ile birlikte imzalanmıştır.
TBMM’nin bir utanç ve esâret belgesi niteliğindeki antlaşmayı sert bir bildiri ile kınamış ve tanımamış [10.08.1920], bu antlaşmayı imzalayanlar ile Saltanat Şurası’nda bu anlaşma lehinde oy kullananları da “vatan haini” olarak ilan etmiştir.
İtilaf Devletleri unsurlarını yurttan çıkarmak için harekete geçmişti. TBMM, Millî Mücâdele sırasında güneyde Fransızlara karşı başarılı olmuş, Türk-Sovyet görüşmelerini başlatmış, Yunan ilerleyişi durdurulmuştu. I. İnönü Muharebesi (06-11.01.1921) de kazanılınca Müttefik Devletler, Sevr Barış Antlaşması’nda bazı değişiklikler yapmak üzere Yunanistan ve Türkiye’nin de katıldığı bir konferansın 21 Şubat 1921 tarihinde Londra’da yapılmasına karar vermişlerdi. Ancak TBMM’yi tanımadıkları için, konferansa sadece Osmanlı Hükûmetini davet etmişlerdi.
Müttefik Devletler, TBMM Başkanı Mustafa Kemâl Paşa’nın da Londra Konferansı’na delege olarak katılabileceğini ya da bir temsilci yollayabileceğini Osmanlı Hükûmeti’ne bildirdiler. Osmanlı Hükûmeti de Müttefik Devletlerin bu önerisini TBMM Başkanı Mustafa Kemâl Paşa’ya iletir. Ancak TBMM bu teklifi kabul etmez ve çağrılmadığı bir konferansa da katılamayacağını belirtir. Bunun üzerine Müttefik Devletler, İtalya’nın aracılığı ile TBMM’yi resmen Londra Konferansı’na davet eder.
Konferans 23 Şubat 1921 tarihinde Londra’da açılır. Konferansta Müttefik Devletler Sevr Barış Antlaşması’nda sadece küçük değişiklikler yapmak isterler. Ancak TBMM delegeleri buna şiddetle karşı çıkar. Müttefik Devletler bu konferansta her türlü görüşmeyi TBMM heyetiyle yapar. TBMM delegeleri de Mîsâk-ı Millî‘ye dayanarak Sevr Barış Antlaşması’nı hiçbir şekilde kabul etmediklerini dile getirirler. Şiddetli tartışmalardan sonra konferans sonuç alınamadan dağılır.
TBMM Dışişleri Bakanı ve Delege Başkanı Bekir Sami (Kunduh) Bey, Londra Konferansı’nın dağılmasından sonra savaş esirlerinin karşılıklı geri verilmesi ile ilgili olarak 11 Mart’ta Fransızlarla, 12 Mart’ta İtalyanlarla ve 16 Mart’ta İngilizlerle ayrı ayrı antlaşmalar imzalar. Egemenliği ihlâl eden ve TBMM tarafından onaylanmayan bu antlaşmalar hiçbir zaman yürürlüğe girmez. Londra Konferansı, sonuç alınamamasına rağmen Müttefik Devletlerin TBMM’yi tanımaları açısından diplomatik bir başarıydı
NUTUK’TA YER ALAN MONDROS MÜTÂREKESİ’NDEN SONRA TÜRKİYE’YE YAPILAN DÖRT BARIŞ TEKLİFİ VE BUNLAR ARASINDA BİR KARŞILAŞTIRMA
Efendiler, Mondros Mütârekesi’nden sonra düşman devletler [İtilaf Devletleri] tarafından Türkiye’ye dört kez barış şartları teklif edilmiştir.
– Bunların birincisi, [11.05.1920 tarihinde Paris’te İtilaf Devletleri adında Fransa Başbakanı Millerand tarafından Ahmet Tevfik [Okday] Paşa başkanlığındaki Osmanlı heyetine verilen] Sevr taslağıdır. Bu taslak [tarafloar arasında] hiçbir görüşmenin ürünü olmayıp Müttefik Devletler tarafından Yunan Başvekili Bay Venizelos’un da katılmasıyla düzenlenmiş ve [22.07.1920 tarihli Padişah [Vahidettin] başkanlığında [22.07.1920 tarihinde] toplanan Saltanat Şûrası’nda kabul edilmiş] [Sultan] Vahdettin’in [başbakanı Damat Ferit Paşa’nın] Hükûmeti[nin temsilcileri tarafından da] 10 Ağustos 1920 tarihinde [Paris’te] imza edilmiştir. [Türk milleti için bir esaret belgesi niteliğindeki] Bu [aşağılık ve sefil] anlaşma, TBMM tarafından tartışılmaya değer bile sayılmamıştır.
– İkinci barış teklifleri, I. İnönü Muharebesi’nden (06-11.01.1921) sonra toplanan Londra Konferansı’nın [21.02-12.03.1921] sonunda 12 Mart 1921 tarihinde yapılmıştır. Bu teklifler Sevr [Barış] Antlaşması’na bazı değişiklikler getiriyor ise de üzerinde durulmamış olan meselelerde Sevr taslağındaki maddelerin olduğu gibi bırakıldığını kabul etmek gerekir. Bu teklifler, bizce tartışmaya yol açmadan [Ankara’yı Sevr’i kabule zorlamak için İngiltere’nin teşviki sonucu Yunanlıların Batı Anadolu’da ileri harekâta geçmesi üzerine] iII. İnönü Muharebesi’nin başlamasıyla [26.03.1921) sonuçsuz kalmıştır.
– Üçüncü barış teklifleri, 22 Ekim 1922 tarihinde yani Sakarya Zaferi’nden [13.09.1921] ve Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması’ndan [20.10.1921] sonra ve [Yunanlara karşı] yakında yeni bir taarruzumuzun beklendiği sıralarda, Paris’te toplanan Müttefik Devletler Dışişleri Bakanları tarafından [Ankara’ya] yapılmıştır. Bu tekliflerde, artık Sevr taslağını temel olarak ele alma usulünden vazgeçilmiş ise de ana çizgileri ile [bu teklifler de] millî gayemizi gerçekleştirmekten uzaktı.
– Dördüncü teklif Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla (24.07.1923) sonuçlanan görüşmelerdir.
…………
Saygıdeğer Efendiler, Lozan Barış Antlaşması’ndaki hükümleri [I. Dünya Savaşı‘ndan yenilgiyle çıkan diğer ülkeler [Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan] ile imzalanan diğer barış teklifleri [ve anlaşmaları] ile daha fazla karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma, Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr [Barış] Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir [son derece önemli] bir belgedir. [Lozan] Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasî zafer eseridir!“
BAŞKUMANDAN’IN, LE PETIT PARISIEN GAZETESİ MUHABİRİNE VERDİĞİ DEMEÇ
Yukarıda (ve Nutuk’ta) da bahsedildiği üzere İtilaf Devletleri tarafından Mondros Mütârekesi sonrasında Türkiye’ye üçüncü kez teklif edilen barış şartları teklif edilmiştir. Sakarya Zaferi sonrasında TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması’ndan (20.10.1921) sonra ve İtilaf Devletleri tarafından Türk ordusunun Yunanlara karşı yakında yeni bir taarruzunun beklendiği sıralarda, Paris’te toplanan Müttefik Devletler Dışişleri Bakanları tarafından Ankara’ya yapılmıştır.
Bu dönemde İtilâf Devletleri’nin Türkiye ile Yunanistan arasında barışın sağlanmasına ilişkin istekleri konusunda Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa‘nın 23 Ocak 1922 tarihinde Fransız Le Petit Parisien gazetesi muhabirine verdiği demeç aşağıdadır:
“Müttefik Devletlerin [Sevr Barış Antlaşması hükümlerini kısmen değiştirmek üzere 21.02-12.03.1921 tarihlerinde gerçekleşen Londra Konferansı öncesinde] TBMM Hükümetine gönderdikleri notada, Türkiye ve Yunanistan temsilcilerinin anlaşmak üzere toplanmak zorunda olduklarını bildiriyorlar ve [öngörülen] bu toplantıda hazır bulunmak için İstanbul’daki [İtilaf Devletleri] temsilcilerine yetki vermeğe hazır olduklarını bildiriyorlar. Müttefik Devletlerin [öngörülen] barış şartlarının bir izahnâmesini içeren son notalarında da bahse konu teklifleri öncelikle hasım durumda olanların [yani Türklerin ve Yunanların] sonra da dünya kamuoyunun dikkatine sunduklarını yazıyorlar. Bu durumda Müttefik [İtilaf] Devletler[i] burada bile şeklen tarafsız görünmek istiyorlar.
Meseleleri sadece Yunanistan ile mi müzâkere edeceğiz? O hâlde Yunanlara söylenecek sadece iki kelimemiz olup bunlardan birincisi [Anadolu’da ve Doğu Trakya’da işgâl ve] istilâ ettikleri topraklarımızı derhâl terk etmeye davettir; ikinci kelime de bu istilâ esnasında yaptıkları geniş tahribâtın tamiri talebidir. Eğer Müttefik Devletler yeni fedakârlıklar gerektirmeden ve yeni kan döktürmeden Yunanlara topraklarımızı tahliye ettirmeye cidden karar verdiler ise bu tahliyenin teminini bizzat kendileri üstlenmelidirler.
Müttefik Devletlerin gönderdikleri ilk iki notanın içerdiği çelişkilere rağmen Müttefik Devletlerin bu vazifeyi yapmaya karar verdiklerine inanmak isterdik. Bu hareketle nihâî barış şartlarının müzâkeresine başlamak ve ciddi neticeler elde etmek için sağlam bir zemin hazırlamış olacaklardı, aynı zamanda bu hareketleriyle, Yunan [Küçük Asya] Ordusunu [2] topraklarımızda bir tehdit vasıtası olarak bulundurmadıklarına ve işgâl edilmiş hâldeki topraklarımızı ellerinde fazla rehin olarak tutmadıklarına dair bize parlak bir delil vermek niyetinde bulunduklarına inanmış olurduk.
Bütün bunlara inanmak hakkımızdı. Çünkü Müttefik Devletler çeşitli vâsıtâlarla ve özellikle son notalarıyla bize ve bütün dünyaya, kendisine ait sınırlar dâhilinde bağımsız ve hayatî kabiliyete sahip bir Türkiye’yi onaylamışlardı. Fakat [Londra Konferansı öncesindeki] son nota [ise] bizi derin bir hayal kırıklığına uğratmıştı. Müttefik Devletler [Londra Konferansı öncesindeki] bu son notada, barış şartlarının genel maddelerinin tarafımızdan kabulünden önce [ülkemizden] hiçbir [yabancı askerî güç] tahliye[si]nin yapılmamasını [bize] teklif ediyorlar. Oysa [10.08.1920 tarihli] Sevr’in (Sevr Barış Antlaşmasının) taslağına da konu olan ilk notada [I. Dünya Savaşı’nın galibi olan ülkeler (İtilaf Devletleri) tarafından bu savaşın mağlubu ülkeler olan Almanya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğuna imzalatılacak / dayatılacak olan barış antlaşmalarının esaslarını görüşmek ve belirlemek üzere 18.01.1919-21.01.1920 döneminde çalışmalarını sürdüren] Paris [Barış] Konferansı’nın [3] [gerçeğin ve beyanlarının aksine] Yunanlara, Anadolu’yu tahliye ettirmek gayesiyle toplandığını bildiriyorlardı. [Oysa herhangi bir sonuç alınamayan bu [Londra] konferansın[ın] hemen ardından 23 Mart 1921 tarihinde İngiltere’nin, Sevr Barış Antlaşması hükümlerini TBMM’ye kabul ettirmek üzere kışkırttığı Yunan kuvvetlerinin taarruzu ile de II. İnönü Muharebesi başlamıştı] [21.02-13.03.1921 tarihlerinde gerçekleşen Londra Konferansı öncesindeki] İkinci notada ise [İtilaf Devletleri, gerçekte kendileri de asla taraftar olmadıkları hâlde] memleketi [Türk vatanını] Yunanlardan tahliye ettirmek niyetini bir kez daha özel surette tekrar ediyorlardı. Çünkü bize kalınca, mutlak bir surette talep etmek zorunda bulunduğumuz [husus], Anadolu’da [İtilaf Devletleri tarafından yer yer işgâl edilmiş olan yerleşim merkezlerinin] yeni tahribattan korunmasıdır. İtilaf Devletleri, memleketimizi mümkün olduğu kadar süratle tahliye ettirmek (boşaltmak) suretiyle müstakbel barış görüşmeleri için rehine (garanti unsuru) elde etmiş olurlar. [Bu duruma rağmen de] İtilaf Devletlerinin bizimle [barış] görüşmeler[in]e giriştikleri zaman ellerinde her zaman yeteri kadar garanti unsuru bulunacaktır: Boğazlar, İstanbul ve Edirne gibi.
Eğer İtilaf Devletleri tarafından, Anadolu’nun [ve Doğu Trakya’nın] tahliyesinden (boşaltılmasından) sonra serbest ve tam [yekpâre] bir hâlde kalacak olan Türk ordusunun, nihâî barış şartlarının tespitinden önce harekete geçirilmesinden korkuluyorsa, Türkiye bu konuda onlara (İtilaf Devletlerine) ciddî teminat verebilir.
Bundan dolayı, [İtilaf Devletleri tarafından] barışın sağlanması ciddî bir surette arzu olunduğu takdirde en emin vâsıtâ [Mondros Mütârekesi sonrasında İtilaf Devletleri tarafından yer yer işgâl edilmiş olan] Türk topraklarının tahliyesi ve [ardından da yeni bir] barış konferansının toplanmasıdır. [İşgâlci] Yunan [Küçük Asya] Ordusu, Anadolu’da kaldıkça İtilaf Devletlerinin barış yapabileceklerini zannetmem. [Türkiye] Büyük Millet Meclisi Hükûmeti veya [Başkumandan olarak] ben, Türk milletine her şeyden önce, millî emellerinin elde edileceği hakkında teminât vermeğe mecburuz. Bu teminât olmayınca, hiçbir meclis ve hiçbir hükûmetin serbestçe hareket edebileceğini zannetmem. Eğer Müttefik Devletler, Yakın Doğu’da barış sağlamayı cidden arzu ediyorlarsa, yanlış olan hareket noktasından kaçınmalıdırlar. Türk Milleti, [işgâlci] Yunanları her ne pahasına olursa olsun [topraklarından] kovmaya karar vermiştir. Eğer İtilaf Devletleri, topraklarımızı yeniden kan döktürmeden tahliye ettirirlerse Türk milleti onlara minnettar olacaktır. Fakat bu âlicenabâne ve insanî hareketin tehir edilmemesini isterdik.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Millî Mücâdele’de iç ve dış olay ve gelişmeleri isâbetle okuyan ve değerlendiren, zamanında uygun ve doğru kararlar alıp bunları başarıyla uygulayan Mustafa Kemâl Paşa’nın şahsında somutlaşan politik ve askerî liderlik bu kutlu mücâdelenin sonuna dek düzenli bir şekilde ve meşrû zeminlerde yapılan seçim ve görevlendirmelerle devam etmiş, bu istikrarlı, dirayetli ve başarılı politik ve askerî liderlik Millî Mücâdele’nin müstesnâ bir zaferle sonuçlanmasında belirleyici ve hayatî bir işlev görmüştür. Bu somut gerçeği, İtilâf Devletleri’nin Türkiye ile Yunanistan arasında barışın sağlanmasına ilişkin istekleri konusunda Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa‘nın 23 Ocak 1922 tarihinde Fransız Le Petit Parisien gazetesi muhabirine verdiği demeçte de görmek mümkündür.
Dr. İrfan PAKSOY
Emekli Hava Kurmay Albay, tarih doktoru, yazar ve akademisyen (Ankara Üniversitesi)
© 2026. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.
SONNOTLAR
[1] Le Petit Parisien, Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet dönemi olan 1876-1944 yılları arasında yayımlanan önde gelen gazetelerden biriydi.
[2] Yunan Küçük Asya Ordusu: Kurtuluş Savaşı’nda Batı Anadolu’yu işgâl eden ve Batı Anadolu’da Türk kuvvetlerine karşı savaşmış Yunan ordusudur. Bu ordunun büyük bölümü 26.08-18.09.1922 tarihlerindeki Büyük Taarruz ve sonrasındaki Tâkip Harekâtı esnasında TBMM Orduları tarafından imhâ ve esir edilmiştir. İzmir’in 15 Mayıs 1919 tarihinde işgâlinden itibaren bu orduda başkomutanlık yapanlar tarih sırasına göre şu şekildeydi: Albay Nikolau Zafiriu (15.05-02.06. 1919), Tümgeneral Nider (02.06-Aralık 1919), Tümgeneral Komnimos Miliotis (Aralık 1919-Eylül 1920), Korgeneral Leonidas Paraskevopoulos (Eylül 1920-03.11.1920), Korgeneral Anastasios Papoulas (03.11.1920-19.05.1922), Korgeneral Georgios Hacıanesti (19.05-28.08.1922), Tümgeneral Nikolas Trikupis (28.08-02.05. 1922) ve Tümgeneral Polimenakos (05-19.09.1922).
[3] I. Dünya Savaşı‘nı sona erdiren antlaşmaların hazırlandığı uluslararası bir konferans olan Paris Barış Konferansı 18 Ocak 1919 tarihinde açılmıştır. 21 Ocak 1920 tarihine dek çalışmalarını sürdürmüş olan bu konferansa İttifak Devletleri ile savaşmış veya onlara savaş ilan etmiş Müttefik, kısmen Müttefik ve ortak devlet gibi farklı gruplara ayrılmış 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Konferans kapsamında 1 Haziran 1919 tarihinde bir Osmanlı heyeti Paris Barış Konferansına davet edilmiştir. Sadrazam Damat Ferit Paşa başkan-lığındaki heyet, 6 Haziran 1919 tarihinde bir Fransız zırhlısıyla yola çıkıp 12 Haziran’da Paris’e vardığından itibaren başlayan küçültücü ve itibarsızlaştırıcı muamele heyet Fransa’dan kovulana dek sürmüştür. Osmanlı heyetine Paris’te karşılama töreni yapılmamış, Fransız gazetelerinin ifadesiyle “Fransız Dışişleri Bakanlığının sıradan bir memuru Osmanlı heyetine yol göstermiş,” Heyete, diğer devlet temsilcileri de küçültücü davranışlarda bulunmuştur. Damat Ferit Paşa 17 Haziran’da Konferansta (savaşın kazanılmasında yardımları olan küçük devletlerin savaş sonrasındaki paylaşıma dahil olmasını hoş karşılamayan İtilaf Blokunun ileri gelen devletleri olan Amerika, Fransa, İngiltere, İtalya ve Japonya’nın başbakanları ve dışişleri bakanlarından oluşturulan) Onlar Konseyi’nde yaptığı konuşmada Osmanlı Devleti sanki savaştan mağlup çıkmamış gibi ölçüsüzce isteklerde bulunmuş, Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının aynen korunmasını istemiş, Savaşta İttihatçılar ile Almanların kabahati olduğunu söylemiş, Batı Trakya’nın, Arap topraklarının hatta Kıbrıs ve Mısır’ın Sultana / Halifeye bırakılmasını istemiştir. Onlar Konseyi bu talepleri sert bir şekilde reddettiği gibi ABD Başkanı Wilson, İngiltere Başbakanı Lloyd George ve Dışişleri Bakanı Balfour ile Fransa Başbakanı Clemenceau tarafından Damat Ferit Paşa hakâretemiz ve pejoratif ifadelere mâruz kalmış, akabinde de Damat Ferit Paşa ve Osmanlı heyeti Paris’ten kovulmuştur.
KAYNAKLAR
—, “Mondros Ateşkes Antlaşmasından Sonra Türkiye’ye Yapılan Dört Barış Teklifi Arasında Bir Karşılaştırma” https://kho.msu.edu.tr/hakkinda/harbiyeli_ataturk/nutuk/16/22.html, Erişim Tarihi: 25.01.2026.
-Akşin, Sina, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, C 1, Cem Yayınevi, İstanbul 1985.
-Akşin, Sina; İç Savaş ve Sevr’de Ölüm, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010.
Atatürk Araştırma Merkezi ve Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 2, (Editör: Yüksel Özgen), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2024.
-Atatürk, Mustafa Kemâl; Nutuk, Biz Bize Basın Yayın Eğitim Hiz. San. Tic.Ltd.Şti., Ankara 2007;
-Bozkurt, Gülnihal; “Sevr’i Bilmek, Lozan’ı Anlamak”, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1666170, Erişim Tarihi: 22.02.2024.
-Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, Bateş Yayınları, İstanbul 1980.
-Erikan, Celal; Kurtuluş Savaşı Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2014.
-Goloğlu, Mahmut; Millî Mücadele Tarihi Cilt III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2006;
-Helmreich, Paul C; Sevr Entrikaları, (Çeviren: Şerif Erol), Sabah Kitapları, İstanbul 1996.
-Jaeschke, Gotthard, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi (30 Ekim 1918-11 Ekim 1922), TTK Bsmv., Ankara 1970.
-Kayra, Cahit; Sevr Dosyası, 2. Baskı, Tarihçi Kitabevi, İstanbul 2004.
-Meydan, Sinan; “Türk Milleti’ne Suikast”, Sözcü, 22.02.2026.
-Paksoy, İrfan; Büyük Taarruz Destanı, Alka Yayınevi, Trabzaon 2023.
-Paksoy, İrfan; “Sevr’e Uzanan Yol-3 (Paris’te Ulusal Aşağılanma)” 28.07.2024, https://www.eura24.com/yazi/ sevr-e-uzanan-yol-3-paris-te-ulusal-asagilanma-1780.html, Erişim Tarihi: 15 02.2026;
-Paksoy, İrfan; “Sevr’e Uzanan Yol-6 (Saltanat Şurasında Sevr’in Kabulü)”, 07.08.2024, https://www.eura24. com/ yazi/sevr-e-uzanan-yol-6-saltanat-surasinda-sevr-in-kabulu-1788.html, Erişim Tarihi: 25.02.2026;
-Paksoy, İrfan; “Sevr’e Uzanan Yol-7 (Sevr Nedir, Ne Değildir?”, 12.08.2024, https://www.eura24.com/yazi/ sevre- uzanan-yol-7-sevr-nedir-ne-degildir-1790.html, Erişim Tarihi: 25.02.2026;
-Sarıhan, Zeki; Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1994.
-Tansel, Selahattin; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, III, MEB Yay., İstanbul 1991.
-Uyar, Hakkı; “Kurtuluş Savaşı Yıllarında Toplanan Saltanat Şuraları”, Cumhuriyet, 10.08.2020.

Son Yorumlar