2025 Yıl Sonu Edebiyat Değerlendirmeleri-XIV: Esme ARAS

2025 yılı edebi anlamda sizin için nasıl geçti?

Bazı alanlarda bitişlerin ve başlangıçların yılı oldu diyebilirim. Biraz yavaşlayarak da olsa, kitap değerlendirme yazılarına devam ettim. Radyo programlarına, internet üstünden gerçekleştirilen yayınlara katıldım. Edebiyat dergilerinin dosya konularında yer aldım. Ortak kitaplarda, basılı ve dijital yayınlarda inceleme yazılarım, röportajlarım, öykülerim yayımlandı. Kibatek Edebiyat Akademisi’nin davetiyle 8 Mart’ta katılımcılarla yüz yüze bir buluşma gerçekleştirdik.

Memleketim Ayvalık’ta bu yıl ilki gerçekleştirilen Edebiyat Günleri’ne ve Ayvalık Belediyesi Alan Başkanlığı’nın düzenlediği Ayvalıklı Yazarlar Buluşması’na sevdiğim yazar arkadaşlarımla birlikte katılmak, imza günü etkinliklerinde yer almak mutluluk vericiydi. Ankara Kitap Fuarı’nda ve kültürel etkinlikler düzenleyen mekânlarda okurlarla bir araya geldik. Son olarak Eskişehir’de bir kolejin düzenlediği Roman Kahramanları Festivali’ne katıldım. Kendi açımdan ağır ağır ilerlemek, yolda olmak, yazmak ve üretmek güzeldi diyebilirim.

Bu yıl okuduğunuz ve sizde iz bırakan üç kitap adı söyler misiniz?

Hayatımızın En Uzun Kışı; Dilek Karaaslan, öykü, Can Yayınları

İrlanda Defteri; Meltem Gürle, deneme, Can Yayınları

Gönülde Kitap; Necati Tosuner, deneme, Alakarga Yayınları

Türk edebiyatında bugün karşılaştığımız en büyük sorun yazmak mı, yayımlanmak mı, okunmak mı?

Edebiyat meşakkatli uğraş, yazarlık birçok yanıyla nankör bir meslek. Meydana getirilen eserin karşılığını, gerçek değerini hiç görememe hatta görmezden gelinme ihtimali var. Bazen de yazarın hakkının teslim edilmesi yıllar alır ki bunu görmeye ömür yetmez. Yine de sanatçı bunu göze alarak yola çıkar. Herkesin başka bir nedeni ve yazarken alınan bir haz duygusu var. Yazarın bu alandaki istikrarı, ısrarı v e disiplin anlayışı bireysel bir edim olan yazmanın önündeki tıkanmayı ortadan kaldırabilir. Ancak bir kitabı yazmak kadar onu yayımlatma süreci, yayıncıları yazdığınız esere ikna etme çabası ve basılmasını sağlama uğraşı zor ve zahmetli. İş, yazar açısından bununla da sınırlı kalmıyor, yazan kişi aynı zamanda kendi ürününü tanıtmak zorunda. Sonuçta başarı küçük ilerlemelerle geliyor, bu işin anahtarı da kanımca sabır.

Günümüzde bir metnin yayınevince kabul edilmesi daha çok edebi değerle mi, yoksa piyasa sezgisiyle mi belirleniyor?

Bence yayınevleri açısından işler her iki bakış açısıyla yürüyor. İyimser bir tahminle söylemem gerekirse; piyasa sezgisiyle basılan kitapların satışından elde edilen gelir, edebi değeri olanları yayımlamak için harcanıyor. 

Güncel anlamda okuruyla yazar arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

Boş bir şişenin ya da adressiz bir zarfın içine bırakılan mektuplara benzetiyorum yazmayı. Ne zaman, nerede, kiminle buluşacağını bilemezsiniz. Hiç beklenmeyen yerlerde yazarın karşısına çıkan okurlar elbette sevindirir. Ağaç kütüklerinin ortasında yer alan iç içe halkları hepimiz biliriz. Aynı halkalar durgun bir suya taş atıldığında da ortaya çıkar. Sonra o halkalar genişleyerek etrafa yayılır. İşte yazmak, suya bir taş atmak gibi. Bu etkiyi görmek amacıyla fuarlar, söyleşiler, etkinlikler düzenleniyor ancak okurla yüz yüze gelmenin sevinci dışında bu buluşmalar bir beslenme alanı, yeni bir kaynak yaratabiliyor mu? Bir pınara, billur bir suya dönüşüyor mu? Yazdıklarınız kime (okura/hedef kitleye) ne derece ulaşıyor, kimde karşılığını buluyor bu çaba, bazen emin olamıyorum.

Bugün bir yazarın görünür olabilmesi için iyi yazması mı, doğru çevrede olması mı daha önemli?

Yazarın dili, kurgusu, meselesi iyi bir metin yazmanın önkoşuludur diye düşünüyorum. Sonra alanında yetkin, geliştirici bir editörle çalışabilmek şanstır, hiç kuşkusuz metni bir üst seviyeye çıkarır. Kitap bütünlüğüne erişmiş dosyanın basım, dağıtım, tanıtım ağı güçlü bir yayınevi etiketiyle okurla buluşturulmasıysa evet, benim aklımdaki doğru çevre tanımına uyuyor bu.

Okunma, anlaşılma ya da takdir edilme ihtiyacı yazma motivasyonunuzun neresinde duruyor? Ve sizin için yazmak bir özgürlük müdür, yoksa bir bağımlılık mı?

Yayımlatmak bir öncelik mi? Sadece kendinize yazdığınız metinleriniz de olabilir. Bu noktada özgürlük, düşündüklerinizi dile dökebilmenin getirdiği ferahlık duygusuyla birleşirse o zaman da yeterli motivasyonu sağlayabilir. Yayımlanmış bir eserin yolculuğunu görmek, okurda karşılık bulması elbette heyecan vericidir. Bir yazar başka ne isteyebilir? Anlaşılmak çok güzel bir duygu.

2026’ya girerken edebiyattan beklentiniz nedir?

Giderek azalan güzel günlerin geleceği ümidinin sıcaklığını, içimizde bir yerde korumayı isterim. Bugünlerden bir iz bırakma gayretiyle oturduğumuz çalışma masasında iyi metinler üretmeye çalışmak, nitelikli metinlerle buluşmaktır dileğimiz. Edebiyatın birleştiren gücüyle dokumuza uyan, mayamızın tuttuğu iyi niyetli insanların elini bırakmadan, kıymet bilerek, kıymet vererek yürüyeceğimiz bu yolda olmak şimdilik güzel.

Teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Esme ARAS

  • Çatalca, İstanbul doğumlu; Ayvalıklı.
  • Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu.
  • Yazıları, öyküleri çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Ortak kitaplarda, derleme ve seçkilerde yer aldı.
  • 2012-2017 arasında Hürriyet Gazetesi’nin Ankara ekine edebiyat röportajları hazırladı.
  • An öykülerinden oluşan ilk kitabı Neptün Mavisi Düşler 2015’te,
  • Edebiyat röportajlarından bir seçki Ankara’da Edebiyat-Emsal/siz 2016’da,
  • İkinci öykü kitabı Kumrunun Saklısından 2017’de,
  • Ankaralı edebiyat röportajları Yaz’Ankara adıyla 2021’de,
  • İlk kısa romanı Kâbil, Ötesi Boşluk 2023’te yayımlandı.
  • Edebiyat röportajlarına Parşömen Fanzin’de devam etti.
  • TRT Radyo1 Gecenin İçinden ve Gündem Hafta Sonu programları bünyesinde edebiyat çalışmalarını sürdürdü.
  • BirGün Gazetesi’nin kültür sanat sayfasında düzenli yazdı.
  • Aras, hâlen Ankara’da yaşamaktadır, kelimeler tüm zenginliğidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir