Azerbaycan Müziğinin Evrensel Sesi: Reşid Behbudov

14 Aralık 1915, Azerbaycan müziğinin ve kültürünün dünya çapında tanınan büyük temsilcilerinden Reşid Behbudov’un doğum tarihi.

Bu tarih yalnızca bir sanatçının dünyaya gelişini hatırlatmıyor; aynı zamanda sesiyle bir milletin hafızasına kazınmış, müziğiyle sınırları aşmış büyük bir sanat mirasını yeniden bizlere selamlatıyor. Reşid Behbudov’u anmak, Azerbaycan müziğinin yirminci yüzyıldaki estetik yükselişini, müziğimizin dünya sahnelerinde kazandığı saygınlığı ve dünya müzik tarihinde bıraktığı silinmez izleri hatırlamak demek. Esrarengiz sesi, kendine özgü yorumu ve sahnedeki asil duruşuyla Azerbaycan müzik kültürüne adını altın harflerle yazdıran Reşid Behbudov, bu toprakların yetiştirdiği en kıymetli seslerden biri.

Bedhudov sanatı, yalnızca yaşadığı döneme ait bir başarılar toplamı değil; vefatından sonra da kuşaklar boyunca süregelen bir okul, bir üslup, bir disiplin ve bir ölçüdür. Reşid Behbudov’u dinledikçe Azerbaycan müziğinin derin katmanlarına inerek, halkın ruhunu, tarihini ve duygusal dünyasını ses aracılığıyla hissetmek mümkündür. Çünkü O; ister halk şarkısı, ister klasik eser, ister opera, ister sinema müziği ya da pop olsun, seslendirdiği her yapıtı sıradanlıktan çıkarıp yüksek sanat düzeyine ulaştırmayı başarmıştır.

Reşid Behbudov, sanatında kendine özgü bir yol açmış; yorumladığı her esere kişisel mührünü vurmuştur. Yalnızca güçlü bir vokalist değildir; aynı zamanda sahne hâkimiyeti yüksek, dramatik derinliği olan bir oyuncudur da. Zengin ses rengi, berrak tınısı ve kusursuz diksiyonu sayesinde sesi duyulduğu anda kimliği sezilir, dinleyiciyle anında duygusal bir bağ kurardı. Onu farklı kılan, yalnızca sesi değil; söylediği her kelimeye anlam, her notaya ruh katabilmesiydi.

14 Aralık 1915’te Tiflis’te dünyaya gelen Reşid Behbudov’un çocukluğu, Azerbaycan müzik tarihinde özel bir yere sahip olan Şuşa’da geçti. “Azerbaycan’ın konservatuvarı” olarak anılan bu kadim şehir, Onun sanatsal kişiliğinin şekillenmesinde belirleyici rol oynadı. Babası Mecid Behbudov, Azerbaycan mugam sanatının saygın ustalarından biriydi. Annesi Firuze Vekilova ise dönemin aydın kadınları arasında yer alan, iyi eğitimli, çok dilli ve kültürlü bir şahsiyetti. Böyle bir aile ortamında yetişen Reşid Behbudov, müziği yalnızca bir meslek değil, hayatın özü olarak benimsedi.

Ailenin üç çocuğu-Necibe, Enver ve Reşid, sanat ve kültür alanında iz bırakan bireyler olarak yetişti. Enver Behbudov tiyatro yönetmeni, Necibe Behbudov tiyatro ve sinema oyuncusu olarak Azerbaycan kültür hayatında saygın bir yer edindi. Reşid Behbudov ise vokal sanatında ulaştığı zirveyle adını tarihe yazdırdı.

Henüz 16 yaşındayken annesini kaybetmesi, onun iç dünyasında derin izler bıraktı. Ancak çocukluğundan itibaren müzikle iç içe büyümesi, bu acıyı sanata dönüştürmesine imkân tanıdı. Babasıyla birlikte katıldığı halk meclisleri, düğünler ve şenlikler, onun sahneyle erken yaşta tanışmasını sağladı.

1933’de öğrenim gördüğü Demiryolu kolejinde “Teo-Saz” adlı bir müzik topluluğu kurdu. Kısa sürede ün kazanan bu topluluk, Behbudov’un profesyonel sanat yaşamına açılan kapısı oldu. Sahne yeteneği ve ses gücü sayesinde Gürcistan Opera ve Bale Tiyatrosu’na davet edildi.

1. Dünya Savaşı yıllarında, sanatını cephelerde ve hastanelerde askerlerin moralini yükseltmek için kullandı. Bu dönemde müziğin yalnızca estetik değil, aynı zamanda insani bir görev olduğuna inanıyordu.

Üzeyir Hacıbeyli’nin “Arşın Mal Alan” operetinde canlandırdığı Asker rolü, Reşid Behbudov’u geniş kitlelerle buluşturdu. 1943 yılında çekilen film uyarlamasında bu rolü beyazperdede ilk kez o canlandırdı. Bu yapıt, onun yalnızca bir ses sanatçısı değil, güçlü bir dramatik oyuncu olduğunu da ortaya koydu. Ardından Fikret Amirov’un “Sevil” operasında Balaş rolü başta olmak üzere pek çok sahne ve sinema eserinde yer aldı.

Reşid Behbudov’un sanatı, dil ve sınır tanımazdı. SSCB coğrafyasının yanı sıra Avrupa’dan Asya’ya, Orta Doğu’dan Güney Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada konserler verdi. İtalya’dan Çin’e, Türkiye’den Hindistan’a kadar gittiği her ülkede, Azerbaycan müziğini büyük bir saygınlıkla temsil etti.

Repertuvarı son derece genişti: Halk şarkıları, çağdaş besteci eserleri ve dünya müziğinden seçkin örnekler… “Reyhan”, “Azerbaycan elleri”, “Ana”, “Sevgilim”, “Azerbaycanım”, “Bahar sensiz”, “Karanfil”, “Küçelere su sepmişem” gibi eserler onun sesiyle hafızalara kazındı. Halk şarkılarını senfonik orkestra eşliğinde seslendiren ilk sanatçı olarak da müzik tarihinde öncü bir rol üstlendi.

1950’de Azerbaycan Devlet Konser Topluluğu‘nu kurarak kurumsal müzik yaşamına kalıcı bir katkı sunan Behbudov, daha sonra dünya müzik tarihinde benzeri olmayan Şarkı (Mahnı) Tiyatrosu’nu kurmuş ve bu özgün sanat kurumunun yaratıcısı olmuştur. Bugün Bakü’nün merkezinde yer alan ve onun adını taşıyan Reşid Behbudov Şarkı Tiyatrosu, bu büyük sanat mirasının yaşayan bir simgesidir.

SSCB Halk Sanatçısı, Devlet Ödülü sahibi, Sosyalist Emek Kahramanı gibi en yüksek unvanlara layık görülen Behbudov, aynı zamanda üç dönem milletvekilliği yaptı. Döneminin hiçbir sanatçısı onun kadar yurt dışında konser vermemiştir.

Mizah duygusu güçlü, nüktedan bir kişiliğe de sahipti. Bir gün şöyle demişti: “Sekseninci yaşımı kutlarken sahneye yaşlı bir adam kılığında çıkacağım; yüzüme takma sakal ve bıyık taktıracak, elime bir baston alacağım. Çocuklar koluma girip beni sahneye çıkaracak. Salonda fısıltılar dolaşacak: ‘Reşid’e ne oldu, ne çabuk yaşlandı…’ Sonra bir anda o takma sakalı ve bıyığı çıkaracak, her zamanki gibi şarkı söylemeye başlayacağım.”

Ancak ömür buna izin vermedi. Reşid Behbudov, 9 Haziran 1989’da Moskova’da esrarengiz bir şekilde hayata veda etti.

Yıllar geçse de Onun sesi hâlâ kulaklarımızda yankılanmakta, ruhumuzu beslemekte ve hayatımıza anlam katmaktadır. Bugün doğum gününde onu anarken, bir kez daha anlıyoruz ki Reşid Behbudov yalnızca geçmişte kalmış büyük bir sanatçı değildir. O, sesiyle aramızda yaşayan; her notasında, her kelimesinde, her nefesinde kendini yeniden hatırlatan ölümsüz bir değerdir…

Doç. Dr. Günay MAMMADOVA

11 Comments

  1. Lətafət Reply

    Əziz Günay müəllimə,əlinizə-əməyinizə sağlıq.Məqaləni böyük maraqla oxudum.Rəşid Behbudov kimi dəyərli sənətkarın həyat və yaradıcılığı səmimi və anlaşıqlı dildə yazılıb.Məqalə mənim fikrimdə hər bir oxucuya həm maarifləndirici, həm də xoş duyğular bəxş edir.

  2. Ulviyya Reply

    Oxuduqca Rəşid Behbudovun ifaları qulağımda səsləndi. Yazı həm məlumatlı, həm də ruhludur. Təşəkkürlər Günay Məmmədova

  3. Nurtaj Aliyarova Reply

    Rəşid Behbudovun sənətini bu qədər zərif və dərin anlatmaq böyük ustalıqdır. Yazı sanki onun səsini oxucuya yenidən dinlədir. Təşəkkürlər

    1. Təranə Məmmədova Reply

      Günay xanım hər zaman olduğu kimi fərqli və ideal fikirlərinizi məqalədə yazmısınız. Təbrik edirəm, davamlı olsun🙏🏼❤️

  4. Nigar Reply

    Bu məqalə Rəşid Behbudovun sənət böyüklüyünü çox incə şəkildə açır. Müəllifin dili həm elmi, həm də bədii çalarlarla zəngindir. Oxucu həm məlumat alır, həm də estetik zövq yaşayır. Belə yazılar mədəniyyət jurnalistikası üçün əsl nümunədir. Təşəkkür edirəm, Günay xanım!

  5. Nigar Reply

    Günay müəllimə, məqaləniz maarifləndirici və təsirlidir. Bu təsiri yaradan əsas səbəb sizin zərif və obrazlı yazı dilinizdir. Üslub mövzunun ruhuna tam uyğun gəlir. Yazıdan həm bilik, həm də estetik zövq aldım. Təbrik edirəm 💖

  6. Tural Memmedov Reply

    Günay xanım, məqaləni çox gözəl təqdim etmisiniz. Yazı oxucuya həm məlumat, həm də duyğu ötürür. Təşəkkürlər və təbriklər!

  7. Tural Qasımov Reply

    Həmişəki kimi əla! Təbrik edirəm, Günay xanım. Yazınızdan Rəşid Behbudov haqqında çox şey öyrəndim. Rəşid Behbudovu dinləməyi çox sevirəm. Bir daha təbriklər!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir