2025 yılı edebi anlamda sizin için nasıl geçti?
2025 benim için edebiyatla hem daha çok yakınlaştığım hem de zaman zaman mesafesini hissettiğim bir yıl oldu. Okudukça yazının ne kadar zor, ama aynı zamanda vazgeçilmez olduğunu bir kez daha fark ettim. Bazı metinler beni cesaretlendirdi, bazılarıysa “daha çok çalışmalıyım” diye susturdu.
Yazmak bu yıl benim için yalnızca üretmek değil; düşünmek, geri çekilmek, yeniden başlamak demekti. Kısacası 2025, edebiyatla aramdaki ilişkinin daha dürüst, daha gerçek ve biraz da daha kırılgan hale geldiği bir yıl oldu.
Bu yıl okuduğunuz ve sizde iz bırakan üç kitap adı söyler misiniz?
Aslında yalnızca üç kitap ismi belirtmek benim için oldukça zor; çünkü bu sene gerçekten çok güçlü, çok iyi kitaplar okudum. Yine de öne çıkanlar arasında “Tereyağı,” gündelik olanla karanlığı ustalıkla iç içe geçiren rahatsız edici atmosferiyle; “Dünyanın Güzelliği” sade ama derin anlatımıyla; “Cadılar, Sürtükler, Feministler” ise tarih boyunca kadınlara yapıştırılan etiketleri ters yüz eden, öfkeli ama zeki bir metin; okurken hem güçlendiren hem de insanı rahatsız eden bir tarafı var.
Türk edebiyatında bugün karşılaştığımız en büyük sorun yazmak mı, yayımlanmak mı, okunmak mı?
Bence bugün Türk edebiyatında en büyük sorun yazmak ya da yayımlanmak değil, gerçekten okunmak. Yazmak isteyen çok, yayımlanmak artık eskisine göre daha mümkün; ama metnin okurla sahici bir ilişki kurması giderek zorlaşıyor. Hız çağında metinler de hızla tüketiliyor, derinlik yerini görünürlülüğe bırakabiliyor. Bu da iyi metinlerin çoğu zaman gürültü içinde kaybolmasına neden oluyor. Asıl mesele, bir kitabın raflarda değil, birinin zihninde ve kalbinde yer bulabilmesi.
Günümüzde bir metnin yayınevince kabul edilmesi daha çok edebi değerle mi, yoksa piyasa sezgisiyle mi belirleniyor?
Dürüst olalım: Piyasa sezgisi ağır basıyor. Bu, edebi değerin tamamen yok sayıldığı anlamına gelmiyor ama çoğu zaman “nasıl satılır?” sorusu “ne anlatıyor?” sorusunun önüne geçiyor. Yayınevlerini suçlamak kolay ama sistem böyle işliyor; mesele, bu sistemin içinde yazarı ne kadar sıkıştırdığı.
Güncel anlamda okuruyla yazar arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?
Daha yakın ama daha kırılgan. Sosyal medya mesafeyi azalttı ama beklentiyi artırdı. Okur yazarı sadece metniyle değil, duruşuyla, sesiyle, susuşuyla da takip ediyor. Bu güzel ama aynı zamanda yorucu bir ilişki. Eskiden metin konuşurdu, şimdi yazar da sürekli konuşmak zorunda.
Bugün bir yazarın görünür olabilmesi için iyi yazması mı, doğru çevrede olması mı daha önemli?
Keşke yalnızca iyi yazmak yeterli olsaydı ama bugün görünürlük çoğu zaman doğru çevrede olmaktan geçiyor. İyi yazmak hâlâ metnin ömrünü belirleyen asıl unsur; fakat ilk kapıların açılmasını her zaman sağlayamıyor. Doğru ilişkiler, doğru mecralar bir yazarı daha hızlı öne çıkarabiliyor. Yine de yalnızca çevreyle ayakta kalan metinlerin uzun vadede tutunamadığını düşünüyorum. En sağlam yer, iyi yazının geç de olsa kendine bir yol bulduğu yer.
Okunma, anlaşılma ya da takdir edilme ihtiyacı yazma motivasyonunuzun neresinde duruyor? Ve sizin için yazmak bir özgürlük müdür, yoksa bir bağımlılık mı?
Okunmak, anlaşılmak ya da takdir edilmek elbette insanın kalbini yoklayan duygular; bunu tamamen inkâr etmek samimi olmaz. Ama yazmaya başlama anımda bunlar hiçbir zaman merkezde durmuyor. Metinle baş başa kaldığım o ilk anda asıl ihtiyaç, içimde biriken şeyi dışarı çıkarabilmek oluyor. Okunmak sonradan gelen, bazen sevindiren bazen de kıran bir yan etki gibi.
Benim için yazmak kesinlikle bir özgürlük, ama aynı zamanda vazgeçemediğim bir alışkanlık. Yazmadığımda eksik hissediyorum; yazdığımda ise biraz daha tamamlanıyorum. Bu yüzden yazı, benim hayatımda hem sığındığım bir alan hem de kendimle hesaplaştığım bir mecburiyet.
2026’ya girerken edebiyattan beklentiniz nedir?
Öncelikle yeni yıla girerken, kelimelerin birleştirici gücüne hâlâ inanan biri olarak herkesi sevgiyle kucaklıyorum. 2026’dan edebiyat adına beklentim, kimseyi memnun etmeye çalışmayan metinlerin çoğalması. Daha az cilalı cümle, daha az “beğenilir mi” kaygısı; daha çok dert, daha çok risk, daha çok hakikat istiyorum. Herkesin birbirine benzediği, aynı yerden konuştuğu metinlerden yoruldum. Okuru da yazarı da konforundan çıkaran, rahatsız eden, iz bırakan kitaplar görmek istiyorum. Edebiyatın yeniden güvenli bir vitrin değil, tehlikeli bir alan olmasını diliyorum. Okuyanlara, yazanlara, düşünenlere; sessizce emek veren herkese iyi bir yıl olsun.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ

Son Yorumlar