2025 Yıl Sonu Edebiyat Değerlendirmeleri-XVI: Uğur DEVECİ

2025 yılı edebi anlamda sizin için nasıl geçti?

Biraz eksik… Yeni romanıma çalıştım çokça. Yakında benden çıkacak, sonrası kısmet. Bu yüzden ağırlıklı olarak yazdıklarıma referans olacak çeviri kitaplar okudum. Çokça çalıştım. Yaşadığım ülkeden kitapları, yazarları ihmal ettim, bu açığı şubat, mart sonrası kapatma niyetindeyim. Dinleyeceğim çok fazla podcast, okuyacağım çok fazla yazı birikti… Romanı bitirip gönderince daha dışarıya açacağım gözlerimi.

Bu yıl okuduğunuz ve sizde iz bırakan üç kitap adı söyler misiniz?

Ördekler, Newburyport / Lucy Ellmann Çeviren : Mahir Koçak

Annem Öldü mü Vigdis Hjorth Çeviren : Dilek Başak

Yukarıdaki iki kitap sadece geçen yıl değil, uzun zamandır okuduğum en iyi iki kitap bunu özellikle belirtmek istedim.

Smyrana’nın Sonu, İzmir’de Kozmopolitizmden Milliyetçiliğe Herve Georgelin Çeviren : Saadet Özen

Türk edebiyatında bugün karşılaştığımız en büyük sorun yazmak mı, yayımlanmak mı, okunmak mı?

Üçünü birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Yazarken yayıncı ya da okur düşüncesinden mümkün olduğu kadar uzak kalmaya çalışıyorum. Önceliğim kalemimden çıkan metnin ilk olarak benim içime sinmesi… Siz iyi bir metin yarattığınızda okur bir şekilde ona kıymet veriyor. Burada çokluktan çok dünyaya aynı gözle baktığım okurlarla buluşmak beni mutlu ediyor ve bunu üç kitabımda da yaşadım… çok şükür. Yayımlanma meselesi ise dipsiz, karanlık bir kuyu. Benim yazdıklarım kıymet gördü ve yayımlandı fakat bu konunun özellikle yolun başındaki yazarlar için gerçekten can sıkıcı olduğunu düşünüyorum. Sanıyorum genele bakıldığında içlerinde en dertli olan yayımlanmak…

Günümüzde bir metnin yayınevince kabul edilmesi daha çok edebi değerle mi, yoksa piyasa sezgisiyle mi belirleniyor?

Yayınevleri -sorunun ilk söcüğünü özellikle vurgulayarak- günümüzde yaşamlarını sürdürmek için piyasa gerçeklerinden uzaklaşamıyorlar. Bu sebeple piyasa sezgisiyle hareket etmeleri anlaşılır bir durum. Bu davranışın neticesinde piyasada karşılığı olmayan fakat edebi değerleri olan metinleri de basma şansına erişebilirler. Önemli olan bu dengeyi nasıl kurdukları. Bir de kime göre neye göre durumu var… Her kitap gibi her okur da ayrı bir dünya sonuçta. Her yayınevinin tavrı bu konuda farklılık gösterdiği için genel bir kanım yok ancak ben ikisinin harmanlaması tarafındayım.

Güncel anlamda okuruyla yazar arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

Eskiye oranla fazla yakın fakat artık böyle bir zamanda yaşıyoruz. Kitapları okumuş okurlarla ilişkimle ilgili şikayet edemem fakat okur sınıfına girer mi girmez mi bilmiyorum -bence girmez- sürekli para ve bedava kitap isteyen, karşılığında kitabımı tanıtacağını söyleyenlerden çok bunalıyorum. Yazara ticari bir işletme muamelesi yapılmasına karşıyım. Ulaşılabilir olmaktan en çok şikayet ettiğim konu bu sanırım. Bir de küçük bir sitemim var galiba, bizler arada çok sevdiğimiz yerlerde söyleşiler yapıyoruz. Özellikle İstanbul’da katılım genelde çok az oluyor. Çünkü sosyal medyadan mesajla soru sormak daha kolay… Keşke bu sorular daha çok bize hep beraberken, o söyleşilerde sorulsa, yanıtlarını birlikte bulsak.

Bugün bir yazarın görünür olabilmesi için iyi yazması mı, doğru çevrede olması mı daha önemli?

Bir yazarın yazma motivasyonunun görünürlük olması bana pek doğru gelmiyor. Benim için yazmak, her ne kadar bir noktada yazdıklarımı paylaşsam da hep kişisel bir eylem. Yazdıklarımın görünür olmasından çok okunur olmasını isterim. Doğru çevre diye de bir tabiri anlamakta zorlanırım. Ben Buzdan Top’ta, Adalı için nazara inamazdı ama nazardan korkardı yazmıştım. Bu yüzden Uğur Deveci olarak görünür olmak, bu görünürlük için doğrularımdan feragat etmek, susmak, varlığımı başkalarının varlığına esir etmek… vesaireden sakınırım.

Okunma, anlaşılma ya da takdir edilme ihtiyacı yazma motivasyonunuzun neresinde duruyor? Ve sizin için yazmak bir özgürlük müdür, yoksa bir bağımlılık mı?

Yazmak benim için dayanmak, direnmek ve anlamak demek… Yazdıklarımın herkeste tezahürü farklı olacağı için anlaşılmak gibi bir motivasyonum yok. Metinlerimin anlatan değil anlama çabasında olan cümlelerle dolu olmasına çabalıyorum. Takdir edilmek bir motivasyondan ziyade gerçekleştiğinde mutluluk benim için…

2026’ya girerken edebiyattan beklentiniz nedir?

Edebiyattan ziyade hayattan beklentilerim var. Bir gündemler enkazının altında yaşamadığımız, edebiyat konuştuğumuzda şimdi acaba zamanı mı demediğimiz bir yıl olsun. Çabalarımızı karşılık görmediğinde de sevebildiğimiz ve daha önce başka bir yerde de söylediğim gibi yapmak isteyip yapabildiklerimizin yapmak isteyip yapamadıklarımızdan çok olduğu bir yıl diliyorum herkese… Umutsuzluğa düşmek için sebep bolluğu olan bir dünya da inadına umut yetiştirmek artık hepimiz için bir zorunluluk… Bu yüzden okuyan daha çok okusun, yazan daha çok yazsın, çeviren daha çok çevirsin ve biz birbirimize daha sıkı kenetlenelim dilerim…

Teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Uğur DEVECİ

  • 1974’de Ankara’da doğdu.
  • Ankara (Kız) Lisesi’nde orta öğrenimini tamamladıktan sonra üniversite eğitimi için İstanbul’a taşındı.
  • Bu dönemde bir yandan mühendislik eğitimine devam ederken bir yandan da gönüllü katıldığı çevre koruma topluluklarının dergilerine yazılar yazdı. 
  • İstanbul Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nü bitirip, uzunca süre çalışma hayatının içinde yer aldıktan sonra belirli aralıklarla yazdığı yazıları gün yüzüne çıkartmaya karar verdi.
  • Varlık Dergisi başta olmak üzere çeşitli edebiyat dergilerinde, çok yazarlı kitaplarda öykü ve denemeleri yayımlandı.
  • Yazdığı öykülerle 2019 ve 2020 yıllarında ödüller kazandı.
  • İlk romanı Kulübe, 2016 mart ayında 1984 Yayınevi tarafından yayımlandı.
  • Buzdan Top adlı romanı 2023’de, Ateş Ten Gölge adlı öykü derlemesi ise 2024’de İthaki Yayınları tarafından yayımlandı.
  • Halen yaşamaya ve yazmaya devam ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir