Bir Katalizör Anti Karakter Yaratıcısı Olarak Ayşe Turkay Yiğit

Neoliberal söylemin etkisini her alanda ziyadesiyle hissettirdiği, eli kalemi daha sıkı tuttuğunu iddia eden ya da sözü edilen konumda olduğu, kitap tanıtımcıları ve onları besleyen ve yazıp çizdikleri artık, yıllar öncesine göre az okunan ya da okunmayan edebiyat eleştirmenlerince iddia edilen yazarların da söz konusu etkiden azade olamadıkları, daha doğrusu olmaya yanaşmadıkları bu dönemde  Edebi Eser kavramından söz etmek de, böyle bir eseri görmek de imkân haricinde.

Yukarıdaki vurgudan hareketle, Roland Barthes’ın uzak görüşlülüğü karşısında şapka çıkarmak gerek çünkü neoliberal söylem, kapitalizmin bir üst aşamasında yerini almadan önce, Edebi Eser kavramının artık tozlu raftaki yerini alması gerektiğini, artık, Kızıl ile Kara, Parma Manastırı gibi eserlerin kaleme alınamayacağının altını çizmişti.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, tamamlayamadığı Aydaki Kadın ve Mahur Beste ile Barthes’a yıllar öncesinden ilham verdiğini söylemek mümkün.

Bu satırların analistinin Tanpınar’ı Sevmek? adını verdiği kitabında Roman yerine, Uzun Metrajlı Kurgusal Eser tabirini tercihinin arkasında da Barthes’ın yâd edilen vurgusunun yanında Tanpınar’ın sinemayı edebiyat kadar önemsemesi var.

Ayşe Turkay Yiğit’in, Üst Akıl Genel Müdürlüğü’nde Olağan İşler adını verdiği ilk kitabı da, Uzun Metrajlı Kurgusal Eser kategorisine kolay kolay dâhil edilemeyecekse de, bir çırpıda Roman etiketi yapıştırılmaması için gün yüzüne çıkarıldığını, kelimelerinin izini öylesine takip etmeyen okura, berrak suyu bulandırmadan anlatıyor. Sözü edilen özelliği taşıyan okur, aynı zamanda, Yazar kategorisinde yerini alması gerekmeyen Yiğit’ten bulanık suda balık avlama zaafına saplanmasını beklemiyor.

Edebi Eser miadını, yanına Yazar’ı da alarak doldurdu çünkü Yazar, Türkiye’de var olduğu sanılan burjuva sınıfının vazgeçilmezi olarak, Sanatçı ile birlikte kapitalist üretim ilişkilerini ya metheden ya da onu iğne ve çuvaldız yağmuruna tutan bir özneydi ama neoliberal söylem, her kavram gibi Edebi Eser, Yazar ve Sanatçı’yı da nesneleştirince gün yüzüne Kurgulayıcı kavramı ister istemez çıktı.

Sadece, sistematik ve yüzeysel eleştirinin temsilcisi Berna Moran değil, bir tarihçi olarak Roman özelinde, Türkiye’deki edebiyata bakan Kemal Karpat da bu topraklarda Batı’daki gibi roman yazılamadığını vurgularlarken haksız değillerdi. Gerçi Moran Karpat’tan daha nahif cümleler kurar ama onun da belleğindeki soru işareti az değildir.

Don Kişot’un itibarını, gün yüzüne, Suç ve Ceza ama özellikle  Karamazov Kardeşler’i matbaaya vererek yerle yeksan eden Dostoyevski, adı anılan ikinci kitabıyla hem Barthes’a yüzyıllar öncesinden, üstelik Doğu’dan seslenerek ilham verir, hem de Gruşenka adını yakıştırdığı karakterle, okuduğu analitik perspektife tâbi tutma becerisi olan okura Katalizör Anti Karakter kavramını hediye eder.

Nabokov’un Edebiyat Dersleri’nde yakasına yapışmaktan imtina etmediği Dostoyevski’nin hediyelerinin Katalizör Anti Karakter’le sınırlı olmadığını da unutmadan eklemek gerek.

Lolita ile sanıldığı gibi immoraliteyi değil, moraliteyi bağrına bastığını belgeleyen Nabokov’un, sadece aynı kitabında değil, her daim kayırdığı Tolstoy, iliğiyle, kemiğiyle,  hâzâ bir roman yazarıdır ve Barthes gibi imzaları müjdelemek gibi bir düşüncesi yoktur ama o da, bazı mütercimlerin Harp ve Sulh, bazılarının da Savaş ve Barış adını yakıştırarak Türkçeleştirdikleri kitabında ana karakterlerinden Nataşa’ya Katalizör Anti Karakterlik elbisesini kuşandırmaktan uzak durmaz.

Hem bilinçdışını, hem de alter egosunu Dostoyevski’ye teslim etmesi üzerinde durulmayan Kemal Tahir’in, Roman kavramının sınırlarını bile isteye ihlal eden Karılar Koğuşu’nda ise,  ana  karakter Tözey’in, yan karakter Eplemeli Ayşe kadar Katalizör Anti Karakterliğe örnek verildiğini,  çapaktan arındırmış göze sahip okur, görmekte gecikmez. Yine Kemal Tahir’in Köyün Kamburu isimli kitabındaki Küpeli Meryem de Eplemeli Ayşe ile aynı konumu paylaşmıştır.

Tözey’in konumu Nataşa’dan farklı olduğu için ve daha birçok nedenle Kemal Tahir’e Tolstoy’un yanında yer verilemez.

Orhan Kemal’in, Hanımın Çiftliği adlı romanının ihmal edilen Seyyare Bacı’sı da bir Katalizör Anti Karakter olarak çıkmıştır okurun karşısına ama ete kemiğe büründürücüsü onu Eplemeli Ayşe ve Gruşenka kadar rahat hareket ettirmez. Böyle bir fiile imza atmasının arkasında Orhan Kemal’in, immoraliteyi, moraliteye tercih etmemesi vardır ve yine bu mesele de ayrıntılandırılmamıştır.

Orhan Kemal’in, Yunus Nadi’nin adını yaşatmak için verilen roman ödülünü, Yılanların Öcü ile  alması için ter döktüğü müridi Fakir Baykurt’un Tırpan’ının, feminist söylemin kapısını aşındırarak şekillendirdiği ana karakteri Dürü’de de Katalizör Anti Karakterlik zuhur eder ama Irazca Ana gibi moralisti Irazca Üçlemesi ile, Köy Enstitüsü geleneğini önemsese de onun ulus-devlet paradigmasına hizmet ettiği ayrıntısı üzerinde durmaya yanaşmayan, bu geleneğin saygınlığının zedelenmesinde Şükrü Saraçoğlu’nun katkısının olduğunu ıskalayan okura tanıtan müridin olabildiğince geniş bir alanda turlaması doğal olarak beklenemez.

Buket Uzuner’den yıllar sonra Ayşe Kulin’e verilmesi de  tartışılan Orhan Kemal Roman Armağanı’nı Yağmur Hüznü ile 1998 yılında alan Ahmet Karcıllar da ödüllü kitabının teyze karakterini Katalizör Anti Karakter olarak sunmaya yeltenmiştir ama ötesine gidememiştir.

Yiğit’in biyografisindeki Kendisini serseriliğe verdi. cümlesi, bilincinin çıtasını düşürmemiş okurda, kitabın kurgucusunun kendisini Katalizör Anti Karakter ile tanıştıracağı düşüncesini uyandırmıştır.

Müzeyyen adlı, diğerleri kadar ön planda olmasa da, aslında onların gerisinde durmayan, onları belirleyen yan karakter, isminin anlamının hakkını vermesiyle dikkati çeker.

Süs, püs ayrılmaz parçasıdır ama iz sürücüleri gibi, süs,püs konusunda da ilham kaynağı immoralitedir.

Tercihini, standardize, lineer gidişten değil, deli saraylılıktan, serseri ruhtan yana kullanan Müzeyyen’in; diplomasını, Ziraat Fakültesi’nin, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü’nden alan bir mühendis olarak hayatını idame ettirse de, Toplum Mühendisliği’ni umursamadığını  ilk kitabıyla gözler önüne seren Yiğit’in yarattığı bir Katalizör Anti Karakter olduğuna şaşırmanın gereği yok çünkü Müzeyyen, yaratıcısı, Toroslarda konar göçer hayata imza atarken, doğup, ona musallat olmak için büyüyeceğini müjdesini yıllar öncesinde vermiştir.

Musallat olması Yiğit’in kârına çünkü Yiğit, Müzeyyen gibi Katalizör Anti Karakter’i dikkatli okuruyla tanıştırma Orhan Kemal’in Bir Filiz Vardı’sında denediği, yazarın eserde turlaması yönteminden yararlanma; Josef K. ve Zebercet gibi Katalizör Anti Karakter olma yolunda da ilerleyen ana karakterleri, Müzeyyen dışındaki karakterleriyle çağrıştırma gayretlerinin  yanında, popüler hatta popülist dilin tuzağına düşme riskiyle yüzgöz olabilecek bir imza ve onu bu sorundan ancak Müzeyyen ve selefleri uzak tutabilir.

Mehmet Âkif Ertaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir