Çağın Elçileri-XIV

Haniflik İbrahim’le başlamasa da elimizdeki kayıtlar bu vasfın ilk onun için kullanıldığını gösteriyor. Adem dahil bütün peygamberler denkleri ve toplumunda başkaldıran bir hanifti. Adem’in hanifliği düşünmeyi ve akletmeyi seçmesiydi. Nuh’un ve sonrasındaki peygamberlerin hanifliği toplumun normlarına, inançlarına, geleneklerine uymayışıydı.

Peygamberlik bir başkaldırı, yanlışa itiraz ve onurlu duruş ise; Dün Nuh’un, sonra İbrahim’in, Muhammed’in (hepsine bin selam olsun) yüzleştiği yozlaşmalar bugün halen varsa ve daha ciddiyet, derinlik, tehlike arz ediyorsa; bütün peygamberler açık bir yanlışa açık bir karşı duruş sergilemiş ise; peygamberlerin tebliğ telkin ettiği din Adem’den bu yana İslam ise; ilahi vahyin bittiğini düşünebiliriz fakat vahyin sahibinin insanı yalnız bıraktığını düşünemeyiz. Peki, vahiy kesildiyse “ben peygamberim” iddiaları hükümsüz ise, bugün biz Allah’ın sesini, iradesini nereden duyacağız?

Soruyu ve cevabı bir seviye daha basitleştirelim. Peygamberler doktor, toplumlar hastaydı. Hastalık devam ediyor ama doktorlar bitti diyebilir miyiz? Peygamber gelmeyecek ise devam eden hastalıklar nasıl tedavi edilecek?

Bunun cevabını son vahyin kurumsallaştırdığı akılda buluyoruz. Vahiy(ler) peygamber(ler) hikayeler, uydurmalar ve kehanetlerle gelişimi ve ifadesi ketlenmiş, toplumsal olarak durdurulmuş akılların işleyişini doğal zeminine aktarmıştır. Önceki yazılarda bahsettiğimiz, şirkin kuruluşu, toplumu düşünemez hale getirmesi ve bunu kutsallığı kullanarak yapmasının önüne vahiy ve peygamberler geçmiştir.

Kuran’ın neden aklı kurumsallaştırın, toplumca akledin dediği burada ortaya çıkıyor. Bugün kurumsal akılları olan toplumlar, en üstünler. “Üzülmeyin, gevşemeyin, inanıyorsanız en üstün sizsiniz” ayeti bugün onları anlatıyor. Bu çağın elçilerine uyan toplumları.

Dün Allah gökten (mecaz) vahiy indiriyordu bugün biz vahyi topluyoruz. -Biz derken müslümanlar değil tabi, insanlar- Gökteki bulutu, gökkuşağının oluşumunu, bitkileri, insanın mahiyetini biz arayıp buluyoruz ve bunların hepsi “kendi haline bırakıldığı müddetçe mükemmel işleyen” yapılar. Öyle olduğu için bugüne kadar varlıklarını devam ettirmişler.

Bugün dünyaya bir göz atalım. Kim dindar, kim ahlaklı, kim doğru, istikamet üzere. Peygamberimizin 7. yy’da yapın, edin, ha- yata geçirin, böyle olun diyerek temsil, tebliğ, telkin ettiği değerleri kim benimsiyor? Asr-ı saadet dediğimiz o iklimin belirleyicisi bir kişi miydi yoksa o kişide hayata geçen ilkeler mi?

Eğer iyiliği ve hayrı o kişiye endeksliyorsak o öldükten sonra ya da o hayata gelmeden önce dünyanın dirlik düzenlik görmezdi, öyle bir durum yok. İyilik ve kötülük, toplumlarda her zaman görülebilen bir şey.

Şu anda hangi toplumlar mutlu? Hangi devletlerde yaşamak insanlara haz veriyor? İnsanlar nereye göçüyor? Adalet ve dirlik yurdu olduğu için insanların akın akın geldiği İslam yurtları bu- gün neden batıya göç veriyor? Müslümanların çocukları neden Amerika’da, Avrupa’da eğitim almak istiyor? Neyi, nereyi kaçırıyoruz, hangi çamurda debeleniyoruz da farkında değiliz? Bizim kitabımızda anlatılan, aktarılan olaylar, değerler burada da anlatılıyor ama neden tesiri yok? Neden batı dünyasında Kuran okunmadığı halde onun vaat ettiği dirlik, düzen, adalet, emniyet hislerine orada daha çok rastlıyor bizim vatandaşlar? Neden batıya bir şekilde kapak atmış insanlar buraya geri dönmek istemiyorlar?

Bu soruların cevabını bulmak zor değil, bilmek de. Herkesin içten içe bildiği ama kimsenin açık, net, belirgin cümlelerle ifade edemediğini söylemek zorundayız artık. Biz müslümanlar İslam’a ait değiliz.

Ahmet BAYRAKTAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir