I.
Aynaya baktığımda yüzümün seğirdiğini gördüm. İçimi de titretti haylaz. Fark etmemiştim şimdiye kadar. Çekildim karşısından. Çocukla çocuk olmadım. Onu susturması için içimdeki yetişkini uyandırdım.
İnsan kendinin efendisiyken başkalarının esiridir. Kendini esir almaktan korktuğunda efeliğini başkasına devreder. Başkalarına devrettiği güçten kendine sadaka bekler; bir çocuk gibi hissetmek ister kendini.
Aynamız bile bizi sinirlendirir; karşımızda başkasını bekleriz.
Bazen, aynayı hiç göremeyecek kadar ufalmayı dileriz.
Bazen de aynanın ardında güzel, genç, özgürlükten muaf, efendisine sadık bir köle görmeyi isteriz. Gerçekleşmeyecek şeyleri yüksek sesle düşünür, asıl hakikati ise usulca bekleriz.
Zihin beklemeyi sever; özellikle karşısında bir ayna yoksa sabretmek zorundadır.
Ne kadar fevri çıkışları olursa olsun, geçmişinin ardından yine de bir çocuk gibi hissetmek ister kendini: Sabırlı olmanın yara açmadığı, sabrın kendi kendine yettiği o günleri…
Sessizliği, sahip olmanın kaybetme korkusunda değil; tutsaklığın sonsuzlaştığı anda arzularız.
Aynanın karşısına geçtim yeniden. Hâlâ seğiriyordu yüzüm. Dikildim karşısına çocuk gibi. Rekabeti iliklerime kadar hissediyordum. Bu sefer farkındayım, meydan okuyorum. İçimdeki yetişkini uyuttum. Sabaha kadar karşısındayım. En azından işe gidene kadar deneyelim.
II.
Oda karanlıktı. Adam aynanın karşısında duruyor, kendini göremiyordu. Yüzünün bir kısmı seğiriyordu. Anlamlı anlamlı kendine doğru bakıyordu. Görebildiği tek şey yansımayan bir karanlıktı. Kendini daha önce hiç aydınlık görmemiş gibi hissediyordu. Odadaki tek hareketlilik yüzündeki titreşim ve kontrol edemediği nefesiydi. Tüm sessizliği bozuyordu nefes. Yalnız olduğunu hissetmemeye çalışıyordu. Karanlıkta kendine hatırlatmaya çalışıyordu o nefesi.
Yüzüne yakın, gergin bir nefes. Eksikliğini hissettiği bir parça uğultu. Ancak zifiri karanlığın içinde hissedebilirdi o minik uğultuyu. Beklediği şey küçük bir parıltı. Belki içeriden, belki dışarıdan. Seğiren kası yeterli olmuyordu. Sadece biraz beklemesini söylüyordu.
Sabrettikçe içindeki his tüm bedenini sarmıştı. Uğultuları mırıldanmalara dönüştü. Yüzündeki kıpırdanma, bacaklarından göğüslerine tüm bedenini oynatıyordu. Nefesi artık hafiflemişti. Titriyordu. Gözleri kapanmış. Bir öne, bir arkaya doğru salınıyordu. Ayakta kalmaya çalışıyordu. Nefesi tekrar yükseldi. Ayaklarıyla nefesi yarışmaya başlamıştı. Paniklemişti.
Sırtı duvara dokununca, birden gözleri açıldı. Uzanıp ışığı açtı. Kendine baktı. Yüzü seğirmiyordu. Işığı açık bırakıp odadan çıktı.
Ömer Nasuh ABUŞOĞLU

Son Yorumlar