Müzikli Saat-Spieluhr

Babam uzun yıllar köyümüzde muhtarlık yapmış. Böyle olunca da yeniliklere açık olması gerekirmiş. Evimizdeki oturma odasının sağ üst köşesindeki duvarda; yüksekçe bir yerde, özel yapılmış rafta 1950 model PHILIPS transistörlü radyo vardı. Her akşam köyün yaşlıları evimizde toplanıp haberleri dinlerlerdi. Köyde herkesin saati yoktu. Evimizde bir de çalar saat vardı. Sanırım 1920’lerden kalma. Komşular saati sormak için bize gelirlerdi. Maddi durumu iyi olan erkeklerin köstekli cep saati vardı, ama çalar saat o dönemde çok nadirdi.

Çocukken teknik aletlere ilgim oldukça fazlaydı. Saatin göstergesinden çok, nasıl işlediğini merak ederdim. Annemin, babamın evde olmadığı saatlerde saatin arka kapağını açar, uzunca bir süre dişlilerin, çarkların nasıl döndüğünü, hangi mekanik işlemlerden sonra çaldığını çok merak etmişimdir. Ayarını bozduğum saati, kim bilir babam kaç defa tamirciye götürmüştür. Babam saati tamirciye götürdüğünde hep yanında bulunmak isterdim. Tamirci Hasan efendiye, çok soru sormuş olmalıyım ki: “Büyüyünce sen de mi saat tamircisi olacaksın?,” derdi. Tamirciden geriye aldığımız saatin; bozulmasın diye kulpunu hiç bırakmazdım. Ya düşerse, ya ayarı bozulursa korkusu vardı bende.

Aradan yıllar geçti, saat tutkusu Almanya’da da beni bırakmadı.

2000 yılından beri HUTSCHENREUTER Porselen fabrikasının yılda bir defa  Noel Bayramı öncesinde sınırlı sayıda ürettiği SPIELUHR–Müzikli saatlerinin koleksiyonunu yapmaya başladım.

İlk ürünlerde biraz şark motifleri olduğu için belki de benim ilgimi çekmiştir.

Danimarkalı Ole Winther’in tasarımlarını yaptığı seride her ne kadar Alman Noel şarkılarının müziği olsa da, görsellik tamamen doğu kültüründen esinlenmiş.

Ole Winther’in çizimlerini yaptığı eserler, yaşadığı dönemde Porselen Edebiyatçısı” olarak tanımlanmış.

Müzikli saatlerin üzerindeki resimlerin her birinde masal tadında görüntüler var.

Her yıl Noel arifesinde evimizin bir köşesini bu saatlerle süslerim.

Akşam karanlığında loş oturma odamızı bu saatlerden çıkan melodiler süsler.

Biraz çocukluk, biraz anne-baba özlemi, biraz da hasretlik kokusu bilinmezlere götürür beni.

Celal AYDEMİR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir