Yayın hayatını artık internet sitesi üzerinden sürdüren 1+1 Express dergisinin mürettebatından Ulus Atayurt, Metis Yayınları’ndan 2025’te çıkan, Akbabalar ve Köstebekler üst ve Kentlere, Barınma Hakkına ve Paraya Dair alt başlıklı kitabında, sözü edilen derginin ve onun müziğin her türüne odaklı kardeşi Roll’un üslubunun izini takip eden cümleleriyle buluşturuyor okurunu.
1+1 Express, daha bu ve öncesinde Post sıfatını taşımadığı dönemlerde; trajikomedi ve komediyi yaşam biçimi hâline getirmiş, kendisi henüz sosyalleşmemiş olmasa da, yakasını asosyallikten kurtaramayan, varlığını simülasyonun anaforunda savrularak anlamlandırarak John Forrester’ın kulaklarını çınlatırcasına hakikatle ve utanıp sıkılmadan etikle oynayan medyadan illallah etmiş okura nefes aldıran bir yayın organıydı.
Sadık takipçisi onunla ilerlerken, o klişe deyimi umursamadığı için, sadece haberlerden haberdar olmuyor, aynı zamanda haberin arka planının arkeolojisine, Jean Baudrillard ve toprağa gömülmesinin ardından Roll’de saygıyla anılan Pierre Bourdieu’nün cümlelerini özümsemiş mürettebatın gayretiyle girişiyordu.
Express’in Post sıfatını taşımaya ve formatını büyütmeye başladığı yıllarda Türkiye’de, Ötekileştirme Sorunu, önceki yıllara göre daha fazla gündeme gelmişti. Postexpress bu dalgadan doğal olarak etkilenmişti. Zaten ilk sayısından itibaren muktedir ve öteki olmayan, iktidarın, Michel Foucault’nun vurgusuyla her yerde olduğunu düşünen bir yayın organının sözü edilen dalgadan uzakta durması beklenemezdi.
Ötekileştirme Sorunu Türkiye’de ele alınırken Etnisite ister istemez beraberinde gelir ama Etnisite’nin Varoş kavramında olduğu gibi, Foucault’nun vurguladığı anlamda iktidar söyleminin bir ürünü olduğu, ne yazık ki, muhalif olduklarını söyleyenlerce de ıskalanır.
Gün yüzüne çıkardığı ilk sayısında, nereden uç verdirildiği fark etmez her kavrama ve fiile mesafeyle yaklaşan Express mürettebatı, Post sıfatını aldığı anda ve sonrasında, Chantal Mouffe’un, Siyasetin doğrusu olmaz. cümlesini tozlu rafta unuttuğu için, Ötekileştirme Sorunu ve Etniste’yi her tarafından sığlığın aktığı siyasetin hizmetine vermekten kendisini alamadı ve bu tavrını, Gezi Protestoları’nda da sürdürdü.
Aslında parsa toplama amacı taşıyanları ve siyasi iktidarı ellerinde bulunduranlarla aynı tondan seslenenleri bir araya getiren Gezi Protestoları’nın farklı bir kapı aralamadığını göremeyen mürettebatın ter dökücülerinden Atayurt da kitabında, yedi insanın canlarından olmasıyla sonuçlanan Gezi Protestoları için bir parantez açıyor ama ne yazık ki hem onun parsa toplama aracı olduğunu vurgulama, hem de onunla aynı günlerde, Van’da ve Erzurum’un kuzeyinde yaşanan HES karşıtı protestolardan, Aydın’ın Germencik ilçesinde yükselen, neoliberal söylemi tiye alan seslerden, daha öncesinde Bergama’da siyanürü elinin tersiyle itenlerden söz etme zahmetine katlanmıyor.
Katalunya ile Türkiye arasında mekik dokuyan, Steve Jobs’un kirli çamaşırlarını sergilemesinin yanında değeri ve kıymeti tartışmaya kapalı birçok cümleyi okuruna hediye eden Atayurt’un böyle bir soruna imza atması, Türkiye’deki muhalifin, ne kadar sağlıklı ilerlese de, konformizm ve oryantalizm tuzağına bir şekilde düşebileceğini gözler önüne seriyor.
Birçok teorisyeni, birçok teorisyen, müzisyen, bilim insanı ve edebiyatçıyla buluşturarak interdisipliner perspektifin önemini hatırlatan, cümlelerinin üzerinde gözlerini öylesine gezdirmeyen okurunun içine su serpen Atayurt’un akbabalar ile köstebekler arasında kalmış, paraya, daha çok kazanmaya ayarlı hayatlara mercek tuttuğu kitabının sorunları, sözü edilen özelliği bünyesinde barındıran okurda hayal kırıklığı yaratsa da, okur, yazarının kırıklığını bir şekilde tamir edeceğine inanıyor.
Mehmet Akif ERTAŞ

Son Yorumlar