Yirmi dokuz yıl boyunca bana ait olan ama aslında bana ait olmayan bir hayat yaşadım.
Anne oldum.
Eş oldum.
Sorumluluk oldum.
Ama “ben” olmadım.
Bir evin düzeni içinde dimdik durdum. Çocuklarımı özgür yetiştirdim. Onlara saygıyı, özgüveni, hayatta sıkışmamayı öğrettim. Hayatın acımasızlığına karşı güçlü olmalarını sağladım. Onlar kanatlandı.
Ben ise o kanatların gölgesinde kaldım.
Çocuklarım özgür olsun diye disiplinli bir hayat kurdum.
Ama kendi özgürlüğümü askıya aldım.
Çünkü bana böyle öğretildi.
Susmak erdemdi.
Katlanmak sadakatti.
“Toplum ne der” sorusu, kendi sesimden daha yüksekti.
Ekonomik bağımsızlığım yoktu.
Korkularım vardı.
Sorumluluklarım ağırdı.
Ve ben sustum.
Bu düzen bana ait değildi ama ben sürdürdüm.
Çünkü kadınlara küçük yaşta öğretilen şey şudur:
Kendin için değil, başkası için yaşayacaksın.
Annem, annesinden gördüğünü doğru sandı.
Babam, babasından duyduğu korkuyu nasihat diye aktardı.
Biz daha doğmadan rollerimiz yazılmıştı.
İtaat edecektik.
Şükredecektik.
Susacaktık.
Ve biz buna “hayat” diyecektik.
Otuz üç yaşımda bir şey oldu.
İçimde bir soru büyüdü:
“Ben gerçekten yaşadım mı?”
Bu bir isyan değil.
Bu bir hesaplaşma.
Ben kaçmak istemiyorum.
Ama artık kaybolmak da istemiyorum.
Hayallerim büyük değil.
Gösterişli değil.
Dünyayı değiştirmek değil niyetim.
Sadece kendime ait bir alan istiyorum.
Bir saat.
Sadece bir saat.
Kimliğimi başkalarının üzerinden değil, kendi varlığım üzerinden hissettiğim bir saat.
Koşmak istiyorum, ayıp demeden.
Gülmek istiyorum, dudaklarımı ısırmadan.
Şarkı söylemek istiyorum, içimden değil dışımdan.
Kimseye lazım olmadan var olmak istiyorum.
Çocuklarıma verdiğim özgürlüğü kendime vermek istiyorum.
Çünkü fedakârlık kutsal değildir eğer içinde kendini yok ediyorsan.
Sadakat değerli değildir eğer susturuyorsa.
Düzen anlamlı değildir eğer seni görünmez yapıyorsa.
Ben görünmez değilim.
Ben askıya alınmıştım.
Ve artık askıda kalmayacağım.
Bu bir isyan değil.
Bu bir uyanış.
Ve uyanan bir kadın artık eski hayatına sığmaz.
Aysel ÖZDEMİR

Arap ve Kürt kültürü etkisinde olan Güneydoğu coğrafyasının insanı erkek olsun kadın olsun hepsi aynı şekilde büyümüştür. Ben yeni evlenmiştim. Bir gün eşimle cadde’de yürürken eşim koluma girdi. Ben hemen kolumu çekip “ayıptır” dedim. O günden sonra eşim koluma girmedi. Yaşım 75 oldu bu acıyı hala yaşıyorum. Evet. Senin gibi geç de olsa uyandım ama iş işten geçti.
Bize başkasının kendin olma onların istediği gibi olmalısın denildi ve o düstur öğretildi ama hiç şunlar söylenmedi ” ailene eşine çocuklarına sarıl onlara değer ver hep mutluluk içinde olmak için uğraş ” bunu acısını yaşadık maalesef
Kaleminize sağlık Aysel Hanım…