Yalçın Koç’un “Anadolu Mayası”, İsmet Özel’in “Anadolucu Kalın Türk”, Sait Başer’in “Türk Müslümanlığı” kavramlaştırmalarına ve kimi yazarların “Anadolu’yu Yesevî Töre ile şenlendirdik” yaklaşımına itiraz etmiş olmam, [1000 Yılcı Milliyetçilik] diyerek kategorize ettiğim Türk-İslâm Milliyetçileri ile aramızda mesafeye neden olmaktadır. [1000 Yılcı Milliyetçilik] fikriyatının farklı versiyondaki müntesipleri Türklüğü Selçuklu-Osmanlı hattında “Türk, Müslümandır” retoriği üzerinden kimliklendirmektedir. Türklüğü Selçuklu-Osmanlı devletlerini kuran “Müslüman Oğuz” kimliği ile tanımlamak, Anadolu’daki 1071 öncesi Kıpçak-Peçenek-Avar-Bulgar-Hazar Türklüğünü ve daha eski tarihlerdeki Trak/Troya/Pelasg halklarının Türklüğünü yok saymak anlamına gelmektedir.
Nuh Peygamber’in oğlu Yafes’in (Japeth) oğullarının ve torunlarının soyundan geldikleri bildirilen İyonyalılar’ın Türklüğü de [1000 Yılcı Milliyetçilik] tezleriyle reddedilmekte, Türk’ün SOY TEMELLİ varlığı yerine AVRASYA’da yayılmış ve BÜTÜNTÜRKLÜĞÜ de dışlayacak şekilde İSLÂM’LA KAZANILMIŞ TÜRKLÜK fikriyatı egemen kılınmaktadır.
Güzide Filiz Tuzcu’nun makalesinde de belirtildiği gibi, İyonyalılar Grek-Yunan olmayıp, kökenleri TÜRK MİLLETİ’nin atalarından gelmektedir:
“Batılılar, Türklerle akrabalık bağları olduğunu tespit ettikleri ‘Antik Etrüsk – Lidya – İyonya – Sümer – Hitit Kavimlerine’ ait alfabeleri, tabletleri, kişileri, kralları, tanrı ve tanrıça adlarını ‘gizlemekte’ hiç zorlanmamışlardır. ‘Etrüsk’ adının, söz konusu bu antik kavmin kendine vermiş olduğu bir adlandırma olmadığından söz etmiştik. Ayrıca bu kelimenin de ‘Tur-k’ sözcüğünden türetilmiş bir kelime olduğu tespit edilmiştir. Araştırmalarımız neticesinde, Etrüsk adıyla dünyaya tanıtılan antik insanların, ‘Gök – Türk Soyundan Gelen Asena Kolu’ olduklarını ve bu insanların da zaten kendilerini ‘Asena’ adıyla tanımlamış oldukları belirlenmiştir.” (Tuzcu, 12.05.2020).
Tuzcu’ya göre “Tarihi bulgular Lidyalıların – Etrüsklerin – İyonyalıların – Fenikelilerin – Frigyalıların vs. birbirleriyle ‘akraba kavimler’ olduklarını ortaya koymuştur.” Tuzcu, William Mitchell Ramsay’in, 1919 yılında ortaya koymuş olduğu bilgilerin, antik Anadolu kavmi olarak bilinen İyonyalıların, Grek oldukları tezini çürüten bir kanıt olduğunu ifade etmekte ve Ramsay’dan şu alıntıyı yapmaktadır:
“Anadolu’da yaşamış antik milletlerden İyonyalıların Greklerle bağlantıları yoktur ve tarih boyunca olmamıştır. Bir başka deyişle İyonyalılar Grek olarak nitelendirilemezler. İyonyalılar, Anadolu’nun Batısında, Ege kıyılarında çoğalan ve gelişme kaydeden bir ırk olmuşlardır. Eski Ahitte (İncil’de), Nuh peygamberin oğlu Yafes’in (Japeth) oğulları ve torunlarının soyundan geldikleri bildirilen ‘İyonyalıların’ kimlikleri konusuna açıklık getirilmeden, antik tarih konusunda mesafe kat edilmesine imkân yoktur.” (Tuzcu, 12.05.2020).
Murat Orhun’un doktora tezinde de Etrüsklerin genetiğinin Türk genetiği olduğu yolunda bir araştırmaya yer verilmekte ve bu kavmin Anadolu’dan İtalya’ya göç ettiği vurgulanmaktadır:
“G. Barbujani başkanlığındaki İtalya ve İspanya’nn çeşitli üniversitelerine mensup on üç ilim adamndan (G. Barbujani, C. Vernesi, D. Caramelli, I. Dupanloup, G. Bertorelle, M. Lari, E. Cappellini, J. Moggi Cecchi, B. Chiarelli, L. Castri, A. Casoli, F. Mallegni, C. Lalueza-Fox) oluşan bir heyet, on farklı Etrüsk yerleşim alanındaki mezarlardan elde edilmiş, MÖ 7. yy. ile MÖ 3. yy. arasnda yaşamış farkl kişilere ait 80 adet kemik örneği arasından incelemeye uygun olduğunu görerek seçtiği 30 adet kemik örneği üzerinde DNA analizi gerçekleştirmiş ve şu sonuçlara ulaşmıştır: 1- Etrüskler, genetik açıdan günümüzde İtalya’da yaşayan İtalyanlarla değil, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika bölgesinde yaşayan insanlar, özellikle çok kuvvetli bir şekilde de Türklerle akrabadırlar. Etrüsk genetik havuzlarındaki Türklerin pay, araştırmaya konu olan diğer toplumlardan üç kat daha fazla olup, Türkler ile Etrüskler arasında bir gen akışı söz konusudur. 2- Etrüskler, genetik birliği olmayan, yani biyolojik olarak heterojen bir kavim değil, genetik birliği olan, yani biyolojik olarak homojen bir kavimdir. Etrüsklerin genetik olgunlukları modern toplumların seviyesine sahip niteliktedir.” (Orhun, 2008: 31).
Murat Orhun, Herodot’un Etrüsklerle aynı tarihte yaşadığını ve bu kavmin Lidyalılarla kardeş olup, Anadolu’dan İtalya’ya göç ettiğini yazdığını da ifade etmektedir (özetleyerek aktardım):
“Herodotus, Lydia kral Atys’n oğlu, yani prens Tyrrhenos önderliğinde deniz yoluyla Anadolu’daki Lydia’dan İtalya’ya göç eden ve kendilerini Tyrrhen olarak isimlendiren bir kavimden bahsetmektedir. Lydia’da Tyrrha ismini taşıyan bir yer bulunmaktadır. Turannos sözcüğü Lidcede prens, hükümdar anlamlarına gelmektedir. Bunlar Tyrrhenoiler ve Tyrrhenlerin, yani Etrüsklerin filolojik bakımdan Anadolu ile irtibatlandırılmalarını sağlamaktadır. Herodotus’un Historiai isimli eserinde bahsi geçen Pelasgoilerin Etrüskler ile yakından ilgisi vardır. Zira, Pelasgoi ismi Etrüskler’i işaret etmektedir. Adile Ayda, Tyrrhen ve Tarquin(ius) sözcüklerinin asli şeklinin, Tar (ülke, arazi, yer, toprak) / Tur (Türk) ile Khan / Khon / Khun / Khuin (han, efendi, prens, kral, imparator) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelen Tarkan / Tarhan / Turhan olduğu görüşündedir. Tarkan (Tarhan) ünvan çeşitli dönemlerde muhtelif Türk kavimlerinde farklı manalar ifade etmiştir. Örneğin, Göktürklerde yüksek asalet derecesi; MS 10. yy.’da Oğuzlarda sü-başı’ndan (başkomutan) sonra gelen makam sahibi; MS 8/9. yy. ortalarından itibaren Uygurlarda vekil, nazır; MS 8. yy.’da Hazarlarda hükümdar veya hükümdardan sonra gelen ikinci şahıs; Divanü Lugati’t-Türk’de ise, bey diye çevrilmiştir. Etrüsklerin idare sistemi olan On İki Kent Birliği’nin (Etrüsk Otonom Kent Devletleri Konfederasyonu) ilki, Tyrrhenos’un hısım veya vekili Tarchon tarafından tesis edilmiş olup, Tarchon, bu birliğin merkezi olan Tarquinii kentinin de kurucusudur. Bu kentin ismi Tarchon ismine dayanmaktadır. Herodotus, Anadolu’dan göç edenleri Tyrrhen’ler, Pelasgoi’ler, Lydia’lılar adıyla isimlendirmiştir. Herodotus’tan sonraki yazarlar da eserlerinde Pelasgoiler ve Tyrrhenleri aynı kavim kabul etmişler ve isim değişikliklerine göçlerin sebep olduğunu söylemişlerdir. Örneğin, Hellanicus’a göre, Pelasgoi’ler İtalya’ya yerleştikten sonra Tyrrhen ismini almışlardır. Myrsilos’a göre, Tyrrhenler ana vatandan ayrıldıktan sonra Pelasgoi ismini taşımışlardır. Aristophanes ve Sophocles ise, Pelasgoi-Tyrrhen şeklinde birleşik bir isim kullanmışlardır. Romalılar, Etrüsklere Tusci ve Etrusci isimlerini vermişlerdir. Tusci ismi ise, metatez yoluyla Trusci denilmesinden çıkmış olup, Etrusci ile aynı anlam taşımaktadır. Bu bağlamda, Tursha isminin Etrüskler’e idantifiye edilmesi kronolojik açıdan imkân dahilindedir. (Orhun, 2008: 10-14); “Herodotus’un Etrüsklerin Lydia’dan İtalya’ya göç yoluyla gelmiş oldukları söylemi, Tacitus, Vergilius, Timaeus, Lycophron, Strabo, Appianus, Plutarchus, Cicero, Catullus, Horatius, Gaius Plinius Secundus gibi birçok Eski Çağ yazarı tarafından da benimsenmiştir. Tacitus, Lydialılarn Etrüskler’i kardeşleri olarak gördüklerini ve onların Lydia’dan ayrılmalarını hafızalarında canlı tuttuklarını kaydetmektedir. Vergilius, Etrüsklerin Lydia kökenli olduklarını dizelerinde işlemektedir. Etrüsk kültürü ile Anadolu kültürü arasında ciddi anlamda pek çok benzerlik bulunmaktadır. Herodotus, Etrüskler ile çağdaş bir yazar olması nedeniyle Etrüskler konusunda çok önemli bir kaynak olup, Historiai’yi, Etrüsklerin İtalya’da siyasi ve kültürel anlamda varlıklarını etkin bir şekilde sürdürdükleri MÖ 5. yy.’da kaleme almıştır. Etrüskler’in kökenine dair yanlış bilgiler aktarması mantıklı görünmemektedir. Etrüskler’in Doğu dünyasının bir unsuru olan Anadolu ile ilişkilendirilmeleri, onların bu dünyanın başka unsurlarıyla da birtakım bağlara sahip olabileceklerini beraberinde getirmektedir. Bu hususun bir tezahürü de Etrüskler ile Türkler arasında bağlantı kurulması ve onların Türk kökenli bir kavim oldukları görüşünün (Türklük görüşü) ortaya atılması olmuştur. Etrüsklerin Türklüğü görüşü Adile Ayda, Kâzım Mirşan ve Haluk Tarcan tarafından oluşturulmuştur. Adile Ayda’nın Etrüsklerin Türk kökenli olduğu görüşü ana hatları ile şu hipotezler üzerine oturmaktadır:
1- Bir Türk kavmi olan Sakaların bir kolu, Tuna Vadisi’nden ilerleyerek ve Alp Dağları’nı aşarak İtalya içlerine göç etmiştir;
2- Bir Türk kavmi olan Turlar, Karadeniz’in doğu sahilini takip ederek Anadolu’ya göç etmiştir. Bir süre Doğu Anadolu’da kaldıktan sonra Bat Anadolu’ya geçmiş, daha sonra deniz yoluyla İtalya’ya göç etmişlerdir (MÖ 13. yy.). Herodotus’un anlatımındaki göçü gerçekleştirenler bunlardır (Tur halkıdır);
3- Turların bir kolu, Troia Savaşı’nın ardından Anadolu’dan İtalya’ya deniz yoluyla göç etmiştir. Romalıların ataları olarak kabul ettikleri Troialar, gerçekte Turların bu koludur;
4- Turlar, İtalya’ya daha önce gelen Sakaların kolu ile birleşmişler, Turların Troia kolu ise, bunlara sonradan katılmıştır. Bu birleşim sonucunda Tursaka isimli yeni bir Türk kavmi ortaya çıkmıştır. Tursakalar, Yunancada Tyrrhenoi, Tyrsenoi, Pelasgoi, Latince’de Tusci, Etrusci, Mısır yazıtlarında Tursha, Etrüskçe’de Rasenna, Rasna isimleriyle anılan kavim, yani Etrüsklerdir;
5- Tursakaların idari ve askeri yapısı, sanatı, dini ve inancı, sosyal hayatı, dili ve yazısı ile Türklerin (Hunlar, İskitler, Göktürkler vd.) idari ve askeri yapısı, sanatı, dini ve inancı, sosyal hayatı, dili ve yazısı arasında benzerlikler bulunmaktadır. Bu benzerlikler, Tursakaların bir Türk kavmi olduklarını göstermektedir. Öte yandan başta Roma olmak üzere, dünyadaki kurt mitolojisini ayrıntılı şekilde inceleyen A. Alföldi, Remus ve Romulus efsanesindeki kurt motifinin Asya bozkırları menşeili olduğunu ve Etrüskler aracılığıyla Batı dünyasına intikal ettiğini ortaya koymuştur. Yalnızca tesadüflere bağlanamayacağı düşünülen, Tarchon ile Tarkan, Rasenna ile Aşina ve kurt motifi benzeşmeleri, Etrüsklerin Türk kökenli bir kavim olduklarının söylenmesini mümkün kılacak yeterliliğe sahip değil ise de Etrüsklerin Türkler ve Türk kültürü ile birtakım bağlara sahip oldukları hususu göz ardı edilemez.” (Orhun, 2008: 10-30).
Fatma Sema Erdoğan tarafından hazırlanan yüksek lisans tezinde ise İonlar/İyonyalılar hakkında şu bilgi verilmektedir (özetleyerek aktardım):
“İyonya her ne kadar Batılı uygarlıkların oluşumuna kaynaklık etmişse de oluşumunda ve altyapısında büyük Eski Doğu Uygarlıkları olan (Sümer kaynaklı) Mezopotamya ve Mısır’ın etkisi vardır. İyonya Uygarlığı, MÖ 1200 Ege göçlerinden sonra Türkiye’nin batısında gelişmiştir. İyonya uygarlığını oluşturan İyon kavimlerinin nereden geldikleri ile ilgili birçok görüş ortaya atılmıştır. Heredot, Atinalılar ve Attikalıların (Yunanistan) Pelasg kökenli olduğunu ortaya atmıştır. Fransız mimar Charles Chipiez (d.1835-ö.1901) ise, ‘Bu uluslar Eski Doğu Uygarlığını, o zaman geri kalmış durumda olan Yunanistan’a aktarmışlardır. Daha sonra da (MÖ. VII. ve VI. Yüzyıllarda) Anadolu’dan daha üstün duruma gelen Yunan Uygarlığının etkisinde kalarak kendi orijinalliklerini kaybetmişlerdir’ demiştir. Doğulu bir uygarlık olan, Türkiye’de gelişen ancak Batıyı çok etkileyen İyonya uygarlığının Grek uygarlığının oluşumunda büyük katkıları olmuştur. Pelasgların MÖ 4000’lerde Anadolu’dan Ege Denizi ve Yunanistan’a göç ettikleri ve Grek (Helen) kavimleri gelmeden önce Kuzey ve Orta Yunanistan’da, Girit ve Ege adalarında yaşadıkları, bu nedenle İyonyalıların Grek değil Pelasg kökenli olduğu hususu birtakım kaynaklarda belirtilmektedir.” (Erdoğan, 2019: 16-17, 89).
Yalçın Koç ise “Anadolu Mayası” tezinde Anadolu’daki İyon Uygarlığını YUNAN-GREK olarak nitelemekte, Anadolu’nun arkeolojik ve antropolojik tarihinin Türk kökenini “Türklük karşıtı” olarak değerlendirmekte ve Anadolu’daki ön-Türk varlığını Yesevîlik üzerinden yok saymaktadır (özetleyerek aktardım):
“Bazı edebiyatçı, sanatçı ve bilim adamları, Anadolu’nun zeminine Ionya’yı koymakta ve Anadolu coğrafyasındaki mevcudun, esas itibariyle Ionya ve kadim Grekleri de içeren bir sentez olduğunu kabul etmektedir. Anadolu Mayası itibariyle böyle bir iddia tamamen yanlıştır. Anadolu Mayası, farklı katmanların bir sentezi olamayacağı gibi, kültür esasına dayanan antropoloji anlayışı ile de örtülerek kuşatılamaz ve temellendirilemez. Şu soru bu meseleyi açıklamak bakımından sorulmalıdır: Öz ve esas, farklı esastaki ve farklı özdeki katmanlar arasında devamlılık göstererek aktarılır mı? Asli kimlik ne sentez yoluyla ne de değiştirilerek aktarma yoluyla başka bir ‘öz’ ve ‘esas’a eklemlenemez. Farklı mayaların sentezi olamaz ve maya kültürün aktarılmasına benzer şekilde aktarılamaz. Grek-Latin-Kilise diyarının ‘sözde öz’leri bir araya gelip de Anadolu’nun ‘öz’ünü, Anadolu’nun ‘maya’sını ortaya çıkaramaz. Anadolu mayasının esası ‘birlik’tir. Grek-Latin-Kilise diyarında ise, yapı, içsel zıtlıkları gidermez. Grek-Latin-Kilise diyarında kişi, ‘yığınsal birey’e dönüştürülerek ‘yığınsal birey’lerden ‘yığınsal toplum’a gidilir. Ionya ile, ‘Grek-Latin-Kilise diyarı’nın başlangıcını kastediyoruz; bu başlangıcın coğrafi mekânı Batı Anadolu karası ve Ege denizi adalarıdır. Anadolu’nun esasına, Ionya ile başlayan katmanların bir ‘sentez’ini oturtmak isteyenler, ‘yöntem’leri itibariyle hatalıdır.” (Koç, 2014: 63-69, 76-77).
Türkçü fikirde eser veren yazarların Türklüğü Ahmed Yesevî üzerinden kimliklendirerek ele alması (Yalçın Koç, Teoman Duralı, İsmet Özel, Nurettin Topçu, Yahya Kemal, Ahmed Arvasi) yahut Selçuklu-Osmanlı süreğinde bir tarih algısıyla hareket ederek Anadolu’nun eski Türklüğünü reddetmesi (H. Nihal Atsız) her iki hizibin de [1000 Yılcı Milliyetçilik] ekolünü aşamadıklarını göstermektedir. Farklı hiziplere bölünmüş [1000 Yılcı Milliyetçilik] ekolü iki hata yapmaktadır:
1) İslâm’ı 610’da Hz. Peygamberle tebliğ edilen DİN olarak kategorize ederek İslâm’ın Hz. Adem’den ve Hz. Nuh’tan gelen bir HANİF DİN oluşunu örtülü şekilde reddetmektedir. Bu yaklaşımla eski Türklerin Hz. Nuh’un muvahhid oğlu Yafes’in çocukları olduğu, onların Tek Tanrıcılığının (Gök Tengri diye bilinen inançlarının) HANİFLİK olduğu gerçeği yok sayılmaktadır;
2) “İslâm’la Kazanılmış Türklük” imalatı, Türklüğü soy-Türk olmaktan çıkardığı gibi, kültür Türkçülüğüne (Ziya Gökalp) indirgemektedir. Bu yaklaşım Türklerin antik Anadolu’daki varlıklarını da Anadolu dışındaki varlıklarını da dolaylı şekilde inkâra gitmekte; daha da ötesi, “Müslüman olmayan Türk, Türk değildir” jargonu ile ana-babası Türk olan Türk’ü soy dışına itmektedir. Oysa İslâm, Medine’yi kuran Müslümanların atalarının Arap olmadığını söylememiştir. Diğer ifadeyle İslâm, müşrik Arapları bile “Arap” olmaktan dışlamamıştır. Yeryüzündeki bütün kavimler dillerini ve kültürlerini Hz. Nuh’un oğullarından (Ham, Sam, Yafes) miras almıştır. Yalçın Koç ve [1000 Yılcı Milliyetçilik] ekolü, günümüz Türklüğünü Hz. Peygamber öncesi zamanların Türklüğüne soy-nesep bakımından bağlayamamaktadır. Bu, bir anlamıyla tarihin inkârı demektir.
Lütfi BERGEN
Kaynaklar:
- Erdoğan Fatma Sema, Günümüz Ayasofya’sının Oluşumunda Etkili Olan Kültürel Altyapı Üzerine Bir Deneme, T.C. Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2019.
- Koç Yalçın, Anadolu Mayası, Cedit Neşriyat, 2014.
- Orhun Murat, Etrüsk Kültürü ve Roma Kültürüne Tesiri, T. C. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Çağ Tarih Bilim Dalı Doktora Tezi, 2008.
- Tuzcu Güzide Filiz, Antik Türk Tarihi ve Ünlü Tanrıça Turan, erişim link: https://www.altayli.net/antik-turk-tarihi-ve-unlu-tanrica-turan.html, 12.05.2020.

Son Yorumlar