Üsküp’ün Son Sancak Beyleri: Humbaracızade Emin Bey ve Bir Medeniyetin Vedası

Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin
Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için.
Yahya Kemal

Osmanlı, Müslüman ve Üsküplü bir adam: Humbaracı-zade Yaşar Bey

Soylarını Paşa Yiğit Bey’e bağlayan Humbaracı ailesinin son temsilcilerinden Yiğit Kumbaracı’nın (1936-2023)[1] Köprü dergisinde çıkan makalesinin sonunda yer alan soy kütüğü şemasında[2] Kebir Mehmet Bey’den (1440-1527) sonra yaklaşık 300 yıl bir kopukluk vardır.[3] Şecere Humbaracı Yaşar Bey’in babası Ömer Bey (1830-1905) ile devam eder. Yaşar Bey (1860-1919) Yahya Kemal’i çocukluk ve gençliğinde koruyan kollayan kişidir. Aile, Yaşar Bey’den itibaren daha net şekilde takip edilebilmektedir. Yaşar Bey’in İbrahim, İsmail, Mazhar, Osman ve Dalip (Talip) isimli 5 kardeşinin olduğunu yine Yiğit Kumbaracı’nın yazısından öğreniyoruz.

Yiğit Kumbaracı yazısında 20. Yüzyılın başlarında Kumbaracı ailesinin Üsküp’te hayli kalabalık olduğunu belirtir: “20. asrın başında Üsküp’te 30’a yakın hanede Kumbaracı ailesinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Bundan sonra yoğun bir şekilde bu aile üyelerinin Türkiye’ye göç ettiği görülmektedir. Bu ailenin halefleri olarak Emin Bey, Ekrem Bey, Kemal Bey, Kâmil Bey, Cafer Bey, Refik Bey, Firuz Bey vd. zikretmek gerekir. 1962 yılında vefat eden Emin Bey’in ardından (1883-1962) 4 oğlu ve 6 kızı bu ailenin devamını teşkil etmektedir. Emin Bey’in çocukları şunlardır: İskender (1914-1987), İshak (1927-?), Yaşar (1933-1999), Yiğit (1936-2023), Mediha (1912-1988), Suzan (1920-?), Olivera (1922-2000), Adile (1925-?), Lidiya (1929-2022) ve Aneta (1931-1983).”[4]

Yaşar Bey, Yahya Kemal’in annesi Nakiye Hanımın teyze oğludur. Ayrıca Yaşar Bey’in eşi Eşref Hanımla Nakiye Hanım arasında güçlü bir dostluk vardır. Muhtemelen yaşları da birbirine yakındır. Dolayısıyla mutsuz bir aile hayatı olan Nakiye Hanım dertlerini Eşref Hanımla paylaşır.

Yaşar Bey Humbaracı ailesinin reisi ve Üsküp’teki vakıflarının mütevellisidir. Üsküp’te İshak Bey Camiinin kuzeyinde iki katlı kâgir bir konağı vardır. Konak bugün de ayaktadır. Camiye yürüyerek 5-6 dakikalık bir uzaklıktadır. Yahya Kemal’in doğduğu Adile Hanım Konağı ile bu konağın arası yaya olarak 15 dakikada yürünebilir. Zaten İshakiye Mahallesi, İshak Bey Camii ve külliyesinin etrafında oluşmuş, aile mensuplarının ev ve konaklarında oturdukları, mezarlıklarının bulunduğu bir semttir. Yahya Kemal’in çocukluğunda buraları orman denilebilecek büyüklükte ağaçlıklarla kaplıdır. Yahya Kemal 1921 yılında konuştuğu Üsküplü gencin Humbaracı ailesinden olduğunu belirttikten sonra, bu aile ve konakları hakkında şu cümleleri yazacaktır: “Üsküp şehrinin ortasından akan Serava nehri kenarında köhne konaklarda otururdu. (…) Konağın hangi penceresinden baksa bu cedlerin câmi, medrese ve imaretlerinin kurşunlu kubbelerini görürdü.” (ÇGSEH, s. 45)[5].

Gerçekten bu konaktan güneye doğru bakıldığında İshak Bey camii, Yahya Kemal’in baba evi ve anneannesi Adile hanımın konaklarının bulunduğu bölge, Sulu Han, Türk çarşısı bütün güzelliği ile görünür. Doğuya ve Güneydoğuya doğru bakıldığında ise Rifai Dergâhı, Tefeyyüz Mektebi, İsa Bey camii, saat kulesi ve Sultan Murat camii ufku kaplar.

20 Aralık 2023’ün puslu sabahında bu konağı ben de gördüm. Bakımsız geniş bir bahçe içinde sarı boyalı 2 katlı büyük bir taş konaktı burası. Yahya Kemal, kendi evinden bunaldığı yıllarda buraya sığınmıştı. Şu andaki adresi: “Sevastopallska Sokağı. No:10-12 Üsküp”. Bize Yahya Kemal’in çocukluğunun geçtiği mahalleyi gezdiren Zeki Gürel Hoca konağı görünce, önce biraz duraladı, derin bir iç çekti ve sonra şunları söyledi:

“Burası Humbaracı Yaşar Bey’in Konağı… Yahya Kemal’in annesi ölünce, babası yeniden evleniyor. Yahya Kemal analığı ile geçinemiyor. Bunu anlayınca dayısı Humbaracı Yaşar Bey onu alıp kendi evine getiriyor. Burası Paşa Yiğit’in torunlarının evi. Yahya Kemal 18 yaşına kadar bu evde duruyor. Ev daha önce metruktü. Boştu. Varisler, Kosovalı bir Arnavut’a satmışlar evi. İsviçre’de çalışıyor. Tercüman aracılığı ile görüştüm. Evi satın almak istiyorum dedim. Arnavut, ben evi 450 bin marka aldım, siz 450 bin euro verirseniz evi size veririm dedi.

Burayı Yahya Kemal Beyatlı Kültür Sanat Evi yapalım diye Üsküp’teki Yahya Kemal Derneğinin adına proje yaptım. Makedonya Kültür Bakanlığına sundum. Projeyi kabul ettiler, ama evi alacak para yok dediler. Ben de projeyi aldım Türkiye’ye gittim. Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Deliömeroğlu idi. Gittik Kültür Bakanlığı ile Tika ile Atatürk Kültür Merkezi ile görüştük. 450 bin euro evi satın alma parası, 50 bin euro da restorasyon masrafı 500 bir euro, 50 bin de diğer masraflar için 550 bin euroluk bir proje idi. 550 bin euroyu bulamadık. Biz bulamadık, ama birileri o paraları Türkiye’den aldılar ve bu evi Türkiye’nin parası ile ‘Arnavutların Osmanlıya Direniş Müzesi’ yaptılar. Binanın restorasyonunu da Türkiye gerçekleştirdi.”

Humbaracı Yaşar Bey Konağı’nın bugünkü durumu. Fotoğraf: İsa Kocakaplan-20 Aralık 2023, saat 08.40

Bunları duyunca kanım dondu… Balkanlara araştırmadan para saçmanın nelere mal olduğu gözümün önünde canlandı. Üsküp fatihinin torunlarına ait konak, şimdi Arnavut isyancıların Osmanlı’ya direnişlerini ölümsüzleştirdikleri bir müze olmuş. İçerisini gezmeyi çok istedim. Ancak saat sabahın 08.30’u idi ve konağın bahçe kapısı kilitli idi. Giriş kapısının üstünde yer alan balkonda Arnavutluk bayrağı dalgalanıyordu.

Halbuki bu konağın Yahya Kemal’in hayatında ne kadar önemli bir yeri vardır. Devletimiz Zeki Gürel’in projesine ilgi gösterse idi, şimdi burada “Yahya Kemal Beyatlı Kültür ve Sanat Evi”ni ziyaret edecek ve 500 yıllık bir sancak beyi ailesinin son demlerini geçirdikleri konağın havasını teneffüs etmek imkânını bulacaktık…

Yahya Kemal için bu konak ve Yaşar Bey’in Üsküp’ün 5-6 km kuzeyinde bulunan geniş çiftliğinde çocukluğunda zaman zaman kalmıştır. Annesinin vefatından sonra 1898 yılından itibaren İstanbul’a gideceği 1902 yılına kadar, neredeyse hep Humbaracı Yaşar Bey’in konağında ve çiftliğinde kalır.

Yaşar Bey’in 2 erkek 3 kız olmak üzere 5 çocuğu vardır:

Emin Bey (1883-1962), Ekrem Bey (1885-1972), Makbule Hanım (1895-1922), Mahmure Hanım (1902-1967). Halide Hanım[6] (1940’lı yıllarda Kemal Bey’le evli. 1946 yılından sonra o da Türkiye’ye göç ediyor.)

Yahya Kemal’in Humbaracı Yaşar Bey’le ilk sıcak teması, annesi Nakiye Hanımın cenazesinde olur. Cenaze İsa Bey Camiine getirilir ve Nakiye Hanım Cenaze namazından sonra babası Dilaver Bey’in kabri yanında toprağa verilir. Burası caminin haziresidir.

12 yaşındaki Yahya Kemal, Humbaracı Yaşar Bey’in elinden tutmuştur. Yaşar Bey Gazi İsa Bey’in torunlarındandır, caminin mütevellisidir, aynı zamanda anne tarafından Yahya Kemal’in akrabasıdır (ÇGSEH, s. 9).

Yahya Kemal mezarlıktan yine Humbaracı Yaşar Bey’in elinden tutarak ayrılır. Defin töreninden sonra, Yaşar Bey’in oğulları Emin Bey ve Ekrem Bey’le beraber Yahya Kemal bir arabaya bindirilerek ailenin Humbaracı konağına 5-6 km uzaklıktaki Butel Çiftliğine gönderilirler (ÇGSEH, s. 10). Bu çiftlikte günümüzde Üsküp şehir mezarlığı bulunmaktadır.

Yahya Kemal hatıralarının “İstanbul’a İlk Gelişim” başlıklı bölümünde, Humbaracı Yaşar Bey’den genişçe bahseder (ÇGSEH, s. 66-67). Onu büyük annesinin (Adile Hanım) halası oğlu olarak niteler. Sermet Sami Uysal’a göre büyük annesinin teyzesinin oğludur. Humbaracı Hanedanının reisidir. Paşa Yiğit’in soyundan gelir. Gazi İshak Bey ve Gazi İsa Bey vakıflarının mütevellisidir. Geniş çiftlikleri vardır. “Tam mânâsiyle Osmanlı, Müslüman ve Üsküplü bir adamdır. Evlâd-ı fâtihân’dan ve asırlardan beri eşraftan olduğu hâl ü şânından belli olur.” Bir çiftçi Bey gibi yaşar, okuması yazması azdır, ama tarih ve tasavvufa meraklıdır. Edib bir kimsedir. Üsküp’ün haydamak eşrafına (zamanını boşa geçiren, yan gelip yatan takımına) benzemez. Konağında edep, ahlâk, sükûnet ve vakar hakimdir. Hanımı Eşref Hanım da Üsküp’ün ileri gelen beylerinden birinin kızıdır ve Yahya Kemal’in annesinin arkadaşıdır. Yaşar Bey’le hanımının iki oğlu ve bir kızı vardır (Bu, Yahya Kemal’in 1902 yılına kadar Üsküp’te kaldığı döneme ait bir bilgidir). Oğullar Yahya Kemal’den bir yaş büyük olan Emin (d. 1883) ve Yahya Kemal’den bir yaş küçük olan Ekrem’dir (d. 1885). Okumaya meraklı ve munis bir çocuk olduğu için Yahya Kemal, Ekrem Bey’le daha iyi anlaşır. Yaşar Bey’in bir de kızı vardır (Yahya Kemal onun adını vermez. Yiğit Kumbaracı’dan bu çocuğun 1895 doğumlu Makbule Hanım olduğunu öğreniyoruz. Makbule, Yahya Kemal konağa yerleştiğinde henüz 4-5 yaşındadır.)

Annesinin ölümünden 1 yıl sonra babası yeniden evlenince, Yahya Kemal eve yeni gelen üvey anneye intibak edemez ve huzursuzluklar başlar. Ailesi ile geçimsizliği artınca 1899 yılında Selanik İdadisine yatılı öğrenci olarak gönderilir. Burada ağır bir hastalığa yakalanır. 1900 yılında Üsküp’e döner. İyileşince Üsküp İdadisine tekrar başlar (YKH, s. 34)[7].  Aile içi geçimsizliğin sürmesi nedeniyle anneannesi Adile Hanım’ın teyze oğlu olan Humbaracızâde Yaşar Bey’in evlerine yakın bir yerde, İshak Bey camiinin kuzey tarafında bulunan konağında kalmaya başlar. Humbaracı Yaşar Bey, Yahya Kemal’in anneannesi Adile Hanımın annesi olan Nuriye Hanımın kız kardeşi, Yıldız Hanımın oğludur. Böylece Adile Hanım ve Yaşar Bey teyze çocuklarıdır (DYYK[8], s. 398). Yazları da Üsküp’e 5-10 km uzaklıkta bulunan yine Yaşar Bey’in Butel çiftliğinde kalır. Yaşar Bey’in eşi Eşref Hanım Yahya Kemal’in annesi Nakiye Hanımın yakın dostu olduğu için Yahya Kemal’e bu konakta hiç yabancılık çektirmez (SSU, s. 18-19).

Ancak bu durum çevrenin dikkatini çeker. Humbaracılar, ailesine isyan eden bir genci kollar ve zımnen bu isyanı destekler duruma düşmüşlerdir. Humbaracı Yaşar Bey, Yahya Kemal’in anneannesi Adile Hanım ve babası İbrahim Naci Bey’le konuşursak, artık 17 yaşına gelmiş delikanlının İstanbul’a gönderilerek, lise eğitimini orada tamamlamasını kararlaştırırlar. Böylece Yahya Kemal Nisan 1902 tarihinde trenle Üsküp’ten İstanbul’a gönderilir. Yahya Kemal bu hazırlığı hatıralarında şöyle anlatır:

“Vaziyetimin düzelmesi için İstanbul’a gönderilip tahsil etmem projesini Yaşar Bey hazırladı. Büyük validem Âdile Hanım’ın ve babamın muâvenetini o tanzim etti. Nihayet yol tezkerem yapıldı; üstüm başım düzeltildi. Büyük vâlidem ve babam elime bir mikdar para verdiler. Kendilerinin ellerini öptüm. Üçüncü mevki bir tirene bindirildim. İstanbul’a hareket etdim. O zaman tirenle Üsküp’den İstanbul’a gidenler geceyi Selânik’de geçirirler ve sabah erken İstanbul tirenine binerlerdi. Selânik’e vardım. İstasyonda amcam Ali Bey’i gördüm. Fakat onun evine gitmedim. Geceyi istasyon civarında, Selânik Oteli’nde geçirdim. Ferdası sabah İstanbul tirenine bindim.” (ÇGSEH, s. 67). Tarih Nisan 1902’dir. Yahya Kemal Selânik’ten sonra Siroz, Drama, İskeçe’yi geçerek İstanbul’a ulaşır. Hayatının sonuna kadar kendisine, bir daha bu güzergahtan geçmek kısmet olmayacaktır.

Humbaracı Yaşar Bey, Yahya Kemal’in Üsküp yıllarında kendi 3 çocuğunun yanında yeğeni Yahya Kemal’e de sahip çıkan, Üsküp’teki evlâd-ı fâtihan vakıflarını dirayetle idare eden ve belki de atalarından tevarüs ettiği sancak beyliği ruhunu 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde sürdürebilen bir insandır.

Yaşar Bey Üsküp’teki sorumluluklarını oğlu Emin Bey’e bırakarak, 1912 yılında İstanbul’a taşınır. 1919 yılında İstanbul’da vefat eder.

Üsküp’ün Son Sancak Beyi: Humbaracızâde Emin Bey

Yahya Kemal, 1921 yılında yayınlanan “Karanlıkda Uyanan Biri”[9] başlıklı yazısına şu paragrafla girer:

“Üsküp eşrâfından bir gençle görüştüm. Bu genç Rumeli’yi fetheden ilk Türklerin torunlarındandı. Humbaracı-zâdeler adıyla anılan ailesi Fâtih devrinde Üsküp toprağına kök salmış, o toprakda büyük bir meşe gibi kocamış, ayrı ayrı hânedân dalları vermiş eski bir âile idi. Üsküp şehrinin ortasından akan Sereva kenarında köhne konaklarda otururdu. Cedlerinden kalma çiftliklerden başka İshâk Paşa gibi İstanbul fethinde surların üstüne Anadolu askerleri ile yürümüş olan bir paşanın; Îsâ Bey gibi bütün Tuna ve Sava boylarını fethetmiş bir Bey’in evkaafına mütevelliydi. Konağının hangi penceresinden baksa bu cedlerin câmi, medrese ve imâretlerinin kurşunlu kubbelerini görürdü.”

Yahya Kemal’in bahsettiği bu konak günümüzde de ayakta olan Humbaracı-zâde Yaşar Bey konağıdır. Görüştüğü genç de Yahya Kemal’in saydığı tarihî mirası ve sorumlulukları 1912 tarihinden itibaren üstlenmiş olan Emin Bey’dir.[10] Emin Bey Yahya Kemal’den bir yaş büyük olan ve onun çocukluk yıllarından beri tanıştığı Humbaracı-zade Yaşar Bey’in büyük oğludur.

Yahya Kemal’le Emin Bey arasındaki bu görüşme 1921 yılının Eylül ayında gerçekleşmiş olmalıdır. Zira Yahya Kemal o günlerde Sofya’dadır. Emin Bey de milletvekili olarak Belgrad Meclisinde görev yapmaktadır. Muhtemelen Yahya Kemal’in Sofya’ya geldiğini öğrenince o da Belgrad’dan oraya gelmiş ve çocukluk arkadaşı ve akrabası olan Yahya Kemal’le görüşmüştür.[11]

***

Humbaracı-zade Yaşar Bey Üsküp’teki sorumluluklarını oğlu Emin Bey’e bırakarak, 1912 yılında İstanbul’a taşınır. Emin Bey’den 2 yaş küçük olan oğlu Ekrem Bey zaten İstanbul’da görevlidir. Dolayısıyla Üsküp’te aileyi temsil sorumluluğu ve tarihî misyonu sürdürme görevi Emin Bey’in üzerine yüklenir.

1883’te doğan Emin Bey, ömrünün 29 yılını Üsküp’ün Osmanlı idaresinde kalabildiği dönemde geçirir. İlk, orta ve lise öğrenimini bu şehirde yapar. 27 yaşında iken 1910 yılında evlenir. 1912 yılına gelindiğinde Balkan Savaşı Üsküp’ü Osmanlı’dan koparmış, Balkan Türkleri 500 yıllık vatanlarında gurbeti yaşamaya başlamışlardır. Babası Yaşar Bey bu gurbet sancısına dayanamayıp İstanbul’a göçünce, 29 yaşındaki Emin Bey Butel ve Haraçina köylerinde bulunan büyük aile çiftliklerin başına geçer. Bunun yanında Üsküp’teki İshak Bey ve İsa Bey vakıflarının mütevelliliğini de yürütecektir.

Balkan Savaşlarının ardından kopan I. Dünya Savaşı bölgeyi iyice kasıp kavurur. Savaşın sonunda Balkanlar yeni bir şekil alır.  1 Aralık 1918 tarihinde Sırplar, Hırvatlar ve Slovenler Krallığı olarak adlandırılan, 1929 yılında ise Yugoslavya Krallığı adını alacak olan devlet kurulur. Başkent Belgrad’dır. Resmi diller ise Sırpça ve Hırvatçadır. Türkler ve diğer Müslüman topluluklar için zor ve çileli yıllar başlamıştır. Emin Bey’in üzerine diğer sorumluluklarının yanında, bir de siyasi sorumluluk yüklenmiştir: Mensup olduğu hanedanın dayandığı Türk milletini ve Müslüman toplumları Belgrad Meclisinde temsil etmek.

Ağustos 1918 tarihinde kuruluş çalışmaları başlayan ve kuruluşu 18 Aralık 1919’da Üsküp’te tamamlanan “İslam Muhafaza-yı Hukuk Cemiyeti” bu krallıktaki Türkleri, Arnavutları ve diğer Müslüman toplulukları temsil etme amacındadır. 1920’de düzenlenen seçimlerde parti 12 milletvekili çıkarır. Bunların arasında Vardar bölgesinden Üsküp Milletvekili seçilen Emin Bey de vardır. Halkını Belgrad’daki mecliste temsil eder. Cemiyet 1923 seçimlerinde 14 milletvekili çıkarır. Emin Bey tekrar milletvekili seçilir. Yani Belgrad meclisinde iki dönem milletvekilliği yapar.

Emin bey bu görevlerinde krallık idaresi ile iyi ilişkiler kurar. Ilımlı bir politika takip eder. Zira artık yabancı bir idare altında yaşamaktadırlar ve eski statüleri kaybolmuştur. Bir ara Üsküp Belediye başkanlığı da yapar.

1921-1929 yılları arasında Yugoslavya kralı olan I. Aleksandar Karacorceviç (1888-1933) Üsküp’e geldiğinde Emin Bey’in Butel Köyü’ndeki çiftliğinde ağırlanır. Emin Bey’in bu çabaları, Üsküp’ün mimari şaheserlerinden Vardar üzerindeki Taşköprü’nün batı kıyısında bulunan Burmalı Caminin yıkılmasını önleyemez. Bu caminin yerine Sırplar tarafından yapılan ve Kral’ın da katılımıyla 1928 yılında gerçekleşen Ordu Evi’nin resmi açılış törenine Emin Bey de davet edilir. Emin Bey törene katılır.

Emin Bey mezhep, din ve ırk ayrımı yapmadan herkese eşit davranan bir kişidir ve bu yönleriyle Üsküp halkı tarafından sevilmiş ve saygı duyulmuştur. Humbaracı-zade ailesinin vakarını korumayı bilmiştir.

Üsküp, II. Dünya Savaşı yıllarında da hayli yıkıma uğrar. 1941 baharında Bulgaristan Almanların izni ile Üsküp’ü işgal eder. 9 Eylül 1944’te Bulgaristan’da yapılan komünist darbe ile Bulgarların buradaki baskısı zayıflar.  Bu dönemde Almanlar şehri terk etmek üzere iken Eylül 1944’te, 13 Üsküplü ünlü kişiyle birlikte Emin Bey’i de şehrin idaresine getirirler. 13 Kasım 1944’te Üsküp işgalden kurtulur. Emin Bey bu dönemde Üsküp Emniyet Müdür Yardımcılığı görevini üstlenir. Bu sırada Vardar üzerindeki Taşköprü’yü yıkmak isteyen Alman ordusunu, subayları ile görüşerek bu yıkımdan vaz geçirir. Yine bu sırada şehre girip karışıklık çıkarmak isteyen ve mevcutları 15 bin kişiye ulaşan milliyetçi Arnavut milislerini (Balli Kombëtar) bu isteklerinden vazgeçirir.

Savaş bittikten sonra Üsküp’ün selameti için yıllarını veren bu Humbaracızâde ailesinin son beyi, Komünist yönetim tarafından 24 Mayıs 1948’de 10 yıla mahkûm edilerek zindana atılır. Ardından Butel ve Haraçina köylerindeki çiftliklerine devlet tarafından el konulur.

Hapiste hastalanan Emin Bey 1953 yılında Türkiye’de tedavi olması için hapisten çıkarılır. Hiçbir mülkü kalmamasına rağmen, 500 yıllık ırsiyet bağıyla bağlı olduğu vatanına 1958 yılında geri döner. Burada dört yıl daha yaşadıktan sonra 1962 yılında atalarına kavuşur. Kabri, eskiden çiftliği olan Butel mezarlığındadır.[12]

***

Emin Bey’le Yahya Kemal’in Sofya’da görüşmelerinden yukarıda bahsetmiştik. Yahya Kemal söz konusu yazısında, Üsküp’ün Türklüğüne dair pek çok örnek verir. Halkın giydiği kıyafetler ve giyim tarzları, İkinci Murad devrinin Türkçesiyle konuşmaları, gençlerin giyim kuşamları, Yeniçeri Ortasını andıran yaşantıları, eğlence tarzları, bu şehrin Bursa ile yarışacak şekilde koynunda misafir ettiği veliler, halk arasında kadim hiyerarşinin devamı, ağa ve bey ünvanlarını tarihi arka planları ile kullanmaya devam edişleri, İstanbul ve Bursa’daki selâtin câmilere benzeyen camilerle şehirlerini bezemeleri, medreseler, tekkeler, bedestenler ve “Ben Türk’üm!” diye her an seslenen bir Üsküp çarşısı… Selânik ve İstanbul’dan gelen eşyayı, yeni kelimeleri, yeni şarkıları alafranga sayan, kadim ananeye bağlı Üsküp’e has bir Türklük anlayışı…

Ve tabii bütün bunlara rağmen II. Abdülhamid döneminin Arnavutlara tanıdığı imtiyazlar ve verdiği değer sebebiyle, Üsküplülerin Arnavutluğa özenmeye başlamaları… Bunun üstüne “câhil İstanbullunun da Üsküp’ü bir Arnavut şehri” olarak görmesi eklenince, Türklük arka planda kalmaya başlar. Yahya Kemal bu anlayışı daha çarpıcı anlatmak için şu satırları yazar:

“Bundan 20 sene evvel[13] Üsküp halkı Belediye Reisini, Vâlî Hâfız Mehmed Paşa’yı istememek dâiyesiyle bir ihtilâl çıkarmış. Mithat Paşa’nın ihtilalci hocalarından İdris Hoca’nın peşine takılarak Sultan Murad Câmiine kapatmıştı. Yıldız bu ihtilâlden ürkmüş, Üsküp’ü Arnavudluğun merkezi sandığı için -sonraları sadrazam olan- Hakkı Bey’i, Mahmûd Es’ad Efendi’yi ve daha birkaç Bâbıâlî siyâsîsini heyet hâlinde göndermişti. Hakkı Bey Üsküp’e gelmiş, pâdişah nâmına eşrâfı dâvet etmiş, nasihate koyulmuş; lâkin dikkat etmiş ki bu eşraf Türkçe konuşuyor da Arnavutça bilmiyor, isyânda çizmeden yukarı çıkmıyor; Üsküplülerin Arnavud olmadıklarının farkına varmış ve derhâl hiddetlenmiş: ‘Biz de sizi Arnavud zannediyorduk, çıkınız buradan!’ diye kovmuş. Üsküplüler Arnavud olmadıklarına yanıyorlardı.” (ÇGSEH, s.47-48).

Son Sancak Beyi’nin Butel Mezarlığındaki kabri. Yalnız, mahzun ve bakımsız.

Yahya Kemal, Emin Bey’le konuşmasını sürürken ondan şu cümleyi işitir: “Meğerse Rumeli’nin en asîl, en metîn, en sağlam unsuru Türkmüş!” Yahya Kemal bunu nasıl anladığını sorunca Emin Bey, 1908 devriminden sonra burada yaşananları özetlemeye başlar. Türkler Rumeli’den çekilince burada kalan unsurların hâkimiyet sıfatına layık olamadıklarını, Türk devrinde Türk’ün esamesi okunmadığını, her kahramanlık ve faziletin Arnavutlara bağlandığını, Avrupalıların kışkırtmasıyla Arnavutların ayrı devlet fikrine kapıldıklarını, Başkım cemiyetleri kurarak silahlı mücadele ettiklerini, hatta aslen Türk olan gençlerin de bu akıma kapılarak Arnavut isyanına katıldıklarını, sonunda Rumeli’nin parçalandığını söyler. 1908’den 1921’e kadar  geçen on üç senede, bilhassa Türk idaresinin 1912’de Rumeli’den çekilmesinden itibaren, bütün Müslüman unsurların darmadağın olduklarını, yapılan seçimlerde bile bir birlik sağlayamadıklarını ifade ettikten sonra, sözlerini şu çarpıcı cümlelerle bitirir:

“Zaman geçtikçe meydana çıkıyor ki o tumturakdan, âlâyişden, böbürlenmekden âzâde yaşayan Türk milliyeti demirden bir kitleymiş. Türk memleketinin asıl sırrı Türk’teymiş. Arnavud’u, Çerkez’i, Kürt’ü hâkim ve metîn bir millet kitlesi eden Türk mayasıymış. (…) Türk bu milletin Müslüman unsurlarını birleştirmek için Allah tarafından bir mevhibe imiş. O giderse Arnavutlar, Kürtler, Çerkezler çil yavrusuna dönerlermiş. (…) On üç senede Türk’ün büyük bir millet olduğunu anladık, zaman geçtikçe daha ziyâde anlayacağız zannediyorum. Uyandık, lâkin karanlıkda uyandık.” (ÇGSEH, s.47-48).

Bu sözleri ve yaptıkları ile Kumbaracı-zade Emin Bey’in, yazı başlığı yaptığımız “Üsküp’ün son sancak beyi” nitelemesini fazlasıyla hak ettiğini düşünüyoruz…

***

Emin Bey’le ilgili bir başka anekdot da Humbaracı-zade ailesinin damadı, Emin Bey’in kız kardeşi Mahmure Hanımın (1902-1967) eşi Fevzi Tara’ya (Hacıhamziç, 1900-1975?) aittir. Fevzi Tara ve Emin Bey İkinci Dünya Savaşı öncesinde bir yaz günü akşam üzeri, Humbaracı-zadelerin Butel Çiftliğinde çiçek bahçesinde, şadırvanın kenarında sofrada oturmaktadırlar. Bir taraftan yer içerken bir taraftan da sohbet ederler. Türkler Rumeli’den çekilmiş, Üsküp Yugoslav Krallığı idaresindedir. Dolayısıyla Türkler ve Müslümanlar ikinci sınıf vatandaş durumuna düşmüşlerdir. Fevzi Tara aklına takılan şu soruyu Emin Bey’e sorar:

“Emin Bey, biz bu Hristiyanları o satvetli zamanlarımızda dinimize geçirmeden niye böyle bıraktık da şimdi çilelerini çekiyoruz?”

Emin Bey keyiflenerek şu cevabı verir:

“Haa, şaşarım aklına Fevzi. Birbirimize mi reaya olacaktık?”

Bu cevapta resmen olmasa bile fiilen ve ruhen Üsküp’ün son sancak beyi olmanın verdiği tarihi gelenek konuşur. Osmanlı döneminde, Müslüman olmayan ahaliye özellikle reaya[14] denilirdi. Tabii bunlar Müslümanların tabi olmadıkları birtakım vergileri de ödemekle yükümlü idiler. Emin Bey herkes Müslüman olursa vergiyi kimden toplayacaktık demek istemektedir.

Fevzi Bey o zaman söyleyecek söz bulamaz. Ama bu konuşmadan birkaç sene sonra, Yugoslavya 18 Nisan 1941 tarihinde gerçekleşecek Alman ve İtalyan işgali tehlikesi altında iken bir Yugoslav Kurmay albayının söyledikleri, Fevzi Bey’i tekrar eski düşüncesine döndürür. Üsküp çarşısında bir öğle vakti avukat arkadaşları Voya Çukiç ve Lubçe Stamenkoviç yanlarındaki bir albayla sohbet etmektedirler. Oradan Fevzi Bey’in geçtiğini görünce ısrarla onu da masaya çağırırlar. Fevzi Bey’i Kurmay albaya takdim ederler. Albay Fevzi Bey’e şunları söyler:

“Bilmiyorum Türklere nasıl beddua edeyim, buraları alırken niye hepimizi Müslüman yapmadılar? Ben bugün bir kulübeyi kurarken içimde korku duymaktayım. Alman istilasından ve Musollini’nin savurduğu tehditlerden endişeliyim. O takdirde (şayet Müslüman olsaydık) Tuna boylarından ve Hazar Denizinden Atlas kıyılarına kadar Avrupa’ya karşı 100 milyonluk dev bir devlet olurduk.”[15]

Fevzi Bey Yugoslav kurmay albayının söylediklerini haklı bulur.

Ama tarihi süreç açısından da Emin Bey haklıdır:

“Haa, şaşarım aklına Fevzi. Birbirimize mi reaya olacaktık?”

NOT: Anagörseldeki foto: Humbaracı Yaşar Bey (solda), oğlu Ekrem (ortada) ve muhtemelen Yaşar Bey’in Kardeşi Kemal Osman Bey (sağda).

Kaynaklar

[1] https://www.facebook.com/groups/692799110842806/posts/8870686796387289/ (Erişim: 01.05.2025)
[2] Yiğit Kumbaracı, “Kumbaracı Ailesi ve Emin Bey”, Köprü Kültür Sanat Dergisi, S. 7, Üsküp, Ocak-Mart 2005, s.26.
[3] Nalan Karagöz, “Üsküp’de Bir Osmanlı Mutasarrıfı: Ali Hıfzî Paşa ve Bardovça’daki Konağı”, Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, 38, (2022): 87-117. (Bu makalede 1822-1843 yılları arasında Üsküp mutasarrıfı olarak atanan Ali Hıfzî Paşa’nın (1793-1852) annesinin de Humbracızadelerden olduğu belirtilir. s.92-93.)
[4] Yiğit Kumbaracı, “Kumbaracı Ailesi ve Emin Bey”, s. 26.
[5] Yahya Kemal, Çocukluğum Gençliğim Siyâsî ve Edebî Hatıralarım, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1973. (Kısaltma: ÇGSEH)
[6] Kemal Bey isimli birisiyle evli. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’a göç ediyor. Bu isim Yiğit Kumbaracı’nın şeceresinde yok. Fevzi Tara’nın anılarında var. (Altan Deliorman, “İbretli Bir Hayat Hikâyesi”, Yugoslavya’da Müslüman Türk’e Büyük Darbe, 2. Baskı, Bayrak Babım Yayım Tanıtım, İstanbul 2011, s.270.
[7] Nihad Sami Banarlı, Yahya Kemal Hatıralar, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1960, s.15. (Kısaltma YKH)
[8] Sermet Sami Uysal, 125. Doğum Yılında Değişik Yanlarıyla Yahya Kemal, Bilge Kültür Sanat, İstanbul Ekim 2009.
[9] Yahya Kemal, “Karanlıkda Uyanan Biri”, Dergâh Mecmuâsı, 20 Teşrinisâni 1337 (20 Kasım 1921).
[10] Bu gencin Emin Bey olduğu bilgisi Sermet Sami Uysal, Şiire Adanmış Bir Yaşam Yahya Kemal Beyatlı, Bilge Kültür Sanat, İstanbul 2006, s. 81’den naklen şu kaynakta da vardır: Sevim Nilay Işıksalan, “Yahya Kemal’in Ahmet Âgâh’lı Yılları ve Üsküp”, Ahi Evren Üniversitesi SBE Dergisi, C.2, S.1, Kırşehir 2015, s.14.
[11] Yahya Kemal’in Bulgaristan seyahati: Yahya Kemal 1921 Yaz sonu ve Eylül’ünde Sofya’ya gelir. 22 Eylül 1921 tarihinde Sofya’da Bulgar şairi Türk düşmanı İvan Vazof’un (Filibe 1850-Sofya 22 Eylül 1921) cenaze törenine şahit olur. Muhtemelen burada iken “Karanlıkda Uyanan Biri” başlıklı yazısında “Üsküp eşrafından bir genç” diye bahsettiği Humbaracı Yaşar Beyin büyük oğlu Emin Bey’le görüşür. Bu görüşme Sofya’da 1921 Eylül sonu veya Ekim başı gibi gerçekleşmiş olmalıdır. Zira yazı Dergâh dergisinde Kasım ayında yayınlanmıştır.  Üsküp’ün, Balkan Savaşı sonrası elden çıkışından itibaren içine düştüğü durumu onun ağzından dinler. Üsküp fatihi Paşa Yiğit Bey’in oğlu İstanbul fethinde bulunmuş İshak Paşa’nın ve onun oğlu İsa Bey’in soyundan gelen bu kişi, o yıllarda İsa Bey vakfının mütevellisidir ve aynı zamanda Yugoslav Krallığı parlamentosunda milletvekilidir.
[12] Yiğit Kumbaracı, “Kumbaracı Ailesi ve Emin Bey”, s. 27-28.
[13] Yazı 1921’de yayınlandığını göre 1900-1901 senesinde olmalıdır. İK.
[14] reâyâ: Osmanlı Devleti’nde halkın vergi ve haraç veren, genellikle toprakla uğraşan gayri-müslim kısmı.
[15] Altan Deliorman, “İbretli Bir Hayat Hikâyesi”, Yugoslavya’da Müslüman Türk’e Büyük Darbe, 2. Baskı, Bayrak Babım Yayım Tanıtım, İstanbul 2011, s.270-271.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir