Zaman Değişse de Gerçek değişmez

İnsan bazen ömrünü nasıl geçirdiğinin gerçeği ile yüzleşmemek için kendini kandırmanın yollarını bulur: “Devir değişti, hem ben de herkes gibiyim” der. Böyle söyleyince insan olmanın sorumluluklarından sıyrıldığını, gerçeğin ağırlığından kaçabildiğini sanır. Hâlbuki zamanın değişmesi, insanın değişmeyen gerçeklerini etkilemez. Ölüm, çağlar ilerlese de hep hâlâ aynı ciddiyetle karşımızdadır; ayrılık yine aynı ayrılıktır. İnsanın kalbi, bu gerçeğe hazırlanmamız gerektiğini bize fısıldar.

Beden gücümüzün, şan ve şöhretimizin sınırlılığı da bunu bize hatırlatır: İnsan ne kadar imkâna kavuşursa kavuşsun kırılgandır; etten ve kemikten ibarettir; ne kadar zenginleşirse zenginleşsin, bir yönü daima eksiktir. Bu zayıflık, modern hayatın parıltısıyla ve şatafatıyla gizlenmiş gibi görünür ama aslında yerli yerinde aynı durmaktadır. Eskideki insanlar için yoksulluk ekmek bulamamaktı; bugün ise çoğu zaman insan anlam bulamamaktadır; artık insanlar maddi zenginlik içinde manevi olarak fakirdir. Eskinin güçsüzlüğü bedensel yorgunluktu; bugünün güçsüzlüğü ise ruhun yorgunluğunda saklıdır. İnsanlık yolculuğunu hızlandırdı ama bu hız bizi daha güçlü yapmadı; aksine, nereye gittiğini unutan bir koşucuya çevirdi. Bu sebeple insan kendine “biraz dur, dinlen, nereye bu yolculuk?” demesi gereklidir.  

Aldatıcı diğer söz de şudur: “Ben de herkes gibiyim.” Kalabalığın içinde olunca, gerçeğe olan yolcuğun yükünün hafiflediği sanılır. Oysa insan mezara kadar kalabalıkla yürür; o eşikten geçince herkes kabir kapısından geri döner ve kişi kendi hakikatiyle baş başa kalır. Bu yüzden “herkes böyle yaşıyor” düşüncesi bizi derinden teselli edemez. Dünyada birlikteyiz belki ama öte tarafın kapısı yalnız iyi davranışlarla açılır.

Belki de bu yüzden insan, kendini oyalayan kalabalıkların değil, onu uyandıran gerçeklerin peşine düşmelidir. Çünkü değişen zaman değil, zamanın içindeki meşguliyetlerdir. Bugünün modern insanı geçim derdi ve dünyanın meşguliyeti içinde kaybolmuştur. Değişmeyen ise insanın kendisiyle, kısacık ömürle ve sonsuzluk isteğiyle yaptığı o büyük yüzleşmedir. Bu yüzleşmeden kaçmak mümkün değildir; fakat ona hazırlanmak mümkündür. Gerçek özgürlük de belki bu hazırlığın farkına varmakla başlar.

Metin KAZAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir